ZAMAN…

Kasım ayı da toparlanıp gidiyor işte… Hoş geldin demek lazım Aralığa.. Merhaba kara kışa, beyaza bürünmüş tabiata…Zaman nasıl da geçiyor, daha yeni bir aya girmişken bir bakıyoruz ki ayın son günü gelmiş. Bir heves, bir umut, bir bekleyişle girdiğimiz o aydan belki de büyük bir hüsranla biranda çıkıveriyoruz.

İnsanlar için en değerli hazinenin zaman olduğunu hemen hemen hepimiz biliyoruz. Ve bu hazineyi nasıl yaşayacağımız, onu nasıl değerlendireceğimiz işte yine biz insanların elinde. Kimi zaman herkes gibi ben de derin derin düşüncelere dalarım. Ah zaman, keşke tam da burada durup kalsan derim. Zamanın ilerlemesi, günlerin, haftaların, ayların hatta yılların geçmesi gün geçtikçe daha çok korkutmaya başlatır beni. Belki de fani dünyadaki yaşama günümüzün sonlarına gelme endişesindendir. Aslında bazen derdin dermanı, bazen de derdin tam da kendisidir zaman. Zamanla unutulur dersin bazı acılara, zamanla bazı yaraların geçmesini beklersin, bazen de olduğu yerde durdurmak istersin. Zaman, Allah’ın bütün insanlara eşit bir şekilde verdiği tek kaynaktır. Bunu nasıl değerlendireceğimiz de biz insanların elindedir.

Zamanın kıymetini anlatan bazı örneklendirmeleri bir metinde okumuştum. Bunu sizlerle paylaşmak isterim…

BİR SENE’nin kıymetini anlayabilmek için, sınıfta kalan bir öğrenciye sorun. BİR AY’ın kıymetini anlayabilmek için prematüre bir bebeği dünyaya getiren anneye sorun. BİR HAFTA’nın kıymetini anlayabilmek için, haftalık bir derginin editörüne sorun. BİR DAKİKA’nın kıymetini anlayabilmek için uçağını henüz kaçırmış bir yolcuya sorun. BİR SANİYE’nin kıymetini anlayabilmek için, kazayı kıl payı atlatmış bir kişiye sorun. BİR MİLİSANİYE’nin kıymetini anlayabilmek için, Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan sporcuya sorun… İşte zaman bu kadar kıymetliyken onu en güzel şekilde kullanabilmek dileğiyle…

Eğer hayat tercihlerden ibaret ise ya iplerini verirsin zamanın eline, ya da alırsın zamanın iplerini eline. Yaşamın sırrının kendi elimizde olduğunu unutmamak dileğiyle…