ANITKABİR’DE BİR 10 KASIM YAŞAMAK

ANITKABİR’DE BİR 10 KASIM YAŞAMAK

 

Ben de oradaydım. 10 Kasım sabahını Anıtkabir’de yaşamak, duyguların depreştiği saatlere tanık olmak, o efsunlu, gizemli devasa tepeyi, tepedeki yüce kabri yüreğinde hissetmek…

            Suskunluğun coşkuyla örtüştüğü, hazanın hüzünle seviştiği, lakin hayatın devam ettiği zaman dilimiydi…

            Çevre bir mahşer yeriydi sanki. Ayaklar basacak yer bulamıyordu. Caddeler, yollar, sokaklar tıkanmış geçilemiyordu kavşaklar.

            Yaşlılar, gençler, çocuklar, bebekler, gaziler, engelliler… Ellerde Türk Bayrağı, dillerde Atatürk marşları, göğüslerde Mustafa Kemal imzası… Akıyordu sellercesine…

            Akın vardı Anıttepe’ye akın… Bir sokak girişinde beklemek zorundaydık. Bir bahçe duvarının kenarında bekleyen bir topluluğa ben de karıştım. Söyleşiler, övgüler, şikayetler, yergiler sürüp gidiyordu. Karşı köşedeki sokak adının yazılı olduğu levha ilgimi çekti. “ORDULAR SOKAK”. Güzel bir sokak ismi olduğunu anlatıyordum ki özel elbiseleriyle donanımlı yaşlı bir Gazimiz yanımda belirdi:

            -Dahası var hanım kızım, dahası var! dedi. Bu sokaklar silsilesi birbirinin devamıdır. Burası ORDULAR SOKAK… az ileri de İLK SOKAK… HEDEF SOKAK… daha sonra da AKDENİZ SOKAK… en sonunda da İLERİ SOKAK… Bu sokaklar Anıtkabir’in koruyucu aguşlarıdır. Kucaklamıştır bu güzelliği, dedi.

            Şaşırdım ve duygulandım.

            Ah, güzel Ankara, Atatürk’ün Ankara’sı… “Ordular, ilk hedef Akdeniz, ileri!” emrini yaşıyor ve yaşatıyordu.

            İşte görünen oydu. Bir akın vardı Anıtkabir’e bugün. Akıllara sığmayan, düşler ötesi bir akındı. İnsanlar Atasına akıyorlardı.

            Kimileri özlemle, aşkla… Kimileri coşkun duygularına ses veren marşlarla, kimileri de pişmanlık duygularının özür dilemeyle karışık affedilme dilekleriyle Anıttepe yollarındaydılar.

            Anıtkabir hiçbir dönem bu denli kalabalık olmamıştır, diyen eski bir görevli ile aslanlı yolun başında ayaküstü konuştum. Ve şu gerçeği öğrendim ondan.

            Aslanlı yolu yapan kişi yoldaki taşları özellikle farklı farklı döşemiş. Taşlar o denli özenle yerleştirilmiş ki eğer başını öne eğerek dikkatli yürümezsen düşebilirsin. Bu yüzden daima önüne bakıp, başını eğerek yürümek zorundasın. Bilerek, düşünülerek yerleştirilen bu taşlar Atatürk’ün Anıtkabri’ne girerken insanların ister istemez başlarını eğmek zorunda olduklarının resmidir.

            İlk kez duyduğum bu özellik beni çok düşündürdü.

            Neden sonra anladım ki, Atatürk’ün huzuruna zoraki de çıksan başını bir müddet eğeceksin, bu kaçınılmaz bir mecburiyettir.

            Daha aslanlı yoldan başlayan bu yürüyüş tabiatıyla ona saygıyla eğilmek, ona yürümek bir görev, bir vefa ve bitmeyen sevdadır elbette ki…

            Ankara’da Anıtkabir’de 10 Kasım yaşamak Atatürk’ümüzü anmak değil, ona koşmak, sarılmak, ilke ve inkılaplarını dolu dolu yaşarken ileriye dönük yaşatmak sevdasıyla onun kollarına atılmaktır.

            Bu 10 Kasım’daki Anıtkabir’e akın kesinlikle Atatürk’ü anmak için değildi. Bu akın Mustafa Kemal Atatürk bilincinin kaçınılmaz olduğunun resmi, sistemin ana kodlarının da artık uygulamaya konulmasının kaçınılmaz olduğunun bildirisidir.

            Bu akın bir Amasya Tamimidir belki de. Zira artık Atatürk gibi düşünmek zorundayız. Bir başka şansımız yoook!

            Esen kalın…

 

 

            Şerare Yağcıoğlu Kıvrak