ZORUNLU BİR GEZİ

ZORUNLU BİR GEZİ

 

Sevilen dost Fikri Yavaş’a son görevimizi yapmak için köyüne, Çilehane’ye gittik. Tokat’tan çıkıp Gümenek’i geçtikten, hatta Pınarlı’dan itibaren köye ulaşıncaya kadar manzara aynı: Yer yer yeşil çamlarla bezenen arazi, olduğu gibi meşe ormanı.

Kilometrelerce gittiğimiz asfalt yolun sağı solu, ilerisi gerisi kırık ve heyelanlı arazi, sıvama meşe ormanı. Mevsim gereği sarının çeşitli tonlarındaki yapraklarıyla bazı meyve ağaçları görüyoruz. Meşelerin sert ve kartalmış yapraklarına göre onlar daha nahif,  daha yumuşak, daha cana yakın duruyorlar. Çam yaprakları yeşil ama onlar da sertleşmiş, yorgan iğnesini andırıyor.

Kırık arazinin yamaçları yukardan aşağı derelerle bölünmüş. Derelerin kuzeyindeki ağaçlar daha iyi beslenmiş, onların aksine güneydekiler nispeten cılız kalmış. Az miktardaki tarlaların dışında arazinin tamamı ormanlaşmış.

Tarlalara gelince kimi tarlalar öyle küçük parçalara bölünmüş ki nerdeyse sınırın kalınlığı tarlanın alanına eşitlenmiş gibi. Zaten gördüğümüz tarlalar da bir şekilde ormanın aleyhine elde edilmiş izlenimi uyandırıyor.

Almus barajını dolanarak ulaştığımız Çilhane’ye kadar gördüğümüz köylerin çoğu dereye tepeye kurulmuş. Yalnız Akarçay Köyü, nasılsa bir geniş alan bulabilmiş. Evleri de muntazamdı. Her sokakta görülen otomobillerden ayrı yan yana sıralanmış beş altı tane minibüs de köyün zenginliğinin göstergesi gibiydi. 

Almus’tan itibaren baraj çevresini gezmek isteyenler, hedefledikleri noktaya ulaşmak için sağ ya da sol tarafı seçmek zorundadırlar. Çünkü yollar Almus’da ayrılır, gölü dolaştıktan sonra yine Almus’da birleşir. Yanlış yol seçenler, daha uzun gitmek zorunda kalabilirler…

Göl kenarındaki köylere yolum iki kez düştü. Maalesef ikisinde de cenaze törenlerine katıldım. Birincisinde İsmet Saraçoğlu’nun belediye başkanı olduğu yıllarda idi. Varzıl Köyü’ne bir şehit cenazesi götürmüştük. Otobüsümüzde belediye başkanı ve askeri yetkililer de vardı. Sağdan gittik. Definden sonra gölü dolaşıp Almus’a tekrar döndük.

Ne var ki gidiş yolumuz kara şose iken gölü döner dönmez asfalt yola düştük. Sebebini sorduğumda gölün bu yanında genellikle alevi köyleri, öbür yanda Sünni köylerinin bulunduğunu söylediler. Alevi tarafı şoseyle yetinirken Sünni tarafına yağ gibi asfalt hizmeti götürülmüştü.  Vergi ve asker alımlarında eşit davranan devletimiz, hizmet götürürken ayırım yapmayı alışkanlık haline getirmiş. OYSA ŞEHİDİMİZ DE ALEVİYDİ...

Çilhane’ye giderken dal ve yaprakları izledim. Dönüşte baraja baktım. Köy hizasından itibaren sular çekilmiş. Geniş kumlukta menderesler çizerek kendine yol bulmaya çalışan cılız bir su akıyordu. Bunu görünce “Kurudu çaylar ırmaklar / Ser çeşmenin gözü kaldı.” Dizelerini anımsadım. Almus’a yaklaşınca balık kafesleriyle göl, bütün heybetiyle görünüyordu. Bu kadar suyu nereden biriktirdiğine şaştım kaldım. Hemen “Göl yerinde su eksik olmaz” özdeyişi geldi aklıma.

Bitirirken törenlerine katıldığım sevgili şehidimiz ve saygı değer Fikri Yavaş’a rahmet, sevenlerine sabır ve başsağlığı dilerim.

 

15.11.2017