GÜZEL ÜLKEMİN BİTMEK BİLMEYEN SAVAŞI AYDINLANMA…

“Aydın” sözcüğü dilimizdeki karşılığı ile “Işık alanı, ışıklı” anlamını taşıyan, kullanım alanlarının da zenginliğiyle dilimize anlam ve ifade güzelliği katan sözcüklerdendir.

             Bazen insanoğluna AD olur anımsanır. Bazen yaşam alanları olur… Ama insan beyninin kimyasında yer aldığı vakit, işte o vakit ki insanında, insanlığında tadına varıldığı vakitlerdir.

            Bu sözcük anlamıyla münhasır, insanlara giydirildiği zaman o kişiler okumuş, kültürlü, ileri görüşlü insanlığın ve ülkesinin sorunlarını yazılarıyla fikirleriyle, söyleşi ve etkinlikleriyle dillendiren, olumsuzluklara çözümler üreten kişiler olarak ortaya çıkarlar ki, ülkelerin geleceğini yönlendiren, topluma ışık tutan güçler olarak anılırlar daima.

            “Akıl ve bilim insanlığın ortak malıdır” der bir özlü söz.

            Bu güzel mesajlar doğrultusunda aydın olmanın ilk şartı kültürel birikimlerinle örtüştürdüğün aklını bilimle yönlendirmek değil midir?

            Bu da demektir ki, bu ülkenin aydınları etik değerler şemsiyesi altında, kutsal ve ulusal değerlere sahip çıkarken, örf, adet ve geleneklerinden de asla ödün vermeyen, müspet bilimlerle donanımlı çağdaş güçler olarak ses getiren bireyler olmalıdırlar.     

            Çünkü bu ülkenin kaderini etkileyen en önemli unsurlardan biri olan zenginlik kaynağı aydınlardır.

            Cumhuriyetten önce Osmanlı döneminde batıya giden o dönem aydınlarının çoğunluğu oraların bilim ve tekniğini alıp inceleme yerine, oraların lüks yaşayış tarzını örnek alarak dönmüşler, ülkeyi acınası bir sürece taşımışlardır. Tabiî ki sonucuna da katlanmak zorunda kalmışlardır.

            Osmanlı devletinin çok uluslu olması, batıya açılışını, aydınlanma çabalarını da engellemiştir. İslami kuralların yanlış yorumlanıp, yanlış uygulanması da bilim ve tekniğin bir türlü ülkeye girememesine sebep olmuştur.

            Örneğin: Dünyada ki en köklü değişimlerin oluşumunu sağlayan bir iletişim merkezi olan matbaa, icadından üç yüz yıl sonra Osmanlıdan kabul görmüştür. Bu koyu taassup zihniyeti koca imparatorluğu büyük bir yıkıma sürüklemiştir. Bu dudumdan faydalanan emperyalist güçlerin “Hasta Adam” olarak nitelendirdikleri 1914–1918’li yıllarda Osmanlı Devleti kendini büyük bir savaşın içinde bulurken, yok oluş fermanı olan Mondros Antlaşmasının da kucağına düşürülmüştür.

            İşte bu düşüş ülke olarak, millet olarak küllerden doğuşumuzu tetiklemiş, Kurtuluş Savaşı ve aynı zamanda aydınlanma savaşımızın da başlangıcı olarak dünya tarihinin de değişimine yol açmıştır.

            Temelinde Müdafaa-i Hukuk düşünce sistemiyle hareketlenen bu savaş ve atılımlar, tarihimizde ilk kez bir istila zulmüne karşı çıkan aydınlanma sevdasının da adıdır.

            “O müdafaa-i Hukuk ki; her şeyden önce Anadolu haklarının bağımsızlık ideolojisi olurken, aynı zamanda da aydınlanma devrimlerinin yaratıcı gücü, öncüsü olmuştur” İşte bu müthiş devasa güç ülkeyi Mustafa Kemal’in önderliğinde zafere taşırken Cumhuriyete de davetiye çıkararak onu özlemle kucaklamıştır.

            “Cumhuriyet fazilettir” sözleriyle şahlanan aydınlanma savaşımız Atatürk devrimleriyle yücelirken milletin yüreğine, beynine ve bedenine kanaviçe gibi işlemiş tarih sayfalarında yerini almışlardır.

            “Bu devrimler savaş meydanlarında kan ve gözyaşlarıyla yapıldıktan sonra kalem ve mürekkeple yazılmıştır. Yani önce yapılan, sonra yazılan devrimlerdeki hakikatle idealin birbirini bulduğu Türk Dünyası’nın da inşaatıdır bu aydınlanma savaşı…” diyor büyük usta Yaşar Nuri Öztürk Kur-an Penceresinden Kurtuluş Savaşı’na Bir Bakış adlı eserinde.

            Adına ANADOLU BAĞIMSIZLIK VE AYDINLANMA SAVAŞI denilen Kurtuluş Savaşı sonucunda kazanılan zafer ve kurulan Cumhuriyet çağdaşlaşmayı hızlandırırken devletin akla ve bilim kurallarına göre kurumlaşmasını, saygı hoşgörü ve adil anlayış kuralları içinde ulusal birliğimizi sağlayan LAİKLİK ilkesini de beraberinde getirmiştir. Emperyalizmin korkulu rüyası olan bu laiklik sistemini batılı güçler asla onaylamamışlardır. Çünkü Atatürk aydınlanmasının esası akıllara vurulan prangaların, laiklik sistemiyle kırılmasıdır.

            Bu ilke aklın öncülüğünde, bilimin aydınlığı ile gelişen uygar bir yaşam biçimini oluştururken, ulusal egemenliğe, demokrasiye, özgürlük ve bilime dayanan siyasal, sosyal ve kültürel yaşamında düzenleyicisi olmuştur.

            Yüzyıla yaklaşan bir zaman dilimi içerisinde ve hatta en yakın tarihimizde ağır bedeller ödenerek devamlılık gösteren bu aydınlanma savaşımız bundan böylede ülke menfaatleri doğrultusunda, çağdaşlık kavramlarıyla beslenerek bilimin evrenselliği ışığında devam edecektir. Buna mecburuz.

            Coğrafi konum olarak dünyanın en hassas ve görkemli bölgesinde bulunmamız sebebiyle etkin, yetkin ve güçlü insanlarla donanımlı bir ülke olmak zorundayız. Sözde değil, özde aydınlara büyük görevlerin düştüğü güzel ülkemin bir ferdi olarak aydınlanmanın, müspet ilimlerle donanımlı Mustafa Kemal ülkülerinin akıl ve yürekle örtüşmesi sonucu kazanılabileceğine inancım sonsuzdur.

            Herkesçe bilinmelidir ki, ülkelerin çöküş ve yükselişinde birinci etken o toplumun kazandığı veya talep ettiği haklarına sahip çıkışı ve layık oluşlarıdır. Çünkü her toplum layık olduğu düzeni yaşar. Kendi kaderlerini kendileri çizerler. Elbette ağır bedelleri olacak, ağır ödentilerle karşı karşıya kalınacaktır. Lakin ayakta kalmak içinde, doğruluk adiliyet ve özgürlük anlayışının insanlığı terk etmemiş olması şarttır.

Bu düşüncelerimi onaylarcasına…

“Hayatın zevk ve coşkusunu çile ve ızdırapta arayan ruhların yarattığı bir destandır Anadolu Bağımsızlık ve aydınlanma savaşı…” diyen Yaşar Nuri Öztürk’e saygı ve şükranlarımla katılmamak mümkün mü?

            Bir Norveç atasözü derki…

            “Güçlükler karşısında Atatürk gibi düşün…”

Ülke olarak, millet olarak aydınlık yarınlara barış içinde bilimsellik meşalesiyle müspet ilimleri hedeflerken, sevgi, saygı, hoş görü çizgilerinden sapmadan Atatürk gibi düşünerek aydınlanma çabalarının savaş değil barış dolu günlere yelken açması tek dileğimdir.

                                                                                                                      Esen Kalın