İPLİK

 

                İki yüz lira muayene parası karışlığında kayıt yaptırdığımız özel hastanenin cilt doktoru, hemen genel cerraha gönderdi. Kulaktaki minik oluşumun alınması için. Ayrıca uyardı. Bundan sonra kesinlikle güneşten korunmalısınız.

                Doktorun isteği yerine getirildi. Tembih edilen gün gelince dikişler alındı. Yaram zamanında iyileşti ama yara yerinde beliren bir çıkıntı, öldür Allah iyileşmiyor.

                Cilt doktoruna gidiyorum. Güneş lekesi diyor. Hem iyileşmeyen çıkıntıya hem de yüzümde, boynumda ve alnımda oluşan güneş lekelerine “Gözünüzü kapayın” uyarısıyla sıktığı gaz ve verdiği pomatlar sayesinde lekelerimden kurtuldum. Yine de yara yerimdeki çıkıntı, yatağını kalın bulmuş, yüzsüz misafir gibi yayıldıkça yayılıyor, inatla kımıldamıyor yerinden...

                Tekrar cilt doktoruna müracaat ediyorum. Sıkı bir muayeneden sonra kulak burun boğaz doktoruna havale. O elime verdiği yazıyla çıkıntının alınması için cilt doktorundan görüş istiyor.

Cilt doktoru üçüncü kez sıkı bir muayeneden sonra

                -Diğer lekeler kaybolmuş. Çıkıntı da epey küçülmüş. Vereceğim pomatları sürün o da geçecektir.

                -İlacı ne kadar kullanacağım?

                - On gün kullanın geçmezse yine göreyim.  On günün sonunda çıkıntı, ilaçları kaile almamış. Kılını bile kıpırdatmamış. Keyfini bozmuyor. O rahat ama ben huzursuzum. Canıma tak etti artık “ya o ya ben” ikilemiyle elimi yüzüme aldım bir daha çaldım cildiyecinin kapısını.

                Cildiyeci şikâyetimi sordu. Belki de beni unutmuştur. Olamaz mı yani? Doktor da haklı, bir ben değilim ki hastası?  O kadar hastanın içinde beni mi hatırlayacak? Sorunumu ve kendimi tanıtınca bilgisayarını açtı. Muayene tarihlerini ve uyguladığı tedaviyi bir bir söyledi. Bilgisayarın aklına bir kez daha hayran oldum.  Bir daha muayene ederken sordu:

                -Buradan ameliyat oldunuz mu?

                -Evet.

                -Burada iplik kalmış. Bir pusula yazarak kulak burun boğaz doktoruna gönderdi. O da bir çırpıda aldı. Meğer beni bir yıldır rahatsız eden ipliği, başta ameliyat sonrası dikişini alan genel cerrah, Cildiye ve kulak burun boğaz doktorları fark etmemişler. Hadi onlar fark etmedi, edemedi de doktorlardan doktor sevgili eşim nasıl fark etmedi, ona şaştım, doğrusu.

                Oysaki canımın her yandığında parmağını tutar çıkıntının (ipliğin) üstünde gezdirtirdim. Demek ki olmayınca olmuyormuş. Terazinin tahtı, her şeyin bir vakti varmış.

 

                İpliğin ömrü de bu kadarmış.