SABIR

Yazar her yıl kitap yayınlıyor. Bunu da yayın evleri aracılığı ile yapıyordu. Son kitabının gereği kadar satamaması ve çeşitli nedenlerle yeni kitabının yayınlanması bu sefer 3–4 yıl gecikmişti. Aslında kitabı daha önce de çıkabilirdi yazarın. Ancak ne akraba çevresinde ne de iş çevresinde, ne arkadaş çevresinde para vererek kitap alıp okuma alışkanlığı olmadığından bir tane bile kitap satın almamışlardı, yazarın yakın çevresi.

Yayınevi de bir ticari kuruluştu. Kar amacı güderdi. Yazarın kitabı satacaktı ki gelecek gelir ile yeni kitapları basılsındı.

Yazarın çevresi, kitap satın almamasına rağmen, kitaptan para kazanıp kazanmadığını soruyor, hatta bazen kitapları biz satalım diye kitaptan 5-10 tane istiyor ama ne kitaplar ne de paraları geliyordu yazara ve yayınevine. Hatta toplu kitap alıp da parasını senelerce vermeyen sivil toplum kurumu yöneticileri bile oluyordu. Doğal olarak yayınevi de para gelmeyince yazarın yeni kitaplarını da basamıyordu.

Ama yazarın kitabını almayanlar yazar ile muhatap olduğu zaman, sanki yeni kitabı çıktığı zaman hemen 5–10 tane peşin alıp da çevresine dağıtacakmış gibi “Yeni kitabın ne zaman çıkacak” diyarlardı.

 

Yazar sabırla “sabredelim, elbet çıkar” dedikçe zaman geçiyor diyorlardı. Kitap almadıkları halde yeni kitabı merak ediyormuş görünen bu insanların peşin parayla, heyecanla sağlığa zararlı sigara alkol ve içi kimyasallarla dolu yiyecekleri almalarına hayret ediyordu yazar. Birazda bu yüzden fazla mecbur olmadıkça kimseyle muhatap olmamaya bakıyordu. Daha çok okuyor ve yazıyordu. Bu da onun daha çok gelişmesine sebep oluyordu. Esasında kitabı çıkarmak yayınevinin, alıp okumak okurun sorunuydu. O ise yazardı ve kimseye kitap temin etme zorunda değildi. Parasını vererek kitabı temin etmek okurun sorunuydu. Toplumumuzda her kes kendi işini başkasına yüklemeye pek meraklı olduğundan okur ve yayınevleri bile kendi görevlerini yazara yükleme derdindeydiler. Sanki yazarlara hakkından fazlasını veriyorlarmış gibi.

Yazar bir kitabı genç kardeşlerine tavsiye ettiği zaman “bize o kitabı vermesin ki, getirmesin ki” diyorlardı. Bu yüzden yazar kimseye kitap tavsiye edemez olmuştu. Şeyhten keramet bekleyen müritler gibi yazardan kitap yazmasını, bastırmasını ve kendilerine hediye etmesini bekliyorlardı. Kitap çıkınca da şöyle bir karıştırarak cebe atacaklardı ama karşılığını cepten vermeyeceklerdi. Kitabı da evde köşeye atacaklar veya kışın soba tutuşturacaklardı.

Yazara kahve içmeye gelen arkadaşı “kitap ne zaman çıkacak” dedi. Yazar, “1 tane kitabın parasını peşin ver çıkar” dedi. Boynunu büken arkadaşı “param yok valla olsa veririm” dedi.

Yazar işten evine giderken bakkala uğradı. Bakkal “kitap ne zaman çıkacak” diye sordu. Yazar “bakkal promosyon yap, 500 TL alışveriş yapana komşum yazarın bir kitabını vereceğim” de hem gazeteler, TV ler senden bahseder, reklamın olur” dedi. Bakkal valla güzel diyorsun da param yok, borcum çok” dedi. O zaman sizde benim gibi kitabın çımasını sabırla bekleyin dedi. Yazar tüm bu saçmalıklara sabretti, sabretti, sabretti.

Ayette “Allah sabredenlerle beraberdir” dememiş miydi?

Bakkaldan aldığı domates ve yumurtaları hanımı menemen yaparken o oturma odasında siyer kitabını açmış Peygamberin sabırla dolu hayatını okuyor, peygamberin sabrına hayran oluyordu.

Bu toplum bu peygamberi anlasa gerçek manada sevseydi sabretmesini bilir, peygamber gibi her şeyin değerini vererek alırdı. Hicrette satın alıp bindiği devesi Kavsa diye düşündü.

 

Oda cehalet ve cimrilikle dolu toplumun saçma sorularından masasının başına geçip meal ve siyer okumaya başlayınca sabır alemine hicret ediyor, sabırla yeni kitaplarını bekliyor, dilinden sabır, sabır, sabır, kelimeleri dökülüyor ve “Okumak gibisi yok” diyordu.

 

Sonra tekrar meal ve siyer okumaya dalıyor, Allah’ı ve Resulünü anlamaya bakıyordu.