Aklım başımdan gitti

Bir apartmanın değişik dairelerinde on beş yıl kirada oturduk. Her daireyi değiştirirken ev sahibini çağırır öyle teslim ederdik. Eksik bırakmazdık ama bir de ev sahibi görsün isterdik. Bıraktığımız daireyi silip süpürdüğümüz gibi bazen badana ettirip çıktığımız da olurdu. Giderek ev sahibimiz davetimize gelmez oldu. “Ben size güveniyorum. Gereğini yapmışsınızdır” diyerek.

İlk evimize taşınırken ev sahibimiz 15 günlük kirayı almadı. “Onu ev görme hediyesi olarak kabul edin” dedi.

Kısmet oldu bir ev daha aldık. 1990 yılından beri kiraya veriyoruz. Geçenlerde kiracının çıktığını haber verdiler.

Bir gezeyim bakalım evimiz ne âlemde dedim, gitmez olaydım. İçeri girdim, kapı kapanmıyor. Baktım, kapı kasasındaki kilidin dilinin oturması gereken parça kopmuş. Kapı, yalnız anahtarla açılıp kapanabiliyor. Banyoda duşun başlığı koparılmış, kurnanın içinde yatıyor. Pencere kollarının kimisi kırık, kimisi laçka. O güzelim aynayı ikiye bölüp duvara dayamışlar…

Musluğu açtım, su akmıyor. Dışarıda kapının önündeki kapalı ana vanayı açmamla bir gürültüdür koptu. Sesin geldiği mutfağa girdim ki çamaşır makinesini sökmüşler orayı bir kör tapa ile kapatmadıkları için su, mutfağa doluyor. Bunu görünce başımdan kaynar sular döküldü.

Nedir bu evin sulardan çektiği arkadaş! İnşaatın bitmesiyle, komşuların yeni yeni taşındığı günlerde evin su bastığını bildirdiler. Banyodaki şamandıra bozulmuş. Su sesinden rahatsız olan komşulardan biri, vanayı kapatmış ama bütün odalar olmuş bir havuz. Bizim gibi alt kattaki komşu da henüz taşınmadığı için hasar fazla olmadı. Felaketi ucuz atlatmıştık.

İkinci olay, yine bir kış gününde evin tekrar su bastığını öğrendik. Evde kimse oturmuyordu. Komşunun güneş enerjisi patlamış. Son katta olan evimiz, su altında kalmıştı.

Üçüncüsü de bu idi. O sinirle hemen ana vanayı kapatıp kapıyı da kilitleyip anahtarı cebime atmışım.

Suyu kestim ama mutfağa dolan suyu boşaltmam gerek. Boş mutfakta sağa sola baktım. Kirli, büyükçe bir havlu duruyor tezgâhta. Belli ki birisi daha ıslatmış mutfağı, o havlu ile de suyunu eviyeye sıkmış.

Kolları sıvadım. Havluyu suya seriyor, çektiği suyu eviyeye sıkıyorum. Su ile uğraşırken hava almak için kapıya çıkayım dedim kapıyı çektim açılmıyor. Panikledim. Evi suyun basması yetmiyor gibi, bir da hapis mi kaldım?

Kendi kendime kuruyorum. Yani senaryo yazıyorum: Su alt kata sızdı, komşu yukarı çıktı, kapı açık, anahtar da üstünde. Kapıyı kilitledi, anahtarı cebine koyup gitti. Bizimkinden başka dokuz daire daha var kimi suçlayacağım? Hemen işten yeni çıkan oğlumu aradım. Çabuk bir çilingir getir yanına bir de kilit alsın.

Çilingir kilidi söküp yeni kilidi taktı. Anahtarı bana verdi. Bir de ben denedim kilit ve anahtar iyi çalışıyor. Kapıyı kilitleyip anahtarı cebime attım. Böylece cebimde iki anahtar var ama ben anahtar zenginliğimin farkında değilim. Ücretini sordum, elli lira dedi.

Oğluma bir de sucu ve kör tapa tembih ettim.

Geldiler ve kapıyı açmamı istediler. Anahtarı kilide soktum, anahtar dönmüyor.“Herhalde ben çeviremiyorum. Aşağı in, anahtarı bahçeye atayım da dışarıdan sen aç bakalım.

Çocuk beş kat indi anahtarı getirdi. O da açamadı.

- Çilingiri bir daha getir. Nasıl taktıysa öyle açsın. Çilingir geldi. Dışarıdan sesleniyor:

- Amca kapıyı aç.

- Anahtar sizde. Nasıl açayım? Açabilsem seni çağırtır mıydım?

- Amca anahtar sende. Elimizdeki anahtar benim kilidin değil. Elimi cebime soktum ki yeni kilidin anahtarı cebimde. Meğer eski anahtarla yeni kilidi açmaya çalışıyormuşuz. Çok utandım. Çilingire borcumuzu sordum.

-Toplam yetmiş beş lira oldu dedi. İtirazsız ödedim. Kör tapayı taktırıp evi terk ettik.

Şimdi düşünüyorum da bütün bunlar başıma önce çıkan kiracının ihmalkârlığı ve kör tapa, sonra elimin cebime girmemesi alışkanlığımdan geldi gibime geliyor.

Komisyoncu, evdeki hasarı çıkan kiracıya ödetecekmiş. “Senedi elimde”diyor…

Ne diyelim, Allah kiracının da hayırlısını versin, herkese…