ÖĞRETMENİM

ÖĞRETMENİM

 

 

 

Öğretmenin öğrenci sayısı kadar kalbi vardır, dediğimizde doğru söz söylemiş oluruz.

Kendini çok iyi yetiştirmiş, mesleğini seven bir öğretmen görevini yaparken yaşadığı mutluluğun meyvelerini ilerleyen yıllarda mutlaka alacaktır. Unutulmaz öğretmenlerden olmak ne güzel. Umarım okuyucularım öğretmenim şiirimizi beğeneceklerdir.

 

“ (İlkokul öğretmenine yıllar sonra bir öğrencisinin yazdığı mektup)

                                                          

Dün okulun önünden geçiyordum dalmışım,

Bahçede oynadığım günleri,

Günleri hatırladım öğretmenim.

Sevinçle koşarak zil çalan çocuğu görünce,

Sizi, zil çaldığım günleri hatırladım öğretmenim.

 

Sınıfa girince hepimizi tek tek süzerdin,

Sınıf tam olunca tebessümle gülerdin,

Biz anlardık o gün, tatlı tatlı ders işlerdin,

Bize ailemiz kadar yakındın öğretmenim.

 

Yüzümüzü yıkanmamış, ellerimizi kirli görünce,

Üzülürdün, bizi ellerinle temizlerdin öğretmenim.

Ayaklarım ıslanıp, paçalarım batınca çamura,

Donmuş ayaklarımızı sobada ısıtırdın öğretmenim.

 

Ders anlatırken coştukça coşardın,

Her şeyi bilirdin, bize öğretirken neşeliydin.

İyiyi, kötüyü, insan sevgisini sen verirdin,

Körpecik yüreğimize sevdalar,

Sevdalar verirdin öğretmenim.

 

Bizim sokağın köşesindeki,

Sıvaları dökük evde kalırdın.

Akşamları iki bidonla çeşmeden su taşırdın,

Ellerini oğuştura oğuştura sobayı yakardın,

Yardımlarımızı kabul etmezdin öğretmenim.

 

Bir gün nasıl başlar, nasıl biter anlamazdık,

Şimdi daha iyi anlıyorum ki, hayli yaramazdık.

Sanki her çiçekten bal alırdık.

Bize bizi sen öğrettin öğretmenim.

 

Evinize gelmek ne büyük şerefti bize,

Divana oturtup, misafir yapardın bizi sevinçle,

Sonra, çayı demler, ikram ederdin elinle,

Siz bize aşinaydınız öğretmenim.

 

Köyümüze geldiğin günü hatırlıyorum öğretmenim,

Hemen: “Gencecik bir çocuk demişti” annem.

“Acelesi yok ya büyür “ demişti dedem,

Siz onlara çocuk olmadığınızı gösterdiniz,

Gösterdiniz öğretmenim.

 

Hani, bir akşam bize gelmiştin,

Hani yemek davetimizi zorla kabul etmiştin,

Sofrada da benim yanımı seçmiştin,

Biliyor musun, ablam senden gözlerini,

Gözlerini hiç ayırmamıştı öğretmenim.

 

Geç saatlere kadar sohbetiniz ne tatlıydı babamla

Memleket meseleleri çok büyük dava,

Milletimiz açlıkta ve toklukta,

Beraber olmalı demiştin öğretmenim.

 

Kiminle konuşsak sohbetini severlerdi,

Yaşından büyük konuşuyor derlerdi,

Bizim hoca büyümüş de küçülmüş derlerdi,

Köyümüzde herkes seni çok severdi öğretmenim.

 

Neden gittin öğretmenim,

Biliyorum bizi çok severdin,

Gözyaşlarımızı denize karışan sel ettin,

Bizi aydınlatan, içimize su veren ulu çeşmeydin,

O çeşmenin suyu kurumadı,

Hala akıyor öğretmenim.

 

Sen bir ışıktın, bir dalgaydın,

Sardın dört yanını bu ıssız köyümün,

Tüm işlerine, dertlerine neşesine koşardın,

Hizmetlerinin değeri biçilmez öğretmenim.

 

Sanma ki seni unuttuk yaşıyorsun içimizde,

Sen konuşuluyorsun yine akşamları evlerde,

Gönüllerde, her yeni işte hep sensin köyün dilinde,

Seni ne kadar çok özlemişiz öğretmenim.”

 

Aralık 1990 /  Erbaa

(Gök Bakışlı Gül Sözlüm –Şiir /1996-Tokat)

Osman BAŞ