Sen de Kafadan Engellisin! -3. Bölüm-

Sen de Kafadan Engellisin! -3. Bölüm-

 

Engelli ve Eğitimi

 

“Öğrenmede kendimiz öğrenirken çevremizdeki telkinlere çok dikkat etmeliyiz. Edebiyat öğretmenimin benimle ilgilendiğini gören tembel ve çalışmayı sevmeyen bir arkadaşım bir gün bana gelerek dedi ki ‘Ya bu hoca ile sıkı fıkı oluyorsun ama adamın niyeti kötüyse sana siyasi veya sapık şeyler aşılar, seni mahveder ha uzak dur’ falan dedi. Ben bu arkadaşıma hemen inansam belki de önüme evrenin çıkardığı torpili ret edecektim. İçimden dedim ki ‘Bak Hüseyin, kimseden kötülük görmedikçe onun bunun dedikodusu ile hareket etme. Hayat senin hayatın. Bugün sana uzak dur diyenler sana faydalı insanları uzak tutarsa sen onlardan faydalanamazsın. O yüzden her duyduğuna inanma. Vicdanına sor. Etraf vicdansız insanlarla dolu. Edebiyat hocamız gerçekten de karakterli dindar insandı. Babamdan annemden daha çok şey öğretti. Bu da tabii ki haylaz ve tembel işi gücü dedikodu olan arkadaşlarımızın onu sevmemesine sebep oluyordu. Hocaya kin besleyenler ondan faydalanan insanları da ondan uzaklaştırmaya bakıyorlardı. Ben ise doğru bildiklerimi yaparak inandığım yolda ilerledim.” dedi.

Hüseyin’in güzel yazması ve konuşması hayretime gitmişti. Sanki Üniversite okuyan bir insan değil de televizyonda program yapan ünlü bir iletişim profesörü veya edebiyat hocası vardı. Bunun sebebini sorduğumda bana şunları anlattı:

“Ben konuşmayı pek sevmeyen insandım. Bana sorulan soruları ise kısa cevaplardım. Bu edebiyat öğretmenimiz bana bir gün şiir okuttu. Sonra da hatalarımı herkesin içinde değil de yalnızken anlattı, ben hatalarımı da düzeltince yeniden sınıfta okuttu aynı şiiri ben de hatasız okuyunca hem sınıfta iyi alkış aldım hem de hocamın ‘sende hitabet yeteneği sezdim, sana bir kitap versem okur musun?” dedi. Aynen sizin gibi. Okumayı sevmesem de hocamın bende bir yetenek keşfetmesine sevindim. Okuyacağım diye söz verdim. Okudum ve çok beğendim notlar aldım. O notları yeniden yeniden okudum. Hoca bir gün derste dedi ki ‘bugün Hüseyin size konuşma yapacak, dersi o anlatacak.’ Heyecanlandım. Hoca kulağıma da ‘verdiğim hitabet kitabındakileri uygula yeter’ dedi. Konu da okumak üzerineydi. Konuyu anlattım hocam dahil herkes beğendi. Hatta en yakın arkadaşım gelerek ‘Ya sana sihirli değnek mi değdi’ dedi ben de ‘evet, oku, emrine sıkı sık bağlanınca büyülenmiş gibi oldum’ dedim. Konuşmam bir anda okulda duyuldu. Ondan sonra da işte böyle böyle konuşmalara davet edildim. Bunu aslında size daha önce anlatmıştım. Hayat boyu öğrenme gün boyu öğrenme, hani bankalarda var ya 7/24 hizmet. İşte 7/24 okuma öğrenme amaçlı çalışma olunca sonuç böyle.”

Hüseyin anlatırken o kadar içten samimi anlattı ki, okudukları ile kendini eğittiği öğrendiklerini samimiyetle öğrendiğinden aklında tuttuğu ve uygulamak için çok çaba harcadığından dolayı da öğrendiği belli oluyordu. Sadece bana konuştuğu halde sanki bir salona yüzlerce kişiye konuşuyor gibi heyecanlıydı. Öğrenirken de öğretirken de bu heyecanı duymayan zaten öğrenemezdi. Benim okuduğum hitabet kitaplarında da anlatılan Hüseyin’in hayatına uyguladığının aynısıydı. Demek ki etkili öğrenmeyi öğrenen ve bunu da hayatına uygulayan hızlı öğreniyordu.

Bir süre susarak Hüseyin’in anlattıklarını düşündüm. Çayımdan bir fırt daha aldım ve Ömer Efendi kurabiyelerinden yedim bir tane. Hakikaten bu kurabiyeler insanı tok tutuyordu. Az ye ama tok hisset kendini.

Yerken içerken bile yediklerimiz ve içtiklerimiz üzerine küçük düşünceler üretmek ve bunlarında farkındalığımızı artırması gerçekten öğrenme sistemimize katkı sağlıyordu. Yani ne kadar faydalı bilgi öğrenirsek hayattan o kadar mutluluk alabiliyor ve huzur buluyorduk. Bunu Hüseyin ile paylaşınca o da mutlu oldu.

Düşüncelerimi toparladığım anda şunu keşfederek anlattım Hüseyin’e:

“Hüseyin kardeşim, sen farkındalığı kazanınca bilinçle başarılı olmak için çaba harcadın. Öğretmeninin gerçekten seni sevdiğine, senin hakkında kötü bir düşüncesi olmadığına, siyasi bir şeyler aşılamak istemediğine, sadece senin iyiliğin için sende var olan hitabet kabiliyetini geliştirmek istediğine inanınca “el alem ne der” i bırakarak kendi duygu ve düşüncelerinle hareket edince “ben varım, kendimin düşünceleri var, başkalarının düşüncelerinden neden etkileneyim?” diye düşününce kendin oldun, bu sana özgüven verdi ve gayret edince, hocanın verdiklerini okuyup başarılı oldun. Ben buna “etkili ve verimli öğrenme” diyorum. Ben de zamanında ne yazık ki gençlere bunu öğretmeyi çok istememe rağmen gençler bir iki konuşmadan sonra uzaklaştılar. Öğrenmek istemediler. Bunların çoğunluğu da iyi öğretmen olmak isteyen eğitim fakültesi öğrencileriydi ve iyi öğretmen olmak istemekte de samimi değillerdi yani. İstemek öğrenmenin yarısıdır. Yani engelli öğrenmeyi iyi öğrenirse hayat güzel. Ama öğrenmek istemez ve her şeye “zor” derse o zaman bir şey öğrenemez tabii ki.” Çayımdan bir fırt daha çektim. Hüseyin merakla beni dinliyordu. “Anlat be ağabey öğrenelim” diyordu kahverengi gözleri ile bana bakarken. Ben düşüncelerimi toparlayarak ona baktım ve konuşmaya devam ettim:

DEVAM EDECEK…