MİRAS

Yazar alaylardan “okumak boş iş” diyen çocuklarının eşinin, kendine laf yetiştirmelerinden bıkmıştı. Akşam yemeğini yemişti. Odasına çekilmiş ve kitabını açıp okuyordu. Akşam yemekte eşi ve çocuklarının durmadan “falanca ev almış bizim yok, filanca araba almış bizim yok demelerinden bunalıyordu. Birisi ile kıyaslanmaktan çocukluktan beri hoşlanmazdı.

Annesi kendisini hem tarlada çalışan, hem ders çalışanlarla kıyaslar, “keşke sende tarlada çok çalışan insan olsaydın” derdi ama annesi bir gün o hem çok tarlada, hem de ders çalışan insanın bunalımlar geçirerek hem maddi hem manevi çöküntüye uğradığını görünce çocuğunu onunla bununla kıyaslamaktan vazgeçmişti ama oğlu 50 yaşına gelince bile annesinin bu kıyaslamasını asla unutamamıştı. 

Şimdi de anne ve babasının onu başkaları ile kıyaslamasını eşi ve çocukları yapıyordu. Bundan çok rahatsız oluyordu ama ailesi bundan vazgeçmiyordu. Hatta çocuğu çok güzel bir üniversite kazanınca eğitimli bildiği ama çok cahil olduğunun farkına o mesajı atana kadar varamadığı yakını diyordu ki, “Berber Ali oğlunu okutuyor da, sen mi okutamayacaksın” onu övüyor gibi görünen kurnazca bir mesajdı.

Ama resmen yazarı küçümseyen, aşağılayan bir berber Ali ile onu kıyaslayan bir mesajdı. “tebrik ederim, oğlunuz okulda başarılı olur, hayatta başarılı olur, maddi ve manevi her türlü desteği sağlarız” diye mesaj atacak yere akrabası öyle bir mesaj atmıştı.

Bu düşünceler içinde masasında kitabını okurken, lisede okuyan kızı çekine, çekine yanına geldi. Gene bir ihtiyaç için para isteyecek sandı adam. Kızına “gene ne var” der gibi baktı.

Kızı ‘Mehmet Hap’ı tanıyor musun baba’ dedi. Adam şaşırdı. Hayda, o da nerden çıktı.  Buda kızımın öğretmeni mi yoksa? Diye düşünürken kızı ‘vefat etmiş o adam’ dedi. Adam kızına hayretle bakmaya devam etti. Sonu nereye gidecek diye kızına bakarken kızı devam etti. “O adama ilk kitabını hediye etmişsin. O adam kitaplarını saklamış. Torununa bırakmış, torunu benim sınıf arkadaşım. Kitabını okumuş, seni tebrik ediyor” dedi.

Adam okuduğu kitabı hayretle bırakarak düşünmeye başladı. 10 yıldır kitaplar yayınlıyordu, ilk kitaplarını sponsorla yayınlamış, çevresine hediye etmişti. Hatta ilk kitabını hediye etmek istedikleri yaşlılar, ‘evladım biz yaşlıyız, kim okuyacak kitabı’ dedikleri zaman ‘Amca torununuz da mı yok, onlara hediye edin. Güzel bir miras olsun diye espri ile karışık vermişti. Unutmuştu bunları tabiî ki, sonra kitaplarını bir yayınevi aracılığı ile yayınlamaya başlayınca kimse kitabına para verip almak istememiş, ilk iki kitabını sponsorla bastırdığı ve hediye ettiğini ima ederek, ‘sen ilk kitaplarını hediye ederdin, cimri olmuşsun, bize kitap vermiyor ve getirmiyorsun’ demişlerdi. Kitaba para vermeyen toplum, ilerde kanser olacağını bile, bile sigaraya para harcıyordu. Ama çevresinde insanlar bedava kitap istemesine rağmen, yazarın kitapları internette önce onlarca, sonra yüzlerce satmıştı, o sabretmişti, halende sabrediyordu.

Kızının anlattıkları karşısında içinden

“Vay be, kitapları miras olan bir yazarımda haberim yok” dedi.

Sonra bırakmaya karar verdiği yazarlığa her türlü olumsuzluğa rağmen devam etmeye karar verdi. “İyilik yap denize at, denize at balık bilmezse Halik bilir” atasözünü hatırladı. Kendine “oku yaz, oku yaz, dede okumazsa torun okur, çevren alay ederse daha uzaktakiler, okur faydalanır. Çevrene bakma, okuyana anlayana bak” dedi kendine.

Sonra keyifle kitabını okumaya, ibadet hazzı ile “oku” emrini yerine getirmeye devam etti.

İçinde tarif edemediği bir huzur belirdi.

 

“boş konuşandan uzak dur, okumaya devam et” dedi. Kendine okudu, okudu, okudu ve yazdı. Sonra ne oldu. Onu da siz tahmin edin. Kimi battı der, kimi çıktı. İçinde ne varsa öyle yorum yapar. Sonucu Allah bilir.