DEVLET AKLI

         Asırlardır; dini bir, imanı bir, vicdanı bir, kıblesi bir, Kuran’ı bir, sevdası bir, amali bir olarak varlığımızı sürdürdüğümüz mukaddes vatanın üzerinde oynanan oyunların,  yalnız dışarıdan değil, içeriden de bunca destek bulması bizleri kahrediyor. Fakat devletimizin dirayetli tutumu yüreğimize su serpiyor.

            Dost bildiğimiz, yıllardır bizimle müttefik olduğunu savunan, koynumuza bir yılan gibi giren ABD ve uşaklarının bölgedeki oyunu daha çirkin ve daha düşmanca bir tavır almıştır. Dün ekmek verdiğimiz, sıkıştıklarında her türlü yardım yaptığımız bir kısım grupların ihaneti de bizi şaşırtmasın. Çakallar her zaman çakallığını yapar.  Sütü bozuk insanların ihanetten başka düşünecekleri ne olabilir?

 Bu yüzden biz, bize düşman olan topluluklara, devletlere asla şaşmamalıyız. Ortada Lozan’da yapılamayan (Ya da sürüncemede bırakılan) bir antlaşmanın tamamlama gayretleri var.  Orta doğuda büyük ve güçlü bir Türkiye’yi kimse istemez. Zaten kargaşanın bu boyuta gelmesinin sebebi de; ülkemizi her alan da güçlenmesi, kendi kendine yeterli hale gelmesidir…  Özellikle yeni imal ettiğimiz silahlardan düşmanlarımızın gözü korkmaya başladı. “Yeniden Osmanlı Hortlayacak” endişesi ile bütün alçaklıklarını aleni olarak yapmaktan geri durmuyorlar.

Tam bir ataş çemberi içindeyiz. Bu ateş çemberini söndürecek yine Türk Milletinin basireti, inancı ve imanıdır.

Kimsenin yalanına, timsah gözyaşlarına, dostluğuna güvenemeyiz. Milletler arası arenada yalnız yürünmez. Evet, yalnız yürünmez… Yolda yürürken, dost edineceğimiz devletler, milletler elbette olacaktır. Fakat bu dostluk ancak ve anacak milli menfaatlerimiz için olacaktır. Bazen bunlar, düşmanlarımız bile olabilir.   

            Fakat ne bu millet, ne de bu devlet, bir daha asla kolay kolay kimseye itibar etmeyecektir. Bugün ki yapılanları, söylenenleri “Devlet Aklı” mutlaka bir kenara not edecektir. Günü geldiğinde de, gereken yapılacaktır. Devlet aklı olmayan devlet, devlet olamaz.

Burada aklıma Osmanlı Sadrazamlarından Kuyucu Murat Paşa geliyor. 1600 yılındaki Celali isyanlarını bastırmak için seksenlik sadrazam at sırtında Anadolu’yu karış karış dolaşıp isyanları bastırıyor.  Bu sırada başına gelen bir olay aynen şöyledir. Sadrazamın önüne elinde saz, bir isyancıyı getiriyorlar.  Yaşı biraz küçük olan isyancıyı bırakmak istiyorlar. Sadrazam, saz çalan isyancıya soruyor. “Bu sazla ne yapıyorsun?” İsyancı: ”Kardeşlerime cesaret veriyorum. Savaşmaları için onları yüreklendiriyorum.” Sadrazam, “Peki, onların ne hale geldiğini gördün, devlete karşı gelmenin cezalarını çektiler. Pişman olmadın mı?” İsyancı genç: “Hayır!” Sadrazam gence bir fırsat daha vermek istiyor. “Büyüdüğünde bu işten vazgeçmez misin?” İsyancı genç aynı tavla “ Bir elimle saz çalarak, bir elimde silahla yine isyan ederim!” diye cevap veriyor… Ve orada gereği yapılıyor…

Artık bugün de gereğini yapmanın vaktidir.  Gidilecek yere gidilecek. Alınacak yer, alınacak…

Bu Kerkük mü olur, Musul mu olur, Bağdat mı olur, Halep mi olur, hiç fark etmez. Bu şehirlerin hepsi ve daha onlarca şehir, bir zamanlar üç kıtada; Bursa gibi, Tokat gibi, Amasya gibi taşacak kadar Türk’tü...

Bize yeniden marşlar söyletmeye başlamasınlar. Bir kez daha bu marşlarla yola çıkarsak; önümüzde kimse duramaz, dağlar ovaya dönüşür, ovalar düğün yerine…  

“Kırım’dan gelirim Adım da Sinan’dır

Hey aman aman adım da Sinan’dır

Kılıncının suyu kandır da dumandır

Hey kandır da dumandı hey aman aman”

 

İdlib’e giren Ordumuzun Gazası Mübarek Olsun!...

                                               MEHMET EMİN ULU