6.Bölüm Safiye de Okullu olmuş

6.Bölüm

 Safiye de  Okullu olmuş

1940 yılı Eylül ayının ortası. Pazar’da okulların açılmasına bir hafta kala  İban Dayının  heyecanını  görmek gerekiyordu.

Eylül ayının ilk haftasıydı. İban Dayı evinin yakınındaki tarihi Sinan Paşa camiinde sabah namazını  kılıp gelmişti. Karısı Fatma Hanım sıcacık Tarhana çorbasını  sofraya koyduğu zaman  14 yaşına  gelmiş olan Sadık, ablası  Hemide  ve Safiye de sıcacık çorbadan kaşıklamak için yer sofrasına oturmuşlardı. Safiye özellikle  babasının tam karşısına oturmuştu. İban dayı  artık altmış yaşını geçmiş bir  insan olarak sofrada bağdaş kurup otururken bile zorlanıyordu. Tam da oflaya puflaya  sofraya oturmuştu ki, Safiye’nin saf saf kendisine baktığını anladı. En küçük ve en temiz  kalpli dediği bu kızın  isteklerine karşı o kadar  zayıf hissediyordu  ki İban dayı, O’nun gene kendisinden bir şey isteyeceğini anladı. Safiye  babasından bir şey isteyeceği zaman  hep böyle babasının tam karşısına dikilir veya  babası oturuyorsa tam karşısına otururdu. Bu da  O’nun babasından bir şey isteyeceği anlamına geliyordu. Bu  davranışı da sadece babasına  karşı  yaptığı  bir şeydi. Annesinden ve  ağbi ve ablalarından bir şey isterse  böyle yapmıyordu. Onlara sadece istediğini söyler  gözlerine bile bakmazdı. Babasının gözlerinin içine bakması  O’nu ne kadar sevdiğini gösteren  safça bir duyguydu 7 yaşındaki bir kız için. Safiye’nin kendisine baktığını hisseden İban Dayı, “Söyle bakalım Safiye” dedi. Sesinde  o güne kadar  duyduğu sevgiden daha derin  hissettiği bir sevgi vurgusu aktı İban dayının içine doğru. İban dayının bu sözü üzerine  sofrada  bulunan İlkokulu yeni tamamlamış Ağbisi  Sadık, ablası  Hemide ve  annesi  hep birden  önce Safiye’ye ne diyecek diye baktılar sonra  üçünün bakışı da Safiye’ye kaydı. Safiye en temiz ve  masum tavrı ile  ama  kararlı ve kendine  has özgüvenle “Okullar  açılacak beni okula yollayacak mısın?” dedi. İban dayının   esmer  ve asık suratı   gülmeye başladı. İban dayı gülünce  daha sevimli oluyordu. Gülmesi  biraz daha artarak kahkahaya dönüştü. Sonra  el hareketi ile  “gel” işareti yaptı.  Safiye diz üstüne oturduğu yer sofrasından kalkarak babasının yanına  oturmak istedi. İban Dayı Safiye’ye  gel dizime otur diye  dizini şaplattı. Sonra O’nu sevgiyle  öptü. Bununla yetinmedi bir daha  şiddetli ve açıkça gösterdiği sevgiyle öptü.Başkalarının yanında olsa ayıplarlar diye  bunu yapamayacak olan  İban dayı  evde  bu biricik kızına sevgisini  son noktasına   kadar  gösteriyordu.  “Tabii ki kızım, seni yollamayacağım da kimi yollayacağım ben” dedi. Sadık, Hamide ve  Fatma  Hanım  gülerek baba kızın sevgisine ortak oldular. Hemide okumamıştı ama kardeşinin okumasını  gerçekten isterdi. Babasının  kız  erkek ayırımı yapmadan  Safiye’ye  “Seni okutacağım” demesi  ailenin babaya olan sevgi ve saygısını  artırdığı  kesindi. Safiye’de gülerek babasına sarılarak öptü. Babasının yaptığı gibi o da babasını tekrar  tekrar öptü “Aslan  babam” dedi. Sonra da elini öptü. Kalktı yerinden annesine  sarıldı. Annesi de  öptü Safiye’yi sonra ağbisi ve ablası da  kucakladılar. Uçar ailesi sevinçten uçuyordu adeta… 

Safiye neşe ile  tarhana çorbasından yudumlarken  ağbisi, ablası ve annesi ile babası  O’na  sevgi ile bakıyordu. İban dayı  içinden ona dualar okuyordu. Nedense bu en küçük kızını  55 yaşında kendisine bahşeden Allah’a her  zaman dualar ediyordu. Fakir ama mutluydular ve  az ama öz  topraklarından elde ettikleri  ürünlerle  geçinip gidiyorlardı. İban dayı  çorbasını kaşıklarken  bir yandan da  acı tatlı geçen hayatlarının  güzelliğine, az ile yetinen  bir vatandaş olmanın sevincini yaşıyordu. Aç gözlü değildi. Ailesini, vatanını, milletini seviyordu. Bu sevgi ile ayakta kalıyordu. Altmış iki yaşına gelmişti. Cuma vaazında Hoca Peygamberin altmışüç yalında  öldüğünü  söyleyince bizde  artık  ölüme yaklaşıyoruz diye düşünmüştü.

Sabah çorbası neşe içinde çorbaya ekmek doğranarak yendi.Sonra hep beraber tarlaya gidilerek günlük çalışma yapıldı. Öğlene doğru  hep beraber  çıkınlarını  açarak  yemeklerini  yediler. Patates haşlaması, yumurta haşlaması, ayran  kepekli undan  mahalle fırınında yapılan ekmek. Onların kendilerini  Kral sofrasında  gibi hissetmelerine sebep oluyordu. İban dayı çocuklarına   ve  eşine sevgi ile bakarken tarlanın kenarında yeşillik alanda  ağacın altında  kurdukları  sofrada  “Kanaat en büyük zenginlik” diye düşündü. “Ben zenginim “ dedi. Sonra tekrar  çocuklarına baktı. Özellikle Safiye’ye baktı. Sabah babasının “Seni okula göndereceğim” dediği zaman  çok sevinmiş, moral bulmuş, öpücüklerde  onu  oldukça motive etmişti. İban dayı  patates haşlamasını ve  yumurta haşlamasını iştahla yiyen Safiye’ye baktı. “Demek sevgi insana bu kadar çok moral oluyor” dedi. Bu yaşa kadar bunun farkına pek varamadığından  dolayı kendine  önce kızdı. Sonra kızmakla   bir şey elde edemeyeceğini anlayınca  keyiflendi. Tarlada yaptıkları iş de nerede ise bitmişti. Sofradan kalktılar. Kalan  işlerini da tamamladılar. İban dayı  ve çocukları  tarladan  eve olan 3 km kadar yol boyunca neşe ile evlerine döndüler. Onları evlerine dönerken bu kadar neşeli ve   gayretli gören Pazarlılar “Büyüksün İban dayı” diye  içlerinden  bu aile  mutluluğuna   gıpta ile bakıyorlardı. İban dayı Pazarlı  hemşerilerine  baktığı zaman bunu hissediyordu.

İban Dayı  ikindiyi evinin yanındaki Sinan Paşa  camiinde kıldıktan  sonra  yavaş yavaş yürüyerek  çarşıya çıktı. O kadar  yaşlı hissediyordu  ki kendisini, evi ile  çarşı arasındaki  birkaç yüz metre  yolu bile  yürürken yoruluyordu. Üç evlat  sahibi olmak , uzun  aradan  sonra  55 inde yeniden  baba olmak kolay mıydı? Bunları düşünerek ağır ağır  çarşıya çıktı  yaşlı kavlağan ağacının altına oturunca ikindi serinliğinde  derin bir oh çekti. Kahvehanenin bahçesine  oturdu. Dalgın dalgın etrafını seyretmeye başladı.

Ülkenin durumunu düşünmeye başladı. Radyo haberlerinde  çıkabilecek dünya savaşından, genç Cumhuriyetin bu savaşa girmesi halinde ülkenin  daha kötü olabileceğinden bahsediliyordu. İsmet Paşa  Savaş istemiyor  ve  Ülkemizin daha da ilerlemesi için ekonomik kalkınmaya  önem veriyor, halka çocuklarını  okutmaları ve  çocuklarını okutanlara her türlü desteği vereceklerini anlatan  radyo konuşmalarını  radyolar yayınlıyordu.

Birden aklına  sevgili kara kuru, kendisi  gibi esmer kızı  Safiye geldi. Ne kadar da masum   bir şekilde okula gideceğini  öğrenince babasına  sarılarak  öpmüş ve “Babam beni okutacak demişti”  İban dayı bunları düşününce hüzünlü hali birden neşeye döndü. Çevresindeki  insanlara gülümsedi. Yanına gelen oturan köyün delisine bir çay ısmarladı. İçinden  “Yaşa sen Safiye kızım” dedi.

Bir an hayallere daldı. Kızı  okumuş öğretmen olmuş, çocuklara önce okuma yazma  öğretiyor, sonra onlara  kitaplar hediye ediyor, onları  iyi niyetli, saf temiz kalpli kalpleri insan  sevgisi ile dolu  insanlar  olarak   yetiştirmenin   geliştirmenin derdinde   olarak esmer  ince bedeni ile bir çalıkuşu gibi sekerek  okulun içinde oradan oraya  koşarken, bahçede  öğrencileri ile  oyunlar oynarken, istiklal marşı okurken, onlara  şarkılar ezberletirken  hayal etti. Bir  öğretmen babası  olmak  hayali İban dayıyı  o kadar  mesut etmişti ki, yumduğu gözlerini açınca yanında  birinin oturduğunu  fark etti Baktı. Bu Seyyid  Ahmet  idi.  O’na gülerek   bakıyordu. Elinde  bir defter vardı. Seyyid Ahmet “ Bizim Hüseyin bu sene  ikiye geçti de ona aldım” dedi. İban dayı   yeğeninin kocasına bakarken gülümsedi  “Yeni ve okuma yazma bilen ve  başkalarına da okuma yazma  öğretecek bilgi dolu  çocuklarımız olacak, torunlarımız  olacak, memleket gelişecek” dediği zaman  “ Yaşa be İban dayı “ dedi Seyyid Ahmet “Dedemiz Hz. Ali okuyanı da  çocuğunu okutanı da  çok severdi tabii” dedi.

Hava kararınca herkes evine çekildi Pazar’da  hava  karardığı zaman  herkes evine çekilerek  yatsıdan sonra  herkes uyumaya bakar, ertesi günün bereketi olan   zaman  sabah namazına kadar günün yorgunluğunu  atarlardı. ”İki günü  den olan ziyandadır”  diyen peygamberin sözünü tutarak yarınların  önceki günden daha  faydalı olmasını  hem yatsı  namazında  hem sabah namazı  duasında   dilerlerdi.

Pazar’da  bunlar olurken  1940’larda  Türkiye’de  ve dünyada  neler oluyordu?

15.Ocak.1940 Ankara Radyosu  Fransızca Yunanca ve Farsça Bulgarca  yayınlarının yanına İngilizce’yi de  ekledi.

18.Mart – Hitler  Mussolini ile İtalya’da  buluştu. İtalya  Almanya’nın yanında  savaşa girme kararı aldı.

17.nisan- Köy Enstütüleri Kanunu  Kabul edildi.

24.Nisan- Basın yasasına eklenen iki madde  ile  Ulusal  duyguları  inciten, ulusal  tarihi saptıran,  ülke güvenliği ile ilgili olarak yapılan  soruşturmalardan, alınan  önlemlerden  bahseden yazılar yazmak  yasaklandı.

10.Temmuz- Kağıt stoklarlarının azaldığı gerekçesi ile  gazetelerin sayfa sayısının sınırlandırılmasına  karar verildi.

24.Temmuz- Milli savunma bütçesine 64 milyon lira ek ödenek konuldu.

30 Temmuz – Yozgat’ta  deprem 12 köy yıkıldı 300 ölü,360 yaralı var.

22.Ağustos- Milli savunma Bakanlığının  gereksinmelerini sağlayan  sekiz fabrikada fazla mesai yapılmasına  karar verildi.

25.Ağustos- Alman savaş uçakları Londra’yı  bombalamaya başladı.

26 Ağustos- İngiliz Savaş uçakları Berlin’i bombalamaya başladı.

30 Ağustos-  Gençlerin spor yapması  için 53 ilde   gençlik kulüpleri kuruldu.

30. Eylül- Karabük Demir Çelik Fabrikasının  ilk  ürünü olan  pik demirin  bir bölümü Romanya’ya satıldı.

20 Ekim- Nüfus sayımı yapıldı. Ülkemizin nüfusu  17.820.950 olarak açıklandı.

5.Kasım. ABD Başkanlık seçimlerini  Franklin.D. Roosevelt kazandı.

18.Kasım Bakanlar Kurulu hava saldırılarına karşı  bütün kent ve kasabalarda  geceleri karartma yapılmasına  karar verdi.

1.Aralık –Geceleri Karartma  uygulaması  başladı.

İkinci Dünya Savaşının   başlangıcı olan  1940 yılında  ülkemizde ve dünyada bunlar olurken Pazar’da   bir kızın  okullu olma sevinci, babası  ailesinin sevincine de  böyle şahit oluyoruz.

 

İban dayının hayalleri bakalım gerçek olacak ve Safiye  öğretmen   olacak mı ? Hayat  hayal ettiğimiz  gibi mi  bizim hesap etmediğimiz  gibi mi yaşanacak. ROMANI OKUMAYA DEVAM EDİN SİZ EN İYİSİ.