KIRMIZI BENEKLİ ŞAPKA

                Çocuk Edebiyatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüten Üzeyir Gündüz’ün yeni kitabı Kırmızı Benekli Şapka sahibi olduğu yayınevinden Çocuk Edebiyatı / Milli Kültür Dizisi 1. Kitap olarak Mayıs 2017 de yayımlandı.

                Üzeyir Gündüz bir eğitimcidir. Eserlerini sunduğu yaş gurubunu çok iyi tanır. Ve nasıl ulaşacağını bilir. Kendisini çok uzun yıllardır tanırım. Bu günlerde Bala Kitap Topluluğu çalışmaları nedeniyle her hafta görüşüyoruz. Engin görüşleri, tecrübesi, bilgi ve birikimlerinden istifade ediyoruz. 11 Ekim 2017 Çarşamba günü öğleden sonraki çalışmalarımızda tanıtmaya çalıştığım kitapla birlikte yeni yayınlarını hediye etti. Teşekkür ettikten sonra kendisine; “ Kaç kitap oldu üstad” dediğimde gülümseyerek “100’ü aştık” dedi.

                Sözün bittiği anlardayım. Çocuk edebiyatçıları ile bir araya gelerek yaptığımız çalışmalarımızın önemi de ortaya çıkıyor.“100’ü aştık” eyvallah. Başarıların daim olsun hocam.

                Bilindiği üzere, Ankara’da, Türk Ocakları Genel Merkezi Sanat Edebiyat Kurulu ile Çocuk Edebiyatçıları Birliği’nin ortaklaşa oluşturduğu “Bala Kitap Topluluğu” 12 Kasım 2012 tarihinden itibaren faaliyetlerine devam ediyor. 2017-2018 dönemi çalışma faaliyetlerine 20 Eylül 2017 Çarşamba günü öğleden sonra Türk Ocakları Genel Merkezinde topluluk başkanı Nazmi Şimşek başkanlığında ilk toplantısını yaparak başladı. Bende bu çalışmalara katılıyorum.

                Kırmızı Benekli Şapka hikâyesi “15 Temmuz kahramanları”nın anısına... Yazılmış ve yazarın kendi ifadesiyle ithaf edilmiştir.

                Hikâye 7-9 yaş gurubu için yazılmış olmasına rağmen, birkaç kez büyük bir zevkle okudum. Şimdi kitabın sayfalarında gezintiye çıkarak birkaç paragrafı yazıma alıyorum.

                “Cudi Dağı’nın eteklerinde kuzularını otlatan bir çocuk, çalılıklar arasında üzeri çamurlu, eski bir şapka buldu. Yeşile çalan, toprak renginde, eski bir şapkaydı.

                Çocuk yer yer çamura bulanmış bu eski şapkayı evirip çevirdikten sonra büyük bir sevinçle alıp başına geçirdi. Çünkü o güne kadar, gerçek anlamda bir şapkası olmamıştı. Mevsimine göre, babasına veya dedesine ait takkeyi, ya da bir kar başlığını giydiği olmuştu, ama böyle terekli bir şapka giymemişti. O nedenle küçük çoban, bu şapkayı çok sevdi.

                Çoban çocuk, öğleye doğru, karnını doyurmak üzere bir ahlat ağacının gölgesine oturdu. Çünkü temmuz güneşi ortalığı kasıp kavuruyordu. Birkaç metre ötede, küçük bir dere akıyordu. O sırada, çocuğun aklına şapkanın çamurlarını yıkamak geldi. Onu temiz olarak giymek istiyordu.

Hemen yerinden kalkıp derenin kenarına koştu. Şapkayı başından çıkartıp suya soktu. Birkaç kez çalkalayınca, şapkadaki bütün çamurlar akıp gitti. Küçük çoban, hem serinlemek hem de şapkasını kurutmak için onu başına geçirdi. Çok mutluydu. Akşam köyüne döndüğünde, terekli şapkasını bütün arkadaşlarına gösterecekti.

                Yakıcı güneş, şapkayı birkaç dakika içinde kurutmuştu. Çocuk, yeni şapkasını bir kez daha görmek istedi. Onu başından çıkartıp şöyle bir baktı. Aaa, bir de ne görsün! Çamurlar gitmişti, ama şapkasının üzerinde damga damga kırmızı lekecikler vardı.

                Çocuk buna üzüldü, ama annesini hatırlayarak kendini rahatlatmaya çalıştı: “Annem o lekeleri çıkartmanın bir yolunu bulur.” diye düşündü.

                Sıcak daha da artmıştı. Çocuk uzun uzun esnemeye başladı. Biraz sonra da ahlatın gölgesinde derin bir uykuya daldı.

                Küçük çoban, çok geçmeden kendini bir rüyanın içinde buldu. Rüyasında, yine küçük derenin başındaydı. Şapkasındaki kırmızı lekecikleri çıkartmak için, onları tırnağının ucuyla çitilemeye başladı. O sırada;

                “Sakın yapma!” diye bir ses geldi kulağına.

                Küçük çoban, şaşırmıştı. Dönüp çevresine baktı. Ama kimseyi göremedi. Sesin sahibi, çobanın şaşkınlığını görünce onu daha fazla merakla bırakmak istemedi.

                “Benim, ben: Şapka!” diye seslendi.

                Küçük çoban, çok heyecanlanmıştı. Titrek bir sesle;

                “Ama şapkalar konuşmaz ki!” dedi.

                “Haklısın” diye karşılık verdi şapka. “Ama ben sıradan bir şapka değilim. Benim sahibim, vatan uğruna çarpışırken şehit düşen gül yüzlü bir askerdi. Biraz önce temizlemeye kalktığın kırmızı lekecikler de o şehidin kanlarıdır. Sakın onları yıkama! Çünkü o lekecikler utanılacak birer kir değil; cennetleri satın alan yiğitlik nişanlarıdır.”

                Küçük çobanın şaşkınlığı büsbütün artmıştı:

                “Eski sahibini çok mu özlüyorsun? diye sorabildi sadece.

                “Hem de nasıl” dedi şapka. “O beni, bir gün olsun, başına abdestsiz olarak giymedi. Allah’ın adını, bir an bile dilinden düşürmedi. Şehidimden bana miras kalan üç beş damla kan var; onu da sen yok etme lütfen!”

                Hikaye devam ediyor, biz ilk sayfalardan kısa bir bölümü yazımıza aldık. Devamında okuyucu ya güzel ders ve mesaj veriyor. Üzeyir Gündüz hocanın yazdığı, Ahmet Yozgat beyin resimlediği hikâyeyi okumanız ve çocuklara tavsiye etmeniz dileğiyle. 

Teşekkürler hocam, başarılarınız daim olsun…

12.10 2017 /Ankara

 

Osman BAŞ