Sen de Kafadan Engellisin! -3. Bölüm-

“Hüseyin işte hayat böyle eğitimini ciddiye alan, okulda öğrendikleri ile kalmayarak tanıştıkları yazar, düşünen, aydın insanlarla iletişimlerini devam ettirenler evrenin onlara torpil yaptığını göreceklerdir. Ama boş konuşan ve faydalı şeyler üretmeyen, oyun ve eğlence peşinde koşanlar ile iletişimde olanların ise “çok çalıştım ama torpilim yoktu, adamım yoktu” diye şikayet ettiğini görürsün. İşte bu kitabın özeti de bu. Bugün konuşacağımız konu da zaten eğitim. ‘İnsanın en büyük eğitmeni vicdanıdır’ derler. Yani bizim hayatımızdan biz sorumluyuz. İstersek her daim her saniye gördüklerimiz, duyduklarımızdan öğrenir ve hayatımızı da ileri götürürüz. Yani kitabın özeti bu. Farkına varmak, güzellikleri görmek ve öğrenmek. Uygulamak.” dedim.

Öteki kitabı okuyup okumadığını sorduğumda, Hüseyin şöyle anlattı:

“Burada bulunan 60 tane engellinin hayatını her gün 10 engelli hayatını okuyarak bitirdim. Neticede gördüm ki engellilerin başarı hikayelerini okumak aspirin içmek gibi insanın kendini rahat hissetmesini sağlıyor. Yazarın herkesin başarısını 10 maddede analiz eden yorumları ise insana özgüven veriyor. Engelli eğitiminde Sosyal Hizmet Uzmanlığı öğrencilerinin, psikolojik danışmanlık okuyan öğrencilerin, özel eğitim öğretmenliği okuyan öğrencilerin, çocuk gelişimi okuyan öğrencilerin bu kitabı okuyarak öğrendiklerine artı şeyler katacaklarına eminim. Ben okuduktan sonra sosyal hizmet uzmanlığı okuyan arkadaşıma okuması için verecektim ama geri getirmez diye vermedim. O temin ederek okuyacak. Ayrıca bu bölümlerde okuyan arkadaşlara tavsiye ettim. Siz gerçekten iyi bir torpilsiniz Orhan ağabey.” dedi.

Güldüm. Ona gerçekten torpil olacaktım. Kafamda şöyle bir plan yaptım. Önce patronlarla konuşarak ona burs verecek, staj yapmasını sağlayacak sonrasında da şirkette iş teklif edecektik. Bunu tabii Orhan’a söylemedim. Bu konuşmaları tamamladıktan sonra takınacağı tutuma göre planı uygulayacaktım. Eğer konuşmamızın bir yerinden sonra “ben sıkıldım” diye yarıda bırakırsa artık onunla iletişimimizi devam ettirmenin manası da kalmazdı. Yani sıkılan, önyargılı ve her şeyden usanan insana ben dahil kimse iş vermezdi. Ama gençler kendilerinin hemen sıkıldığını kabul etmez ve bizim sıcak tavrımıza bahaneler üretirlerdi. “Torpilim yok” yakınmalarına bir de bu pencereden bakmak lazım.

Hüseyin hakkında düşündüklerimi aklımın bir köşesine yazınca mutlu oldum. Bu konuşmalarda beni  dinler, sabırla da verdiğim kitapları okursa mutlaka ona burada bilgi olarak destek olduğum gibi, iş vermek konusunda da destek olacaktım. Güvenimi kazanan insana sanırım sadece ben değil herkes yardım ederdi. Bosch bile “insanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim” dememiş miydi?

Konuya hemen girmek gerektiğine inandığımdan hemen konuşmaya başladım:

“Hüseyin kardeşim, bugün ki konumuz engellilerin eğitimi. Engelliler nasıl bir eğitim almalı ki hayatta diğer sağlam insanlardan geri kalmasınlar? Onlar gibi mutlu ve bahtiyar, başkalarına muhtaç olarak değil, tersine onlara örnek olarak mutlu ve bahtiyar yaşasınlar. Bu konuyu seninle burada tartışalım. Olmaz mı?

Hüseyin gülümsedi. “Ömer efendi kurabiyeleri”nden bir tane alarak yemeye başladı. O’nun   “Ömer efendi kurabiyelerini severek yemesi üzerine, kısaca bu kurabiyelerin hikayesini anlattım.  Sonra da “Bak Hüseyin bu kurabiyeler güzel bir hayat okulu eğitiminin sonucu. Kendi halinde yaşayan iki insan Ömer efendi ve hanımı. Bunlar belki ilkokulu tamamlamamışlar ama hayat okulunda evlenmeden önce tek tek, evlendikten sonra “bir elin nesi var, iki elin sesi var” misali hayatı birbirine yaşayarak birbirine omuza vererek, birbirinin açığını yüzüne vurarak, küçümseyerek değil, hayatı ve insanları severek ve öğrenerek yaşamışlar. Kendileri okumamış ama çocuklarını okuttuktan sonra da, öksüz yetim veya fakir öğrencilerin okumasına da katkıda bulunmak için Ömer Efendi kurabiyelerinden kazandıkları ile burs veriyorlar. İşte öğrenme bu. İşte mutluluk bu. Bu yüzden ben de, patronlarımızda Ömer efendiyi seviyoruz. Allah da bunları hastalıklardan ve başka kötü şeylerden koruyor. Şükredene hem insanlar hem de insanlar yardım ediyor. Yani Ömer efendi ve hanımı da evrenden torpilliler”

Hüseyin güldü. Kurabiyeler bile bizlere çok şey öğretiyordu. Hayat nasıl öğretmezdi ki? Sonra susarak Hüseyin’e baktım:

“Üniversiteye kadar okuyan çok az şanslı engelliden bir tanesi de sensin. Bu şansı nasıl elde ettin? Yani sen istersen bir kenara çekilerek  “ Ben engelliyim, anne ve babam ve ailem bana bakmak zorunda” diyebilirdin.”

Hüseyin bunun üzerine derin bir ahhh çekti, sandım bu ahlardan evren yıkılacak. Belli ki hayatta çok mücadele etmişti. Çok çekmişti ama bugün kendini az şeyler ile mutlu edecek hale getirmiş, yani eğitmişti. Şimdi ben onu dinleyerek hayata dair çok şey öğrenecektim.

“Abi uzun zaman kitap okumadım. Ailemde ve çevremde kitap okuyan yoktu. Okulumuzda kitaplık vardı ama çok zaman kapalı olurdu. Öğretmenimiz de bize kitap okuyun falan derdi ama kendisi okumazdı. Hiç unutmam rehberlik dersinde bir öğretmenimiz beni kitap okurken görünce’ Kitap okuyacağına dersine çalış’ demişti. Öğrencisinin kitap okumasına sevineceğine onu okumaktan engellemeye çalışıyordu. Hayret ettim. Hala unutamadım. Ama bir gün bir edebiyat öğretmenimiz geldi okula. Hakikaten kitap okuyan ve bilgi birikimi yüksek insandı. Bir gün bana “Sol ayağım” diye bir kitap verdi. Okudum da… Adam gayretle hayata tutunmuş. Bu bana ders oldu. O kitabı bugün bana verdiğiniz kitapları okuduğum gibi sindirerek okuyacaktım. Okuduklarımı uygulayacaktım. Babamın beni Üniversiteye başka şehirde yollama imkanı yoktu ama ben düşündüm. Allah’ın oku emrini uygularsam ve kazanırsam maddi sorunlar sorun olmaz. Ve okuyarak Edebiyat Öğretmemin verdiği kitaplardan çalışarak kazandım. Yani kendimi eğittim. Bilmediğim konuları da çekinmeden Matematik dersi ise Matematik, Türkçe ise Türkçe herkese sordum, sağ olsun hocalar da anlattılar. Sonunda okulda puan sıralamasında 3. olarak kazandım. Herkes şaşırdı. O zaman anladım ki ‘İnsan en güzel kendinin eğitmenidir. Bilmediği zaman da sormalı. Ne demişler ‘Danışan dağ aşmış, danışmayan düz ovada yolunu şaşırmış.’ Bin kere biliyorsan da bir bilene danış’, bunlar rehberim oldu ve amca çocuklarım için de üniversite kazandım. Daha önce anlattığım gibi, her söylenene inanmadan doğru bildiklerimize inanarak doğru insanlarla iletişimde olarak zorlukları da engellerimizi da aşarız.”

Biraz sustu. Ben merakla ve çok önemli şeyler dinliyor pozisyonunda gerçekten de merakla Hüseyin’i dinliyordum. Ömer Efendi kurabiyelerinden birer tane aldık. Hakikaten de bu kurabiyeler insana aynı zamanda daha çok yememiz konusunda motive mi ediyordu ne?  İkimizde çayımızdan birer fırt çektik. Hüseyin anlatmaya devam etti.

 

DEVAMI YARIN