Öğrenciler sordu, cevap verdik

Öğrenciler sordu, cevap verdik

 

Nisar Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Yerel Yönetimler Bölümü öğrencilerinin sorularına cevaplarımız

 

Niksar Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu Yerel Yönetimler Bölümü Öğretim Görevlisi Onur Binbaş’ın daveti ile 03 Kasım günü Niksar’a gittik. “Recep Yazıcıoğlu’nun Liderlik Sırları” konulu konuşmadan sonra öğrencilerin sorularını cevaplamış, güzel soru soranlara çam sakızı çoban armağanı misali kalemler ve kişisel gelişim dergileri hediye ederek onları hayatta güzel soru sormaya teşvik etmiştik. O soruları bir de buradan cevaplayarak okurlarımızın da istifadesine sunalım, dedik.

 

* Başarınızı veya başarıyı tek kelime ile nasıl açıklarsınız. Özgüvensizlik başarıya engel mi? Bunun sebebi ne olabilir? Başarmak çalışmaktan gelir fakat tembelliği nasıl aşmalıyız? Özgüven sorununu nasıl aşmalıyız? Hayatınızda en zorlandığınız an ne oldu? Olduysa bu zorlukları nasıl aştınız? (Ceren Yılmaz)

 

CEVAP-Başarımı tek kelime ile okumaya borçluyum. Bir işitme engelli olarak zayıf ve güçlü yönlerimi düşündüğüm zaman zayıf yönüm olan duyamamanın karşıtı olarak okumayı gördüm ve çok okudum. Okuduklarımı analiz ederek düşünüp uyguladım. Bu da başarı getirdi. Ama sizler duyuyorsunuz. Size tavsiyem hocalarınızı dikkatli dinleyerek güzel not alın ve kendi notlarınızdan çalışın. Bu da başarı getirecek size.

Özgüven sahibi olamamak ülkemiz insanının genel sorunu. Yöneticilerimiz bile “Özgüven sahibi insanlar yetiştirmek” olarak anlatıyorlar amaçlarını. Bunun çaresi de özgüven sahibi insanlar ile sıkı arkadaşlık ve sık sık bir araya gelmeli özgüvenli insanlarla. Özellikle engelli ama özgüvenli insanlarla okullarda öğrencileri sık sık bir araya getirmek bugün olduğu gibi. Bu konuda Onur Binbaş öncülük etti. Siz faydalandınız. Bu gibi etkinliklerin lise ve Üniversitelerde tekrarlanması lazım sık sık. Özgüvenli insan özgüvenli arkadaşlar yetiştirir. Anne ve babalar da özgüvenli akraba ve komşuları ile çocuklarını sık sık bir araya getirerek onların da faydalanmasını sağlamalı. Bencilliklerden, kıskançlıklardan arınarak bunu yapmalılar çocukları için. Ama bunların yeterince yapıldığını söylemek mümkün değil.

En zorlandığım an lisede sınıfta kaldığım senelerdi. Çok sevdiğim okulumdan ayrılmak zor gelmişti ama sonrasında çok okuyarak güzel Üniversiteler kazanarak geldik bugünlere ve bazen ben de  “bunları ben mi yaptım” diye hayret ediyorum. Demek ki önce inanmak, sonra harekete geçmek ve hemen harekete geçmek insana başarı getiriyor. Ertelenen işler çok zaman yapılmayacak demektir.

 

SORU-Duyma yetinizin olmaması size ne kazandırdı?

 

CEVAP- İşitme engelli olmak çok okumamı ve yazmamı sağladı. İşitme engelli olmadan önce yazar olmak yazmak aklımda bile değildi. Bir şiir yarışmasında ben şiir yazdım. Türkçe Öğretmenim benim yazdığıma inanamadı ve ben de ona inat yazdım ve yazdım. Başka öğretmenim yerel basınla tanıştırdı ve bu da bizlerin başarısızlıklarını başarıya dönüşmesini sağladı.

 

SORU- Bütün başarıları bir sebebe bağlamak zorunda mıyız?  Siz neye bağladınız?

 

CEVAP- Başarıyı bir sebebe bağlamak zorunda değiliz. Herkes başarıya farklı yollardan gelir. Görmeyi seven okuyarak derslerde grafiklere bakarak anlayarak, kimi duyarak kimisi de sosyal ilişkilerini geliştirerek bu hale gelir. Siz de başarınızı kendinize en kolay gelen yoldan ve verimli olan yöntemi hayatınıza uygulayarak başarıyı elde edebilirsiniz. Bu tamamen sizin yeteneklerinizi nasıl kullanacağınıza bağlı.

 

SORU- Ülkemizde insanlara okumayı aşılamanın en güzel ve en eğlenceli bir şekilde yansıtılmasında hangi yol izlenmelidir? Üniversiteleri ülkemizde iş bulma yolu olarak görüyorlar, kendini geliştirme yolu olarak değil de, bunun önüne nasıl geçilebilir? Artık kitap okumak yerine, insanlar internetten onunla alakalı bilgileri videolar izliyorlar. Kitap okumak kadar verimli midir? (Hüseyin DİLBAZ)

 

CEVAP-Okumayı en güzel aşılamanı yolu öğretmen ve anne babanın da kitap okumayı sevmesi ve çocuklarına “oku” demeden kendilerinin okuması. Günümüzde anne ve baba kitap okumuyor, kitap okusa da çevrelerinde akraba, komşu ve iş arkadaşlarından yazar olanları özellikle mevki makam sahibi olmayan ve güzel yazan insanları sevdirmek ve sevmek yerine onlarla alay ediyorlar. Çocuklar bunu görerek okumayı da yazmayı da okuyanı yazanı da sevmiyorlar. Anne ve baba ise “biz o yazarı severiz ama şaka yaptık anlamadı” diyorlar. Çocuklar bu tezadı görerek okuyamıyorlar. Anne ve baba çocuklarına dolaylı yoldan ne kadar kötülük ettiklerini de göremiyorlar. Yazar böyle insanlardan uzaklaşınca da “kibirli” diyorlar. Yani hep yazar suçlanıyor. Bunun yolu yazarları sevmek, kitaplarını alıp okumak ve çocuklara da okutmaktan geçiyor.

Okumayı sevdirmenin en eğlenceli yolu da güzel konuşan yazar ve insanları ve okuyarak gelişen insanları bugün olduğu gibi lise ve Üniversitelere hocaların sık sık davet ederek onlarla öğrencileri buluşturması, şu an yaptığımız gibi sorular sormalarının sağlanması, sadece konferans zamanında değil diğer zamanlarda da okumayı seven insanlarla gençlerin her zaman iletişim kurarak onlardan faydalanmasının sağlanması ile olur. Buna ben candan inanıyorum.

Üniversiteler bence gençleri hayata hazırlayan yerler. Mesela bir iktisat hocasının “ben iktisat öğretirim, öğrenciye nasihat etmek, derse konuk davet etmek benim görevim değil” demesini sorumsuzluk olarak algılarım. Hoca dediğin öğrencisini hayata hazırlar. İnsan olmayı öğretir. Kitap okuyarak gelişen insanları dersine davet eder, olmadı, odasında tanıştırır o da olmadı çay bahçesinde tanıştırır. Ama bugün hocaların çoğunluğu sadece alanları ile ders anlatarak gidiyor. Öğrenciler de çok zaman kötü niyetli insanların sigara, uyuşturucu, oyun eğlence aşılayan insanların yanına giderek zamanını boşuna harcıyorlar. Yani Üniversite sadece meslek öğreten değil, öğrencisini hayata hazırlayan kaliteli hocalar ile olduğu zaman üniversitede de gençler gelişecek hayatı daha çok seveceklerdir.

Üniversite bunu yapamıyorsa öğrenci bireysel olarak kendisine faydalı olacak, yol gösterecek insanları bularak iyiyi kötüden ayırt etme aklını da kullanarak kendisini geliştirecek, bireysel sohbetlere, konferanslara, sosyal etkinliklere katılarak bunu sağlamaya bakacak. Çevrenize bakacak olursanız hem bireysel çabası ile hem okuldan öğrendikleri ile gelişen çok insan göreceksiniz. Başarılı iş, siyaset adamlarının hayatını okuduğunuz zaman kendilerine yol gösteren, sohbet eden insanlardan azami ölçüde faydalandıklarını göreceksiniz. Boş insan ise böyle insanların yanına gidecek yerde “giderdim ama zamanım yoktu, fırsatım olmadı, çok yoğundum” gibi inandırıcı olmayan bahanelerle zamanını harcar. Yani kendisinin hatası yoktur. Zamanı suçlar. Çalışan adam kendi yarışır boş adam ise bahane üreterek “hangi bahaneyi üreteyim” ile zaman geçirir.

Okumak, yazmak yazının icadından beri vardı.  Kitaplarda.  Ama teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, kitaplar ve kütüphaneler yok olmadı ve yok olmayacak. Kitap okuyan insanlar, bunu da hayatına uygulayan ve çevresine anlatan insanlar her zaman var olacak ve bunlar “alim” olarak, “hoca” olarak, aydın insan olarak her zaman anılacaklardır. Sosyal medyanın göklere çıkardıkları da aynı hızla yere geçeceklerdir. O yüzden kitabı ve okumayı sevmek, anlamak lazım. “Oku” emri zamanı ve mekanı olmayan ve tüm insanlığa verilmiştir. Anlayana. Okumak her yerde okumak lazım. İnternette hayatın özeti ve faydalı olarak da kullanılabilir zararlı olarak da kullananın niyetinde bağlı. Gençler interneti eğlence olarak kullanıyor ve internette resim paylaşıyor. Bilgi sahibi olmak amacıyla paylaşan da o amacı doğrultusunda faydalanabiliyorlar işte.

 

SORU- Recep Yazıcıoğlu’nu efsane yapan neydi? İnsanlara nasıl örnek olurdu? Kitaplarınıza nereden ulaşabiliriz?

 

CEVAP- Recep Yazıcıoğlu’nu efsane yapan samimiyetti, halk arasında yaşaması idi. Hemen harekete geçerek az zamanda ve az para ile çok iş yapması ve hızla harekete geçmesi idi. Samimi olarak insanlara tepeden bakmadan onları anlamaya çalışmasıydı. Samimiyetle devletin efendisi, emredeni değil, devletin hizmetçisi, devlet adına milleti seven insanı olması onun halk tarafından sevilmesini sağlamıştı. “Recep Yazıcıoğlu’nun Liderlik Sırları” kitabımda zaten bunları genişçe anlattım.

Kitaplarımızı internette kitap satan yerlerde, büyük kitapçılarda her yerde bulmak mümkün. Kitapçılar istendiği zaman istenen kitabı getirtiyorlar da. Arayan bulur. “Arayan belasını da mevlasını da bulur” sözü gibi arayan bulur. Okur, faydalanır. Harekete geçer, sevilen veya nefret edilen insan olur.

 

SORU- En etkili çalışma programı olarak kendi belirlediğimiz çalışma programı mı daha etkili verimli olur? Çalışma alanı olarak guruplar halinde mi çalışalım?

 

CEVAP- Bu sizin bileceğiniz bir şey. Ben işitme engelli olmamdan dolayı bolca okuyarak çalıştım. Sizler de arkadaşlarınız ile gurup çalışmasından faydalanacaksanız, gurup olarak çalışabilirsiniz. Nasıl ve hangi yöntemin faydalı olacağını sizden başka kimse bilemez. Eğer çalışma yöntemi belirleyemiyorsanız bir bilenden danışarak O’nun tavsiyesine uyabilirsiniz.

 

SORU-Eserlerinizin isimleri nedir?

 

 

CEVAP-İlk kitabım “Sessiz Dünyadan Esintiler” 2006 yılında 1000 tane basıldı Diyanet Vakfı sponsorluğunda, hediye olarak dağıttık. Yeni baskısı yok. 2. kitabım 2007 yılında “Tokattan Zirveye Doğru” 1000 adet  sponsorlarla bastırdık ve mevcudu kalmadı. 3. Kitabım Akis yayınlarından çıktı 2010 yılında “Hizmetkar Lider Recep Yazıcıoğlu” adında, 2000 baskısı 3 yılda bitti. 4. kitap olarak 2013 yılında bu kitabı geliştirerek “Recep Yazıcıoğlu’nun Liderlik Sırları” olarak Az kitap tarafından basıldı ve 2000 adetlik baskısı bitti. 5. Kitabım olarak “Engelleri Aşanlar” 2014 yılında 3000 adet basıldı ve sonrasında 2015 yılında marketlerde satılmak üzere Az kitaptan 5000 tane baskı yapıldı. Yayın bekleyen birçok kitabımız da yakın zamanlarda yayınlanacak inşallah. Okur ne kadar talep ederse o kadar hızlı basılacak inşallah.