UZAK DİYARLAR

UZAK DİYARLAR

“Dost yolunda bir adım, bin adımdan güzeldir.”

            İki gün önce bir garip rüzgâr bizi İstanbul’dan Tokat’a kadar getirdi.  Eş, dost, konu komşu, akraba, mahalleli, köylü, kasabalı, tanıdık bildik hemen herkes bir dost için uzak diyarlardan buralara kadar geldiler… İnsanın kapısına ölüm rüzgârı dokununca, bu rüzgârın kokusunu alan kim varsa o haneye koşuyor… Biliyorlar ki, o rüzgâr bir gün kendi kapılarına da uğrayacak ve bir daha uğramamak üzere kucağına aldığı bedeni alıp öteler ötesine götürecek…

            Dün Almus’ta öylesine bir gün yaşadık. Acıları, acılı olanları kucakladık. Ağladık, ağlaştık. Sonunda fani olanı, gerçek sahibi olan kara toprağa teslim ettik.

            Aslında bir kez daha gerçek hüküm sahibinin Allah (cc) olduğunu yakin olarak idrak ettik. Gözlerin buğulanması, Irak’tan, Almanya’dan, Fransa’dan; İstanbul’dan, Ankara’dan İzmir’den, Ardahan’dan ve Erzurum’dan gelen insanların yeniden acılarla halleşmesine, çocukluk hatıralarının canlanmasına, yüreklerde küllenmiş duyguların yeniden alevlenmesine vesile oldu. Eski günler dost yüzlerle yeniden hatırlandı, ta 1960’lara kadar uzandık kimileriyle, kimileriyle Almus Baraj Gölü olmadan yaşadığımız hatıraları bir nebze olsun paylaştık… Sonra bir köşeye oturup hem hatıralara, hem de kaybettiğimiz büyüğümüz için ağlaştık. Kim bilir belki de kendi geleceğimiz için de ağlaşmıştık. Buruk dudakların, nemli gözlerin sokakların tozunu yaladığı 23 Eylül, tam da kendine göre bir havanın ürünüydü.

            Suskun kabristanın hüzün dolu ağaçlarının güz yeliyle çıkardığı sesler,  ellerinde küreklerle dostlarını toprağın altına gömmek için yarışan insanların hatıralarını da alıp götürdü.

            Ta dumanlı dağlarının zirvesine, Asmalı Dağa, Yıldız Dağına, ötelerin ötesine… Yani Uzak Diyarlara taşıdı dün güz rüzgârları bilemediği, hatıraları, hayalleri, dostlukları…

            Yine da akşamüzeri yüreklerde garip bir serinlik vardı. Güz serinliği mi desem, akşam serinliği mi desem;  yoksa dünyanın dört bir yanından gelip yıllardır birbirini görmeyen nice dostların, nice akrabaların birbirlerine yeniden ısınmanın; dostlukları ve kardeşlikleri tazelemenin serinliği mi desem, bilmem. Bildiğim bir şey varsa,  günü gelince bize ayrılacak kara topraktan bir arsa…

            İşte o gün geldiğinde dostlarımdan, ne gözyaşı isterim, ne ağıt, ne ah u figan, yalnız tek şeye ihtiyacım var. Dua ve dostça kelam…

            Cenazesine gelemediğim bu dostlarımın başı sağ olsun. Ukbaya yolculuk eden dostlara da Allah rahmet eylesin. Mekânların cennet, ruhları şad oldun.

 

Mehmet Emin Ulu