BİR ÖĞLESONU NOTLARI

BİR ÖĞLESONU NOTLARI

İzmir’den kayınbiraderim geldi hoş geldi. Öğle yemeğinden sonra öğretmenevine gittik, konuğumla. İçlerinde Ercan Yavuz ve Osman Kablan’ında bulunduğu topluluk, bize yer gösterip çay ikram ettiler.

Sohbetimiz, tam kucağa düşmüştü ki kendisini Tokat tavla şampiyonu ilan eden Mehmet Tapar göründü. “Rakibim zar tutmasın yeter. Bileğimi bükecek usta göremiyorum” der

Mehmet Öğretmen, öteden beri Osman Kablan’a diş biliyor. Osman Kablan da ona meydan okumuyor değil hani. Zaman zaman karşılaşacak gibi oluyorlar. Tam o sırada ikisinden birinin mazereti çıkıyor, mecburen ileriye, ucu açık bir vakte erteliyorlar. Bu ikilinin kapışmasını çok merak ediyorum. Eğer Cenabı Mevla o günü gösterirse iddialı maçın hakemi kesinlikle ben olmalıyım. Çünkü dostluk ve sevgide ikisi ile de aynı mesafedeyim.

Yıllar önceydi yine çok sevdiğim başka iki arkadaşım, oyun yüzünden kavga etmeyi kararlaştırıp birbirini dışarıya davet etmişlerdi. Tabii onlarla beraber bir gurup meraklı da takipteyiz.

Dışarıda zeminin buzlu olduğunu görünce taraflardan birisi:

-Saha uygun değil arkadaş. Ayağım kayıyor. Buzlu zeminde kavga edemem. Maçı buzların çözülmesinden sonraya erteliyorum. Rakip de bu tek taraflı karara uyunca kol kola girip öğretmenevine geri dönmüş, kaldıkları yerden oyunlarını sürdürmüşlerdi. Tabii peşlerindeki meraklılarının alkışlarıyla. Sonuç iyi bir kavga izlemek isteyenlerin hoşuna gitmemişti ama moda deyimle “yapcek bişi” yoktu. Zaten canım, çoluk çocuğa örnek olmakla görevli koca koca öğretmenler sokak ortasında kavga mı etmeliydi? Allah razı olsundu buzlu zeminden…

İki tavla oyuncusu ve konuğumla oyun salonuna geçtiğimiz sırada Osman Kablan’ın lavobaya gideceği tuttu. Heyecanlanınca benzer ihtiyacı hissetmek doğaldır. O dönene kadar şampiyonla konuğum maça başlamıştı bile onların da vardı bölüşülecek kozları... Bu maçta şampiyon, az bir sayı farkıyla rövanşı aldı. Ne var ki zaman kalmadığı için asıl maçı yine izleyemedik. Yani “yine dövemedik karıyı” durumuna düştük ama olsun, Allah’ın günü darıdan çokmuş. Onu da izleriz inşallah! Yeter ki sağlık olsun ve maç günü rakiplerden birinin geçerli bir mazereti çıkmasın!

Heyecanlı ve iddialı tavla maçından sonra konuğuma, elimi yıkayıp geleceğim diyerek lavobaya yöneldim. Onun ağır duyması benim kısık sesim dolayısıyla iletişimi sağlayamamışım. Ben lavobaya girince konuk kabanını giyip sağda solda beni görememiş. Oyun salonunda unutulduğumu düşünüp orayı da aramış. Umudu tükenince eve gittiğime hükmetmiş. Beraber çıkarıp astığımız kabanımın vestiyerde melül mahzun beni beklediğini bile fark etmemiş. Bana yetişmek için hızlı adımlarla evin yolunu tutmuş.

Lavobadan çıktım konuğum yok “sordum ölüye diriye” hesabı kime sorduysam görmemiş. Telefon ediyorum meşgul. Zıkkım çıksın. Akıllı telefonla iş görmek de bi zor ki. Ben sormaktan usandım, torunlarım telefon dersi vermekten. Tekrar tekrar arıyorum meşgul. Sanki benden ayrılınca telefon edeceği tutmuş konuğun… Meğer aynı anda birbirimizi arıyormuşuz.

 

Nerdeyse nerde dedim evi bilmiyor değil ya nasıl olsa gelir. Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer, kürkçü dükkânı imiş. Bu düşüncelerle eve geldim ki konuğum beni bekliyordu, merakla…