BİR AVUÇ KELİME

Geçen hafta Şehri Tokat, kültür tarihinin en güzide günlerini geçirdi. 31 Ekim-8 Kasım tarihleri arasındaki  “Kitap Fuarı” etkinliği, gerçekten bu güne kadar kültür adına yapılan bütün faaliyetleri sildi süpürdü. Muhteşem bir ortamda nezih insanların “Kitap Sevgisi” için bir araya gelişleri, gerçekten göz kamaştırıcıydı. Annelerin, babaların, öğretmenlerin ille de körpecik çocukların kitapları gördüklerinde gözlerindeki ışıltıyı bir yazar olarak asla unutmamız mümkün değildir.

                Üç yüz elli bin insanın gezip gördüğü, sayısız söyleşilerin yapıldığı, ülkemizin her görüş ve düşüncesinden en güzide yazarların, okuyucularla buluştuğu böylesine bir faaliyet, inanın benim gözlerimi yaşarttı. Bazen duygulanıp gözyaşlarımı tutamadığım, bezen kahkahalarımın çadırın tavanına dokunduğunu, bazen asude konuşmaların sessizliğin ve sakinliği öte yüzünde bilinmez dostluklara vesile olduğunu bizzat müşahede ettim.

                Hemen her yaştan okuyucularla birlikte oldum. Üç yaşından seksen yaşına kadar herkesin bir şekilde ilgisiyle karşılaştım. Yalnız ben mi, yanı başımdaki yazarlar da aynı ilgiyi gördüler. Yerel ve genel yazarlarımızın hepsi büyük bir ilgi ve alaka ile karşılandılar. Hürmet gördüler. Hatta bazı yerel arkadaşlarımıza telefon ve mesajlarla imza günlerinin sayısı bile artırıldı.

                Okuyucularım arasında üçü çok dikkatimi çekti. Onlarla uzun uzun sohbet ettim.  Gönül dünyamdan nice inciler paylaştım.

                Bu okuyucularımdan biri orta yaşlı bir bayandı. Beni görünce önce şaşırdı. Sonra heyecanla “Siz O’sunuz değil mi? Mehmet Emin Ulu Hoca!” Hiç düşünmeden biraz da espri ile karşılık verdim. “Elbette M. Emin Ulu, Allah’ın kulu…” O aynı heyecan ve şaşkınlıkla: "Hocam Allah sizden bin kere razı olsun! Sizin eserleriniz sayesinde namaza başladım. Namazla birlikte içimdeki fırtınalar dindi. Gönül dünyamda nice güzellikler belirdi. Çok mutluyum. Evlatlarım da, eşim de çok mutlu… Sana ne kadar teşekkür etsem azdır…"

                Hiç sesimi çıkaramadım. O an asıl benim içimde fırtınalar kopuyordu. “Yazdığımız eserlerle insanlara huzur ve mutluluk verebilmek ve dua almak… Zaten başka ne bekleyebilirdim ki… Bir kişiyi bile kurtarsak, bu bizim için ne büyük mutluluktu…” Tam bunları düşünürken Ortaokul ikinci sınıfa giden bir kız çocuğu masaya yakalaştı. Kitaplarıma şöyle bir baktı. “Şeker Tarlası ve Kadife Yürekli Kız” adlı kitaplarımı görünce gözleri ışıl ışıl oldu. Sevinçle haykırdı. “Bunları siz mi yazdınız?” "Evet!”  “Aman Allah’ım bu kitaplar, ne güzel kitaplardı. İkisini de su gibi okudum. Hayatta onları okuduğum an kadar hiç mutlu bir an geçirmedim. Kitapların insanlara mutluluk verdiklerini ilk sizin kitaplarınızda gördüm. Sağ olun var olun!”

                Ne diye diyebilirdim. Kitaplar için söylenebilecek en güzel sözü söylemişti. Bir nur abidesi gibi yanımdan çekip gitti. Kendince gülüp oynuyordu. Dönüp dönüp bana bakıyordu.  "İşte dedim mutluluk bu, bir çocuğun gönlünü kazanmak, tebessümlerinin vesilesi olmak…"

                Tam bu sırada yanımdan bir grup genç kız geçiyordu. Çağırdım, tanıştık. Liseye gidiyorlardı. Yazmayı, okumayı konuştuk. “Hayat, yazılacak bomboş bir kâğıt gibi ayağımızın altından kayıp gidiyor. Siz yazmasanız da o, sizin izlerinizle kendinde bir şeyler topluyor. Önemli olan görünmeyen bu izleri kelimelerle görünür hale getirmek…” diye uğurladım. Onlarla konuşurken kızımı hatırladım Burnumun direği sızladı. Gözlerim doldu. Yaşlarını içime akıttım.

                Sonra bir çocuk daha geldi.  Yine benzer sorulardan birini sordu. "Siz yazar mısınız?" "Evet!" “Kaç kitap yazdınız?”. “Yüze yakın, bazıları burada!...” Kitaplarıma şöyle bir baktı. “Bu kadar kitabı nasıl yazdınız?..”,  “Çok okuyarak!”  “Ne kadar çok?”… “Binler, on binler… Okumak dolmaktır yazmak boşalmaktır, derler. Hâlâ okuyorum.”

"İyi de nasıl yazıyorsunuz? Asıl onu öğrenmek istiyorum!"

 “Bana bir avuç kelime verin, ben size bin bir kitap yazayım. Hadi getir bakalım avucundaki kelimeleri…” “!...” şaşırdı. Sustu. Düşünceye daldı. “Ne zaman avucunu kelimelerle doldurursan, o zaman bana getir. Dilediğin masalı, hikâyeyi, bitmez tükenmez bir şekilde yazayım, gönüllere kazayım…"

                Bir bana baktı, bir boş avucuna… Sonra dudaklarında garip bir tebessümle bir gölge gibi yanımdan geçti… Aslında ben bu güzel çocuğun avucuna kelimeler doldurmaya başlamıştım bile… Gerisi ona kalmıştı…

                Kitap fuarında kim bilir daha ne güzel hatıralar yaşanmıştır? Buna yürekten inanıyorum.  Böylesine bir faaliyeti düşünene, organize edene, emeğini çekene ne kadar minnettarlık duysak azdır. Tokat’a kitabı sevdirdiler. Kitaplar yeni dostlar edindi. 

                Başta Belediye Başkanımız Av. Eyüp Eroğlu, Kent Konseyi Başkanı Abdullah Gürbüz, A.Turan Erdoğan, Kezban Yıldırım Özcan, Selahattin Kelemci ve Ali Bal kardeşime binlerce teşekkür ediyorum. Dillerine, yüreklerine, bedenlerine sağlık… Allah hepsine de sağlıklı uzun ömür versin… Yeni fuarlarda buluşmak dileğiyle, saygılar selamlar.

 

Mehmet Emin Ulu