DAĞ ÇALISIZ, KÖY DELİSİZ OLMAZMIŞ

Bir Ekim 2016. il kütüphanesinin bahçesine nazır balkonumdan çınarlara bakıyorum. Yan yana boy gösteren çınarların daha genç olanı, arkadaşının boyuna ulaşmış. Ancak poyraza muhatap olduğundan yapraklarını erken seyreltti. Onun korumasındaki yaşlı arkadaşı ufak tefek hava olaylarını hiç kaale almazken bizimki yaprak dökümüne ısrarla devam ediyor.

                Günlerdir acı ayazlar eşliğinde kara bulutlarıyla suratını asan hava birden bire sıcak bir güneşle gülümsüyor, bu gün.

                Ellilik altmışlık seyrek saçlı erkekler gibi yaprağının büyük bölümünü kaybeden çınarın bir dalında yan yana iki kumru. Daha yukarılarda sürekli yer değiştiren serçeler. Mehmet Emin Yurdakul’un deyişiyle “Her dalında güzel bir kuş ses veriyor.” Düşünüyorum da ağaç ve kuş ayrılmaz bir ikili oluşturuyor gibi görünüyor. Ağaçsız kuş, kuşsuz ağacı düşünemiyorum artık.

                Dökülen dökülmüş, kalan yapraklar da direniyorlar ama yarısı yeşil yarısı sarı. Yaprakları izlerken gördüklerime bayağı şaşırdım. Şöyle ki:

                Hafif rüzgârın etkisiyle büyük çoğunluk uyumlu bir şekilde üğürlenirken yani bir düğün pistinde oyuna kalkan gençlerin birbirine uyumlu figürlerle salınırken yukarda, ta yukarda bir yaprağın bağımsız, telaşlı çırpınışı şaşırtıcıydı. Rüzgârsa aynı rüzgâr, ona özel bir etken etki etmediğine göre bu derece hırçınlaşmasına hiçbir sebep yoktu. O çırpınır da bazı yandaşları durur mu? Beriden bir zıpçıktı yaprak daha fırlıyor piste. Bu tipler oyuna renk kattıklarını mı sanıyorlar, yoksa oyunbozanlık mı yapıyorlar.

                Kendini göstermek istemeleri de olabilir.

 

                Böyle aykırılıklara toplumda da sıkça rastlıyoruz. Dağ çalısız, köy delisiz olmazmış. Yaprakların delisi de bu oyunbozanlar olmalı diyorum.