2.“Kafadan engelli Olmak” da ne demek

“Lise son sınıftaydık. Benim gibi engelli  doğuştan  kalça çıkığı olan bir sınıf  arkadaşım vardı. Kendisi bayandı.   Aksayarak yürür ama  O da benim gibi  azimle bu engelli olmasının açığını  çok  çalışarak  beden eğitimi dersinde egzersiz yaparak kapamaya çalışırdı. Ben rapor alarak beden eğitimi dersinden muaf olabilirdim ama   bunu istemedim. “Sağlam kafalar sağlam vücutlarda olur” sözünü  benimsediğimden  Beden eğitimi derslerine de girerdim. Bir gün derste  kültür fizik hareketleri  yaptıktan sonra öğretmen  ders bitmeden bir iki tur daha koşmamızı  istemişti. Öğretmenin sinirli olduğu  bir anda  “pat veya şak ” diye bir ses duymuştum. Meğerse ben görmeden öğretmen  o bayan  arkadaşa suçu olmadığı halde, galiba  “nasıl olsa engelli, kendini savunamaz” diye düşünerek başka bir şeye kızdığı halde O’na  tokat atmıştı. O gün  bayan  arkadaş gururundan bir tepki göstermemişti. O gün ben  çok  kızmış ve   öğretmene  “ Hocam neden tokat attınız o arkadaşa suçu neydi?” dedim. Hoca  öfke ile bana bakarak “ sana ne” dedi. Ben de   boş bulunarak “ hocam sende mi kafadan engellisin”  dedim.  Hoca bana  çok kızacak yerde  o güne kadar duymadığı   şeyi duyunca bir an  durakladı birkaç saniye. Sonra   kızgınlığı gene   galebe gelerek “ sen bana nasıl  böyle konuşursun  ve bu soruyu sorarsın” diyerek   bana da  tokat atacaktı nerede ise. Sonra durdu. Benim o kadar  masum olmadığımı   yani hakkımı arayacak insan olduğumu   bildiğinden, tam üzerime yürüyecekken bahçede olduğumuzu anlayınca durdu.  Tokat’tan vazgeçmişti ama  pek  çok   öğretmenin silahı olan  “Seni disipline vereyim de gör” dedi. Ben de  hiç istifimi bozmadan anlamadığım bir özgüvenle  “ Verirseniz verin, ben kendimi savunacak  haldeyim Hocam. Size saygım var” dedim. Saygı lafını  öylesine dememiştim. Hocaya  ve tüm hocalarıma gerçekten saygı duyuyordum. Ders o an bitti ve hoca sinirle dışarı çıktı. Kezban’ın yanına giderek acıyıp  acımadığını sordum.  “Boş ver “dedi. Hiç dert etmemişti O kadar asil kızdı o.

         Ben disipline verilirsem  kendimi nasıl savunacağımı  düşünürken , bir gün sonra kantinde tek başıma otururken beden eğitimi öğretmeni    beni görünce   elinde bir puaça ve çay ile yanıma gelerek oturdu. Hayretle hocaya baktım. Hoca beni   disiplin ile tehdit ederken  birkaç gün önce şimdi yanıma gelmiş oturuyordu. Nasıl hayret etmezdim.

        Hoca gülümsüyordu. Hoca gülünce ben de   rahatladım “

        Hüseyin bunları bana anlatırken  adeta o günleri yeniden yaşıyordu. Gözleri nemlenmişti. Garsona el ettim . Biten çaylarımızı  tazelemesi için. Çayları getiren garson,  ortadaki kurabiyelerden de  biz daha teklif etmeden bir tane alarak ağzına attı. Ben ve Hüseyin Gülümsedik. Güzel düşünceleri anıları ve çaylar ile kurabiyeleri  yerken  güze şeyleri paylaştığımız için   ıhlamur ağaçları rüzgardan hışırdayarak,  yanımızdaki  nehir  neşeden  şırıldayarak, çay evinde insanlarda  gülerek  konuşarak , çocuklar bağırarak   “ bende  yaşıyorum , ben de canlıyım, ben de varım  bu hayatta  “ mesajını veriyorlardı bize.

Ben” ne oldu sonradan “ der gibi Hüseyin’e bakarken Hüseyin gülerek “anlatmaya devam edeceğim sabır “ der gibi bana baktı. Gülümsemesinden o zamanı sanki  yenidenyeniden yaşadığını hissediyordum. Hüseyin anlatmaya devam etti:

     “ Hoca bana bakarak  ‘Ya Hüseyin kafadan engelli olmak da ne demek’ günlerden beri düşünüyorum. Bu terimi hiç duymadım bugüne kadar. Bana anlatsana “ dedi.

      Bir an durdum. Ben o terim kullanırken gayri ihtiyari o an  birden  söylemiştim. Sonradan ‘ Ben bunu nasıl söyledim,  kafadan engelli olmak  nasıl bir şey’ diye kendime sormuş ama mantıklı cevap alamamıştım.  Ama şu an durum farklıydı ve  ben  eğer buna mantıklı cevap veremezsem  disipline gitme ihtimalim de vardı galiba. Ama Hoca  öyle bakıyordu ki, beni disipline verecek  bir  öfke yoktu. Sadece o güne kadar  duymadığı  bir terime açıklık getirmemi bekleyen meraklı ve  öğrenmek isteyen bir  öğrenci vardı adetakarşımda . O an  hoca ile rolleri değiştirmiş,  ben Hoca  olmuştum o da  öğrenci.  Mantıklı bir cevap verebilmem  için biraz düşünmem lazımdı. Zaman kazanabilmek için çayımdan bir yudum aldım. Bir yandan da  önümdekipuaçadan bir  ısırık   ısırdım. Puaçayı  o güne kadar  yemediğim gibi yavaş yavaş yerken  düşünüyordum.   Birden aklıma geldi. Ağzımdaki puaçayı   hızlıca yutarken  boğazımda kalmasın diye  çayımı da   içtim. Çayım bitince  hoca yan masadaki öğrenciye işaret ederek  çayları tazelemesini istedi. O an kendimi dünyanın en değerli insanı gibi hissetmeye  başlamıştım ve özgüvenim tavan yapmıştı”

Hüseyin  gülümseyerek  anlatırken bende dikkatle  O’nu dinliyor ve keyifle çayımı yudumluyordum. Hüseyin ise çayından daha bir yudum alamamıştı. Ben çayımı  bitirdiğimden dolayı  garsona işaret ederek  tazelemesini  istedim .Çay hemen tazelendi.

      Hüseyin heyecanla anlatmaya devam ediyordu:

     “Çaylar tazelenince ben de kafamda   ne diyeceğimi iyice şekillendirmiştim. Hocam  kafadan engelli olmak  nefse  yenilmek  ve  şeytana uymak halidir. Bunun  sonucu olarak engellileri küçük ve  hakir görmek suçlamak  ve sizin yaptığınız gibi aniden   engellilere  yani güçsüzlere   kaba kuvvetle başvurmak demektir. Bu zihinsel engelli olmaktan farklı şeylerdir. Yani insan isterse ve kişiliğini geliştirirse kafadan  engelli olmak hali  sona erer. Siz o gün aniden öfkelenince  ben bunu demek istedim.  Bu açıklamamdan sonra beni disipline de  yüce divana verebilirsiniz deyince  hoca gülmeye başladı ve “ Hüseyin gerçekten ben  sana öğretmen değil sen bana öğretmen oluyorsun şu an. Çok güzel bir tanımlama yaptın. O gün için senden ve Kezban’dan  özür dileyeceğim. O gün müdürle tartışmıştık. Öfkeme hakim olamamıştım  o yüzden  ani oldu. Hatamı anlayınca da düzelttim. “ dedi. Bu hoşuma gitti. Hoca Kezban ‘dan da özür diledi. Orhan ağabey yani demem şu ki, biz yanlışların  doğrusunu insanlara anlatalım ki insanların    “kafadan engelli olmak “ hali  geçsin ve insanlarımız engellilere daha  farklı açıdan bakarak   toplumumuz huzur bulsun. Bunu demek istedim.  Ben bunu hoca ile konuştuktan sonra hoca da rehber  hoca ile konuşmuş ve  o gün   hiç ummadığım bir şey yaptılar ve  bu  “ kafadan engelli olma “ hali konusunda bir konuşma yapmamı  istediler okulda. Türkçe Hocam ve  rehber  hocamızla  bir  hafta süren bir çalışma ile hitabet kitapları ve   engellilik üzerine kitapları okuyarak  45 dakika sürecek bir konuşma hazırladım ve bunu da konuşma sırasında  konuşma metnine bakmadan okudum. Konuşmaya hazırlık  yapınca ve   özgüveni tam olunca insan  güzel ve etkili konuşmayı da başarabiliyordu.   Okulda konuşmadan sonra engellilere karşı  öğretmen ve  öğrenciler inanılmaz şekilde nazik olmaya başladılar ve  okulumuz “ engelli dostu  okul” seçildi. Gelen talep üzerine ben o konuşmayı okulumuz velilerine ve diğer okullarda da  tekrarladım. Hatta bunu yerel gazeteler ve televizyonlarda  haber yapmıştı. Engellilere bakış açısını bir nebze olsun değiştirdiğim için  mutlu olmuştum. Yanılmıyorsam TRT bile haber yapmıştı konuşmamı .Bunlardan özgüvenim artarak devam etti. Engelli insan olmak  beni hayata bağlayan ve  “ mutlaka başarılı olacaksın” mesajı veren  azmimi de artırdı.”

      Hüseyin konuşmasını  tamamlayınca  baktım bardaklar gene boşalmış. Hemen garsona el ettim. Garson geldi.   Kurabiyelerden bir  kaç tane kalmıştı. Garsonun kurabiyelere gözü kayınca  bendekalan kurabiyeleri    garsona vererek  bize çay getirmesini istedim. Baktım Hüseyin anlattıkça keyiflenmişti.  Ben susarak anlatmaya devam etmesini isteyen bir bakış attım O da anlatmaya devam etti:

      “Bir engelli olarak  bir haksızlığa ani tepkimden dolayı, yani özgüvenimden , sabretmemden sonucu   bir anda olumsuzluklar olumlu hale gelmişti. Bu yaşadıklarımdan sonra  “ Her şey seninle başlar” kitabındaki  “özgüven” ve  “öğrenilmiş çaresizlik” bölümlerini o yüzden dikkatle okumam gerektiğine inanarak okudum   ve tekrar okuyacağım. Hayatım boyunca da unutmayacağım Orhan Ağabey. Hayatta başarısızlık yoktur.  Gençlerin özgüveni olmaması ve …ve  sizin gibi büyüklerden faydalanmaması ve  hocaları ile sağlıklı iletişim kuramamaları nedeni ile   başarısızlıklar oluyor. Genelde  etkili iletişim kuran  öğretmen ve sizin gibi,insanlar gibi insanların etkili iletişim kurmasını  “ insanları sıkıyor”  diye şikayet ediyorlar” dedi.

      Ben gelen çayımdan bir yudum alınca  aklıma geldi ve sordum Hüseyin’e:

      “ Gençler kendileri ile ilgilenen ve  etkili iletişim kuran insanlardan neden “ bizi sıkıyor” diye şikayet ederler? Bunun cevabını biliyor musun Hüseyin?” dedim.

       Hüseyin bu soruyu  bekliyormuş gibi gülümsedi. Çayından bir yudum daha  aldı. Yani fırt çekti. Bana baktı:

      “Bunun sebebi  rahat yetişmiş  olmalarından, okulda  öğrenilenlerin hayatta yeteceğine olan inançları. Halbuki okulda  öğretilen bilgi yeterli değil. Bazı  hocalarımız yetersiz  bilgiye sahip, Orhan ağabey gerçekten siz   pek çok hocamızdan daha bilgilisiniz.  Bunu da çok okumakla elde etmişsiniz .İşte bu rahat  yetişmeye  hocalarımızın   kişisel gelişimi yanlış anlamaları ve tavsiye etmemesi üzerine    önyargılı  yaklaşımla  kişisel gelişim kitapları okumak düşünmek ve  uygulamak sıkıcı geliyor. Okumak yerine  bakkal, kapıcı,  gibi genel kültürü  olmayan insanlarla sohbet ederek  bilgi sahibi olmaya çalışıyorlar. Bu da  yeterli bilgi sahibi olmalarına engel oluyor. Yunus Emre der ki”   basit insan  dengini, büyük insan kendini arar”  siz ve biz kendimizi arama sürüvenindeyiz ve bu hiç bitmez ölene kadar”

    Karşımda sanki bir Üniversite  öğrencisi değil, Üniversitede senelerce kariyer yapmış  insan  duruyordu. Hüseyin’e olan hayranlığım arttı. Çayımdan bir fırt daha içtim.  Hüseyin ‘de çayından bir fırt daha çekince   ben konuşma gereği duydum:

     “Hüseyin senelerce   iş yerine gelen  stajyer  öğrencilere  ve  okullarda konuşmaya davet edilince  konuştuğum  öğrencilere   gelişmenin önemini anlatıyorum ama   çok insan gelişmeyi   başkalarını aldatma, köşe dönme  gibi yanlış algılıyorlar. İnsan başkalarını aldatmadan da etkili ve güzel konuşmayı  öğrenerek insanlar üzerinde  güzel  intiba bırakarak  kimseye muhtaç olmadan yaşayabilirler. Ama bencillik her zaman  ön planda. Herkes küçük çıkarlarını düşünerek   büyük v e uzun vadeli  çıkarlarını   yani manevi çıkarlarını düşünmüyorlar ve   bu da  gelişmelerine engel oluyor. Hayata atılınca da  “ özgüvenim yok” demiyorlar da  “ adamım yok” veya  “ torpilim yok” diyorlar. Aslında  en büyük torpil  özgüvenli insan  olmaktır.  Özgüveni yanlış anlamaz ve gerçek manada  bir  öğrenci öğrenir ve özgüvenli insanlarla  “ beni sıkıyor” diyerek sıkılmadan iletişimine devam ettirirlerse   o zaman   özgüvenleri artar. Mesela ben özgüvenli olunca  çocuklarımda özgüvenli oluyor. Ben kitap okuyunca onlarda benim kadar olmasa da okuyorlar. Çocuğumu tanıyan sonra da beni tanıyınca  “ böyle babanın böyle oğlu olur” diyorlar. “ Arkadaşlıkta yaşa değil bilgiye bakınca   “Arkadaşını söyle  senin kim olduğunu söyleyeyim “ sözü de  kimliğimizi ortaya  çıkarıyor. İnsan kendini sıkmadan, anlamadığını anlayana kadar  öğrenmeden  başarıyı yakalayamaz. Okumanın önemini anladığım zaman okumaya başlayınca bende sıkılıyordum. Ama defalarca okuyunca  bu sonradan alışkanlık  haline gelerek   okumadan duramaz hale gelmeme sebep oldu.  Genelde nefsimiz  hemen sıkılır güzel şeylerden   gençler ne yazık ki yaşlarınızın ve tecrübesizliklerinin  sonucu böyle davranıyorlar. Aynı  insanlara seneler sonra  rastlayınca  pişmanlıklarını  anlata anlata bitiremiyorlar. Sonradan pişman olmamak için senin gibi fırsat  çıkınca hemen değerlendirmek sana el uzatanı senin kucaklamaya bakman   az  hata yapmana sebep olur “

    Hüseyin beni dinlerken sustuğumu görünce bana :

“Bunu örneklendirir misin Orhan ağabey,  dedi”

 Güzel insanlarla konuşurken çaykolik olmak insana huzur veriyordu. Çayımdan bir fırt daha çekerek  konuşmaya  devam ettim:

  “  Sen tanıştığımız gün,  otostop yaptığın zaman,  benim seni  daha  fakültenin kapısına bıraktığım anda  beni unutabilirdin. Ki çoğu insan böyle yapar. Ama sen   faydalanacağına inanarak ve  iletişimden fayda sağlayacağına inanarak gelip teşekkür ettin.Bazıları  da  bir ii defa merakından  gelerek    amaç öğrenmek olmadığından   usanır ve  “adam sıktı bizi “ der. Ama sen  öyle yapmadın . Bu tutumun  beni mutlu ederek seninle  iletişime devam etmemi sağladı.  Senin bugün anlattığın hikayeler benim yeni şeyler  öğrenmeme sebep oldu.  Yani sen benden değil ikimizde karşılıklı öğrenme halindeyiz. Bu da  senin gelişimine de benim gelişimime de etki edecek. Ama ben senelerce   uzun otobüs seyahatlarımda    ve   kısa  münibüsseyahatlarımda  gençlerle konuşur   onlara dergi kitap varsa kalem ne vererek   çalışmalarımı anlatırım. Kimse ciddiye alarak gelmez. Bu  bir fırsat belki de onların deyimi ile evrenden bir torpil.  Belki de onlar yanıma gelseler   ben onların işe girmesine yardım ederim . Belki sana verdiğim gibi vereceğim kitaplar onu  torpil  kadar etkiler.   Ama insan   buna bakmıyor da dengi kültürde olan bir kapıcı ile  ve kahvede emekli ve  etkisi olmayan insanla okey ya da tavla oynayarak zaman harcıyor. Şimdi bu insanın  eğitimine göre iş bulamadığı   zaman  “ torpilim yok” demeye hakkı  var mı?”

    Hüseyin çayından fırt çekerek gülümsedi:

    “Orhan ağabey  anlattığınız adam  kafadan engelli işte mantıklı düşünemiyor. Ama bunun farkında değil işte,” dedi.

  Anlaşılan “ Kafadan engelli olma” halinin çeşitleri vardı. Biz  ağlanacak halimize gülerek bu tanıma   renk katarak   engellilerin durumuna  öğrenerek biraz eğlenerek  çözüm yolları   bulacak  engellileri sevdiğini söyleyerek onlara yardım etmedikleri gibi alay eden baştan savan  “ kafadan engelliler” ile de biz kafamızı bulacaktık. Dünya etme bulma dünyası idi çünkü.   

          İkimizde bu espri  karşısında  öyle kahkaha attık ki  çevredekiler bize bakarak , bu kahkahaların sebebini anlamaya   baktılar,  galiba  o gün sakin akan nehir  daha  çok çağıldayarak aktı. Ihlamur ağaçları  daha güzel koku yaydı ve   kuşlar daha neşeli uçtu  galiba.Hayatın  güzelliklerini konuşurken evrenin ilahi dili de dile   gelerek nehirler çağlayarak, ağaçlar hışırdayarak, kuşlar  öterek  “ kafadan engelliler” de  bize  bakarak  evrenin dilini   hal dili ile anlatıyorlardı.

         Hüseyin:

       “Ağlanacak halimize gülüyoruz ama  Orhan Ağabey  hayat bundan ibaret  bencilliklerimiz,  okuyarak gelişememiş olmamız ve   kendimizi zaman zaman sorgulayarak   hesaba çekmek   yerine  “ o adamda amma bizi sıktı” diyerek   bize bilgi ve sevgi verenden uzaklaşmamız  gelişmemize  engel oluyor. “

    Hüseyin’e sevgi ile bakarak :

   “Aferin sana filozof  Hüseyin Kardeşim, “ dedim.

     Çok oturduğumuzu ve sıkıldığımızı hissedince :

      “Biraz da kalkarak dolaşalım  şu parkta  nehir kenarında bir banka oturarak  şu” kafadan engelli olmak” tabirine yeni  anlamlar katalım ilerde konuşmalarımızda  bu  tabiri çok kullanacağız. Bakalım bizim konuşmamız  “ kafadan engelli olan”  insanların bu tutumlarını anlamalarına yardımcı olacak mı?” dedim.

         Masadan kalktık, çayların hesabını ödedik. İktisat okuyan garson gence  çayların güzel olduğunu söyledim. Ocaktaki çaycıya teşekkür ettik.  Garson da bize  “ Kurabiyeler çok güzeldi ağabey teşekkür ederim” dedi.

      Nehrin kenarındaki çiçekler,  böcekler dolu parkta  ıhlamur ağaçlarının koku saçan   kokularının serinliklerinin , çocukların oyun parkındaki çığlıklarının  sesleri arasında   ilerlemeye başladık. Nehir boyunca uzanan  banklarda  Üniversiteliler, liseliler sevgilileri   ile oturmuş sohbet ediyorlardı.

     Biraz ilerdeki kamelyada   genç kızlar  kamelyaya   balonlar takmışlar,  kamelyayı süslemişler   belli ki arkadaşlarının yaş gününü sürprizle kutlayacakları masada kocaman pata ve  üzerinde mumlar   meyve suları  kolalar sıra sıra dizilmişti. Hüseyin ile oraya bakarak  birbirimize gülümsedik. .

   “Hayat güzel be Hüseyin  ama  öğrenerek  hayatı  yaşamak daha güzel,” dedim.

    Hüseyin başını salladı. Gülümsedi:

  “hayatı   kimi insan  eğlenerek, kimi insan eğlenerek , kimi insan her şeyden şikayet  ederek yaşar. Ama hayatı yaşar işte. Burada parktaki   yaşantı. Hayatın özeti. Çocuklar hayatı  oyundan ibaret görür. Hayatta oyun ve eğlenceden ibaret der Kur’an ayetleri. Gençler hayata umutla toz pembe bakar. Burada yaş gününü kutlayan gençler gibi.” 

       Biraz ilerde Suriyeli  olduğu belli olan, kucağında  çocuğu ile dilenen ve ağlamaklı tavrı ile “ Allah rızası için sadaka  çocuğum sabahtan beri bir şey yemedi” diye dilenen  kadına baktık. Hüseyin :

      “Bu kadında belki gençken  şu  yaş günü kutlayan  gençler kadar şendi. Belki ilerde   sohbet eden emekliler ve   yemek yiyen kadınlar gibi  hayatı seviyordu. Bir savaş bir anlık   durum o’nu dilenci haline soktu. Burada  eğlenen gençlere   Bir gün sende böyle olacaksın” desek bize deli gözü ile bakarlar.  Derler ki “ zamanın kime dost olacağı kime düşman olacağı bilinmez”  “Her insan engelli adayıdır” işte bunun farkına varamayanlarda   “ Kafadan engelli olan” insanlardır  Orhan ağabey, dedi.

       Orhan koltuk değneği ile yürürken zorlanıyordu. Bunu anlayınca az ilerde  boş  bankı görerek oraya oturmayı teklif ettim.  Hüseyin hiçbir şey söylemeden o yana   yöneldik. Biz tam yaklaşmışken banka el ele tutuşmuş olan  iki sevgili gelerek  banka oturdu. Biz sahil boyunca ilerlemeye devam ettik.  Biraz daha ilerde bir bankı boş bularak oturduk. Konuşmaya başlayacaktık ki biraz sustuk.

       Orhan ile beni baş başa bırakmıyordu insanlar bizi.Bir  çekirdek satan çocuk, bir  mendil satan   kadın, dilenciler  durmadan bizlere bir şey  satmak  , bizlerden bir şey istemek için   “Allah rızası için” diyerek     belki de tembelliklerine   Allah’ı   alet ediyorlardı. Bir de engelli demeyerek    azimle okuyan ve okuduklarını hayata uygulayan Hüseyin’e baktım.  “ Kimi çalışır, kimi de çalışanın  rızkına göz diker” diye düşündüm. Televizyonlarda seyrettiğimiz diziler, gazete haberleri de hep  cinayet,  tecavüz    adam öldürmelerle doluydu  ama hayatta güzelliklerde vardı. Medya daha  çok onları anlatmalıydı ki hayatımız   güzelleşsin.  Hüseyin’e  bunları anlattıktan sonra dedim ki  :

    “Kimse  anlatmasa da  güzellikleri  biz anlatalım. Bu güzellikleri anlatalım  ve yapalım ki  güzellikler olsun. Yanımıza gelen  çekirdek satan gençten çekirdek aldık. Ama yerken  kabuklarını yere atmadan   oradaki bir poşete koyarak çekirdek çıtlatmaya   başladık. Gelen dilencilere  çay parasından artan bozuklukları verdik.  “İyilik yapalım  bu  nehre atalım balıklar bilmezse Halık bilir” dedim. Neşelendik.

    Bir süre sessizce   oturduk. Ben :

    “ Hüseyin  ‘ Kafadan engelli “  insanlar  gerçekten  kafadan engelli olduklarının farkına varamazsa ne edeceğiz.?

       Hüseyin bana bakarak:

   “Orhan ağabey siz hiç siyer yani peygamberin hayatını okumadınız mı? Kur ‘an meali okumadınız mı?  İslam öncesi olayları biliyorsunuz. Biz doğruyu anlatacağız anlamayan   insanlar  anlamak istemezlerse   “kafadan engelli olmak”  halinde olmak için ısrar ederlerse onlar bir aşama daha  kaydederek bunu  “ zihinsel engelli” olma   haline transfer etmişlerdir ki, onlara artık tıp da   fayda etmez. Onları  “saldım çayıra mevlam kayıra” diyerek  salacağız ki çayıra   otlasınlar  “ben illa da  kafadan engelliyim, başkalarıyla alay ederim , ister üzülsün ister üzülmesin  “  tavrı olan insana başka ne yapabiliriz ki? Anlamayan dinlemeyen   insanıKur’anda   tarif eder. Ya onlardan uzak kalacağız ya da bizi dinlerseler  azimle  onlara doğruları anlatacağız” dedi.

Biraz düşündükten sonra. Ben de :

     “Doğru söylüyorsunuz. Bir alim der  ki ‘Hiç kimse duymak istemeyen kadar sağır, görmek istemeyen kadar   kör, anlamak istemeyen kadar  aptal olamaz”  Gene İslam ve Türk büyükleri  senin  “kafadan engelli “ dediğin insanlar kendilerini düzeltmezlerse  onlardan uzak kalmamızı  söyler.                  Bende  baktım gençler beni anlamıyor ve dinlemiyor, artık daha  çok okumaya yöneldim.  Boş insanları  çevremizden temizlersek  faydalı işlere daha  çok zaman ayırma fırsatı buluyoruz.Bu da verimli olmamıza   ve  bu da  aileden ve işte mutlu olmamıza  sebep oluyor. Hiç olmazsa  kitaplar  bize hakaret etmiyor, “dedim.

       Biraz susarak  “Kafadan engelli olma”  haline biraz daha açıklama getirmenin  faydalı olacağına inanarak   biraz düşündüm. Sonra konuşmaya başladım:

       “  Kafadan engelli olmak” haline  ben  seni dinledikten sonra  şu tanımı getiriyorum  Hüseyin    “Kafadan Engelli olmak” Gerçeklerin farkına  varamamak, bilinçli olamamak, tecrübelerden faydalanamamak ,  bencil ukala olmak, engellilerle seviyor  görüntüsü ile  alay etmek onların eserlerini küçümsemek, Arkadaşa dikkat etmemek “  olarak tanımlayabilirim

       Hüseyin bunu  duyunca biraz düşündü:

        “Bu tanımlara uyan  her insan mı kafadan engellidir. Bu tanım biraz  acımasız olmadı mı   Orhan ağabey?, “dedi.

          Biraz düşününce  çok acımasız bir tanımlama yaptığımın farkına vardım. Biraz daha  dikkatle düşündüm:

   “Tabii ki farkına varmadan bunları yapan  çok ama  , tüm uyarılara rağmen   bu saçma tutumlara devam eden “ kafadan engellidir”  Mesela  diyelim ki, sen işverensin. Bir çalışanın tüm uyarılara rağmen  senin  malına zarar veriyor ve   seni dinlemiyor. Bunu işten atarsın sonra mahkemeye verirsin. Niye  suçludur da ondan. İşte Tüm uyarılara rağmen  engellilerle alay eden, onları üzen,  eserlerini destekleyecek ve   anlayacak yerde bu tutumuna devam edeni de  biz uzaklaşarak uyararak   görevimizi yapacağız. Ama gene de ısrar ederseler   bunlardan  bir şey olmaz “ kafadan  engellidir ne yapsa yeridir. Zihinsel engelli olmaya terfi etmiş” diyerek, çok mecbur kalmadıkça  muhatap olmayacak ve  öğrenmek, kendini geliştirmek isteyenlere bakacağız.”

    Hüseyin bana bakarak:

   “Şimdi anladım “ dedi.

     Ben konuşunca  yorulmuştum. Saatime baktım. Hanımımla alış verişe gidecektik.  Bunu  Hüseyin’e anlattım.  Çantama daha  önce koyduğum 3 tane kitabı çıkararak   :

      “Kişisel gelişim kitabı olarak “ Evrenin İlahi dili”  Bülent Gardiyanoğlu’ nun kitabını, “Evrenden torpilin var” adlı Aykut  Öğüt kitabını  verdim. Bu kitaplarda   insanın doğuştan  torpilli olduğunu ve  bunu  başkalarını  eleştirerek, küçümseyerek  dedikodusunu yaparak  yani  “kafadan engelli olarak” insanların   bu  torpili geçersiz hale getirdiğini   anlatıyor. Evrenden Torpilli olmak   istersen sende bunları oku  “ dedim. Kitapları   Hüseyin’ e verirken Hüseyin’in gözlerinin ışıldadığını hissediyordum.

       Hüseyin kitaplara sevgi ile bakarken:

“Okuyacağım mutlaka Orhan Ağabey” dedi.

   Daha sonra gene çantamdan çıkardığım   “Engelleri Aşanlar” kitabını çıkardım bir  Turan Yalçın kitabı olan bu kitabı Hüseyin’e uzatırken:

   “Yazar  60 başarılı engellinin hayat hikayesini anlattıktan sonra da   kendisi dahil başarılı engellilerin  10 başarı sırrını da  irdeleyerek  engellilere ve ailelerine   önerilerde bulunmuş. Bu kitabı bazı Üniversiteler yardımcı ders kitabı olarak okutmuş. Kitaptan çoğu Üniversite  öğrencisinin   ve    hocasının haberi yok. Çünkü yazar ünlü biri değil ve engelli. Okuyanlar duygulanarak elden ele başkalarına vermiş.  Umarım engellilerin  hayatı  seni de  motive eder hayata  “ kafadan engelli  olmak” tabirini   de daha iyi anlarsın.

Sonra  banktan kalkarak  yediğimiz çekirdeklerin kabuklarını  çöp kutusuna atarak    tokalaşarak ayrıldık. Ben yürüyerek   evimize gitmek üzere  parktan geçerken çevreme bakıyordum.

    Üniversitelilerin yaş gününü kutladıkları kamelya kalabalıklaşmış ve   gençler hayatta  aile olma sorumluluğunu henüz yaşamaya başlamamış  olmalarının neşesi ile     eğleniyorlardı. Hayata atılınca    ne çok sorumluluklarla karşılaşacaklardı. Bunu düşününce gülümsedim.

Parkta   yürürken bile insanlara bakarak onların tutum ve davranışlarından dersler çıkararak  onları ayıplamadan, ama yaptıkları hataları da  görerek kendim yapmamaya çalışarak  hayatımı daha verimli, kaliteli ve  insanlara  faydalı olmak  yönünde  değerlendiriyordum.

 

     Hüseyin’e ayırdığım zaman verimli geçmişti. Şimdi vakit ayırma zamanı  ailemdeydi. Onların vaktini başkalarına veremezdim. Zamanı etkin kullanınca  her  güzel şeye vakit vardı. Vaktin kıymetini bilenler  ve   “ vakit nakittir” diyenler ne güzel söylemişlerdi.