Dünya Uyanacak!

Bir insanın ömrünün dünya tarihinde kapladığı yer bir nokta misali yok denecek kadar azdır. Yani yaşadığımız dönemde gerçekleşen olaylar tarihe iz bırakacak olaylar değilse, matematikte olduğu gibi, yaşadığımız dönem ihmal edilebilir, tarihte hiçbir izi olmaz. Dünyadaki değişimlerin çok hızlı olmasını, sonuçlarının bizim hayatımızda olumlu değişimlere neden olmasını beklemek bu kısacık zaman dilimi göz önüne alındığında iyi niyetli bir yaklaşım olur.

            Biz, 12 Eylül öncesi kuşak çok büyük hayaller kurar, Milletimizin ve insanlığın kurtuluşuna şahit olmayı arzular, büyük bir iştahla bu yolda çalışırdık. Türkiye’deki sağ ve solun da ortak hedefi bu doğrultuda olup yöntemler ve anlayışlar farklıydı. Daha sonra anladık ki büyük değişimin ete kemiğe bürünmesi on yıllar sürecek bir olaylarmış. Çünkü dünyayı zindana çevirenler de kendilerinden olmayanların oluşturdukları zindanda kalınması için çalışmalarına ara vermiyorlar. Evet; İyi-kötü, Hayır-şer, Yanlış-doğru, Hak-haksızlık kavgası Habil ve Kabil’den itibaren devam ediyor, bitmesini beklemek de ilahi nizama terstir. Tarih iyi veya kötü olayların kayda değer olanlarından bahseder. Dünya tarihi incelendiğinde bazı on yılları, bazı yüzyılları bu tarih için de görebilmek mümkün değildir. Bu dönemde insanlık için üretilen bir değer olmadığı gibi insanlığın zararına da bir şey yapılmamış demektir. Tıpkı, insanlık kış uykusuna yatmış gibi (!), zamanını boşa geçirmiş, tarih de bu dönemleri kayda geçmemiş. Belki de bu dönemler insanlık düşmanlarının planlamayla geçirdiği ya da insanlık yararı için düşünce dünyasına dalındığı dönemler de olabilir. Ancak “nerede hareket orada bereket” sözünde olduğu gibi fiiliyat yoksa tarih de yok demektir. Bu durum, insanlık ailesi için ifade edilebileceği gibi bir millet ya da bir insan için de düşünülebilir. Çünkü insanlığın da, milletlerin de, bireyin de bir tarihi vardır. Boşa geçen zaman ya da dolu dolu geçen zaman. Boş zamanlar tarih ilmi için hiçbir kıymet taşımaz. Tıpkı bizim son yüzyılımız gibi. Kış uykusuna yatırılmaya çalışılan bir millet! Kendisi ve insanlık için hiçbir değer üretmeyen, kendisini inkârla geçen bir dönem. Ders alınması dışında insanlık için hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan dönem. İnsanlığa hizmet edecek, insanlığın sorunlarına ve çilelerine çare olacak düşünceler, yapılanmalar, göle maya çalmalar(!); tıpkı bambu ağacının toprakta geçirdiği süre gibi uzun yıllar alan ınkılap hareketleridir. Bu yapılanmaların ete kemiğe bürünmesi zaman alacağı gibi, etkisini göstermeleri de uzun yıllar alır ve meyvelerini; bu tohumları insanlık için ekenler değil, onların çocukları veya torunları yer. Yani bir değişimi tasarlayanlar eğer sonuçlarını kendilerinin yaşayacağını zannediyorlarsa, yanılıyorlar ve de başarılı olmaları da mümkün değildir. Zira ınkılâpçı hareketlerin ete kemiğe bürünmesi çok uzun yıllar isteyen hadiselerdir. Ne peygamberimiz, ne Ashabı, ne Fatih Sultan Mehmet, ne Kanuni Sultan Süleyman… dünyaya vermek istedikleri nizamın dört dörtlük yaşandığına şahit olmamışlar, kendileri de gerçekleştirmek istedikleri o ideal dünyada yaşamamışlar. Son nefeslerine kadar o ideal dünyayı tesis etmek için batılla mücadele etmişler. Onlar da biliyorlardı bir ömrün yetmeyeceğini. Ancak kendilerinden sonra gelen nesillerin daha yaşanılır bir dünyada, hak ve adaletin hâkim olduğu bir dünyada yaşamaları için mücadele etmişler. Mükâfatı da “Âlemlerin Rabbinden” beklemişler. Bugün insanlık çok bedeller ödeyerek emperyalizmin kirli yüzünü ortaya seriyor/sermeye çalışıyor. Biz bugün bu sancılı doğumun acılarını yaşıyoruz. Özellikle korumasız/savunmasız durumdaki Müslümanlar. Hani derler ya “reklamın iyisi, kötüsü olmaz”. Reklamla ürünü tanıtırsın, satışları artırırsın. Bu kapitalizmin kullandığı yöntemdir. Ancak, kendilerinin de afişe edileceği, reklamlarının yapılacağı (!) dönem gelmiştir. Çünkü, adaletsiz bir düzenin ayakta durması mümkün değildir. Tohumlar ekiliyor. Evlatlarımız, torunlarımız maddi ve manevi meyvelerini bu dünyada; bu uğurda elini taşın altına koymuş olanlar da öbür dünyada karşılığını görecektir. Öyle inanıyorum ki mazlumlar emperyalizmin reklamını (!) yapıyorlar bu dönem. Emperyalizmin kirli yüzünü canları pahasına insanlığa anlatıyorlar. Myammar’dan Filistin’e, Bosna’dan Afganistan’a yeryüzündeki tüm Müslümanlar kanlarıyla emperyalizmin kirli yüzünü tarihe yazdırıyor, hafızasına kazıyor, insanlığa anlatıyorlar. Bunlar bir kutlu doğumun sancılarıdır. Tıpkı Onbeşli’lerin yaşadığı dönem gibi. Onlar “ey Allah’ım; biz canımızla insanlık düşmanlarına dur dedik” diyecekler. Ya biz! Bu kavganın sonunda oluşacak baharı hissedebiliriz ama yaşayamayız. Tanıklığımızı, şahitliğimizi bu dünyada göremeyebiliriz. Ama ebedi hayatta bu dönemin ecrini alacağımıza ya da hesabını vereceğimize inanıyorum. Bu durum yukarıda anlattığım gibi tarih içinde bir nokta olacak ama asırlar sürecek bir huzur döneminin yaşanacağı bir medeniyetin kuruluşunun adımları da olacağına inanıyorum. O halde büyük olayı görmek; ilim, bilim ve ahlak ölçüsünde geniş düşünmek zorundayız. Emperyalizmin köy meydanında teşhir edilmesi için gayret gösterenlere ne mutlu! Fatih’in aslanları, Peygamberimizin; “İstanbul’u fetheden komutan ne güzel komutan, onun askerleri ne güzel asker” sözüne layık olmak için ardına, sağına, soluna bakmadan Fethin bir parçası olmak için meleklerle yarıştılar! Bu dünyadan bir beklentileri yoktu; Fatih’e yaranmak ya da İstanbul’dan arsa veya ihale kapmak(!) için savaşmadılar. Öbür dünyadaki mükâfatlarını almak için yaptılar bunu.

            Evet, dünyada emperyalizm can çekişiyor. Bu canavarın yanışına, yok oluşuna şahitlik etmek, bu yangına (!) körük çekmek, odun atmak ve bununla tarihe not düşmek büyük bir kazanç olacaktır. Acaba’ları, ama’ları, fakat’ları (şeytanın vesveselerini) elimizin tersiyle itip bu hayırlı işin bir parçası olmak zorundayız. Bizler bunun sonuçlarını ebedi dünyada alacağız ama çocuklarımız ve torunlarımız bu dünyada görecekler. Biz de aynı zamanda onların dualarında yaşayacağız inşallah. Tıpkı 15’liler’de, 15 Temmuz şehitlerinde, terörle mücadelede şehit düşen ve gazi olanlarda olduğu gibi. Allah hepsinden razı olsun.

İsmet YALÇINKAYA