SAFİYE -7- / Okumak ne kadar da kolaymış

SAFİYE 7. Bölüm

Okumak ne kadar da kolaymış

Yıl 1941

Pazar her zamanki sakin  günlerinden birini yaşıyordu.

 Cumhuriyetin  ilk yılları ve   harf devriminin yeni yeni uygulandığı, okulların sadece  büyük  nüfusu  5 bin  olan yerlerde olduğu yıllarda , ekmeğin karne ile alındığı devlet memuru olanların  itibar gördüşü yıllar.

  Okuma yazma bilmek  bir ayrıcalık olduğu kadar o  zaman okula gitmek  öğrenim görmek 3. Sınıfa  kadar zorunlu.(Şimdi 12 sınıfa kadar zorunlu.) Onun  üzerine 2 yıl daha okuyan , halk eğitim kurslarında biçki nakış öğrenen kızlar  alim kabul ediliyor. Erkekler  öğretmen  veya polis oluyor. Öyle bir zaman. Pazar’da da  herkes  imkanına bakmadan çocuklarını okutmak istiyor. Memur olsun rahatlasın. Öğretmen olsun insanları aydınlatsın. Subay olsun, polis olsun  vatanını korusun.  Hem kendine hem vatanını  sahip çıksın anlayışı vardı.

Ama  çocuk okumak istemezse , içinde okumaya  yönelik heves olmazsa, anne  baba  okumaya teşvik etmezse ne olacak? Okumak  gönül işidir. İnanç işidir. Anne  ve baba  okuyacak çocuğuna okumayı  öğretecek veya okumayı seven  çevresindeki insanları da sevdirecek ki, çocuk okumaya heves etsin.

Çocuklarının okumasını isteyen İban dayı, Seyyid Ahmet, Kerimin Sali  ve Pazar’da  birkaç dar gelirli  insan. Zengin olanlarda  çocuklarını  okutmak istiyor ama   engin uçsuz   bucaksız  tarlaları, babalarının  zenginliğini ve nüfuzunu  gören   zengin  çocuklarının  çoğu da “ babamız  sengin, adımız engin, çalışmak okumak   bize ne?” dercesine  okumaya heves etmiyor ve   okuyanla dalga geçiyor. Bu  yüzyıllarca  böyledir  . Belki de yazının icadından bu yana  böyle. Belki de 1941 yıllarında   değil sadece  ondan  60 veya 70 sene sonra da  böyle devam edecek. Sadece  Pazar’da mı  tüm ülkemizde. Pazar sadece bu ülkede bir nokta. Ülkemizde  bir çekirdek. Bir öz. Sahilde  bir çakıl. Ama öz aynı, zihniyet aynı. Kafa aynı. Ne değişecek? Okula  giden  değiştirecek. Onlar değiştirmezse  onların çocukları onlarda  olmazsa  onların  çocukları. İmkan  yok ama  umut var. Umut var umut var .En büyük servet umut değil mi. Ata sözü ne demiş “ Umut Fakirin ekmeği YE  Memet ye”  Gene derler ki “ mal kaybeden bir şeyini, iş kaybeden çok şeyini, umudunu kaybeden her şeyini  kaybeder. “Ben zenginim arkadaş  ben zenginim umudumu kaybetmedim. Pazar’ın en zengini biziz”diye haykırası geliyordu işte  İban dayının.

Pazar’ ın   sakin  bir  günüydü. Pazarlılar her zamanki gibi  suyu  olmayan tarlalarında bir şeyler ekip biçerek ailelerinin rızkını kazanma derdindeydiler. Yağmur yağarsa mahsul güzel oluyordu. Ama yaz  aylarında  meyve ve sebzenin  en çok suya  muhtaç  olduğu zamanda da yağmur yağmıyordu işte.  Şehrin  altından  nazlı bir kız gibi salına salına akan Yeşilırmak’ın Tozanlı  kolunun  yakınlarında tarlası olanlar Irmağın suyundan  dolayı tarlalarından verim alıyor,  ancak ırmağa uzak tarlalar  ve  bağlar o kadar verimli olamıyordu. Ancak yağmur yağarsa  ürün bol oluyor, güneşten esmerleşmiş ama  Allah’a  şükreden yüzler gülüyordu. İban dayı da   kendisine verdiği rızıklardan dolayı, saf ve temiz Safiye’si başta olmak üzere  çocuklarının sağlıklı olmasından dolayı  seviniyor, özellikle Safiye’nin okulunu sevmesi okumayı sökerek kitabından  kekeleyerek hikayeler  okuması  O’nu  duygulandırıyordu. Duygulanmamak  elde mi? Çoğu insan Cahiliyye  dönemi gibi  kız çocuklarını okutmaz, evde de öğretmeye çalışmazken , içki  ile zaman  öldürürken İban dayı  55 yaşında  babalığı kendine 4.kere tattıran   Safiyesini  okutuyordu. Kendisi okuma yazma bilmiyordu ama  çocukları ondan  ileri olacak ve   gelişecekti. Belki de torunları  O’nun hayatını yazar  ve  gelecek nesiller de  “Pazar’da BİR İban dayı varmış.Torunu hayatını yazmış. Bizim  dedemizin hayatını kim yazacak? ” diyeceklerdi.

 

    İban Dayı bir  gün çarşıda oturmaktan sıkılınca yavaş yavaş ayağa kalktı.  Aklına  bir şey eglmiyordu yapacak. Birden aklına  gelen şeyi hemen   harekete geçirmeye  karar verdi. Yukarı çıkacak  Cangula denen  Pazar’ın  yüksek tepelerine doğru  çıkarak hem temiz hava alayım hem de  çoktandır görmediğim yerleri göreyim dedi. İban dayının oralarda  bağı   yoktu  ama  Dereçaylı köyünün alt taraflarında   bir  bağı vardı.  Cangulu taraflarına  genç  iken çok çıkar ve arkadaşları ile piknik yaparlardı. Ama  yaşlanınca pek çıkamaz  olmuşlardı cangula tarafına .