MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ

Zamanla değişen bazı olaylar var ki, insanın içini rahatlatıyor, toplum içerisinde birey olduğunun farkına varmasına sebep oluyor. Kişinin kendine olan güveninin tazelenmesine sebep oluyor.

            Kişiye öz güven veren uygulamaların başında görüyorum ki; müşteri memnuniyeti gelmekte. Artık halk bilinçlendi, kimse hakkını kimseye yedirmek istemiyor. Herkes hakkının, hak ettiğinin ardına düşebilmenin rahatlığı ile yere daha sağlam basıyor. Yaptığımız bir alışverişten sonra “garanti” denen güvenceye artık daha sağlam güvenebiliyoruz. Aldığımız bir üründen sonra gözümüz arkada kalmıyor. En küçük bir hatada bile hemen soluğu ürünün satıldığı yerde ya da serviste alıyoruz. Elbette yoğun bir ilgi ile karşılaşıyoruz. Çünkü müşteri denen veli nimeti küstürmenin ne büyük kayıplara yol açtığının artık herkes farkında.

            Çocukluk yıllarımdan hatırlıyorum; bozuk bir ürünü aldığımız yere götürünce mağaza sahibi ile ne büyük mücadelelere girişilirdi. En klasik sözleri de; “Ürünü yanlış kullanmışsınız.” deyip başlarından savma sözleri olurdu. O zamanlar şimdiki gibi tüketici hakları denen bir mekanizma işlemezdi. “Müşteri her zaman haklıdırın.” yerini genelde “Müşteri her zaman yanlış kullanır.” alırdı.

            Toplumumuz birçok konuda bilinçlenmemiş olsa da aldığı ürünün, hizmetin takipçisi olma noktasında son derece yol kat etti. Bir çay ocağında bile beğenmediği çayı geri gönderip yenisi isteme lüksünü yaşamak artık çok kolay.

            Hak aramak denen özgürlük artık sınır tanımıyor. İnsanlar artık nereye nasıl başvuracaklarının da bilincine vardı. Baktılar ki kendileri ile ilgilenme konusunda sıkıntılar yaşanıyor; telefonun diğer ucunda ürünün üretildiği fabrika yetkilisine bağlanmak o kadar da zor değil.  

            Bu hak arama mücadelesi yalnızca alışverişte değil hayatın her noktasında artık kendini gösteriyor. Örneğin, bir kuruma sınavla eleman alımı yapılacağı zaman başvuranların birçoğu işlemlerin, puanlamanın ne koşullarda yapıldığının ardına düşebiliyor. Bir haksızlık tespit edilirse süresine bakılmaksızın hak yerini buluyor. Çeşitli entrikalarla yerinden edilenler, soluğu mahkeme kapılarında alıyorlar ve geç de olsa haklarını kazanıyorlar.

            Müşterilerinin güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih eden Robert Bosh, işin püf noktasını yakalamış ve servetini bu anlayışla büyütmüş. Müşteri denen potansiyel artık mayın tarlası gibi. Yanlış bir adım gördüğünde anında çok büyük olan bir patlamayı başlatabiliyor.

            Her şey insanı memnun etmekten geçiyor. İnsanın memnun olduğu, aldatılmadığına inandığı her türlü girişim faydalı sonuçlara ulaşabiliyor. Her işin başı güven.  İşini sağlam yapan için aşılmayacak yokuş yoktur.

            Faydalı olmak en önemli adım. Örneğin ben öğrencilere kitap okuyun dediğimde bunda kimin faydasını gözettiğimi herkesin anlamasını arzuluyorum. Onların kitap okumalarının elbette bana hiçbir faydası yok. Önemli olan bireyleri yetiştirirken sağlam adımlar atmalarını sağlamak. Bunu anlayan öğrenciler, başarı için bir adım önde oluyorlar.

            Toplumun ileri gitmesi için bilinçli bireyler yetiştirmek en büyük kazançtır. Bilinçli insanlardan oluşan bir toplumun ilerlememesi için hiçbir sebep yoktur. Yapılan her türlü hareketin neden yapıldığını, nasıl yapıldığını bilmek, araştırmak herkesin hakkıdır. Memleket gündeminden tutun da yapılan küçük bir alışverişte bile bilinçli olmak büyük bir kişilik meselesidir. Sorgulamadan, sonuçlarını düşünmeden bir işe kalkışmak ancak yenilgi üstüne yenilgi alan insanlar topluluğunun sayısını arttırır.

            Savrulup duran sarı yapraklar gibi bir o yana bir bu yana dönüp duran bir hale düşmeden, bilincini kuşanarak, hak, hukuk, adalet gözeterek yola çıkıyor olmak büyük bir adımdır. Önemli olan da her durum da ve şartta adımını sağlam tutmaktır. Durum böyle olunca gerisi de zaten kendiliğinden gelir.