Sen de Kafadan Engellisin! -3. Bölüm- Engelli ve Eğitimi

Sen de Kafadan Engellisin! -3. Bölüm-

 

Engelli ve Eğitimi

 

Hüseyin suyundan bir yudum alarak:

“Bunu nasıl sağlayacağız?”

Gülümsedim. Gerçekten de biz buna inanıyorduk ama en yakınlarımızı bile buna inandırmak güç olabilirdi. Çünkü topluma sorsak engellileri gerçekten seviyorlardı. Ama engellilerin yazdığı kitapları alıp okumuyorlardı. Sebebi de engelli güzel yazamaz, onların yazdıklarından faydalanamayız, onlar ancak muhtaçtır başkalarına görüşü hakim, buna kıskançlık mı, anlamamak mı? Ne desem bilemem ki, galiba burada “kafadan engelli olmak” deyimi ortaya gene çıkıyor. Bunu aşmamız için de topluma bildiklerimizi anlatacağız”

“Anlamasalar da mı?

“Evet bir gün anlarlar umudu ile bıkmadan, sen anlatacaksın, ben anlatacağım, başkaları küser mi kırılır mı demeyeceğiz, engelliler dinleyen bir kişi bile olsa konuşma daveti olunca koşarak gidecek, okuyan bir kişi bile kalsa yazmaya devam edecek, bir gün yüz binlerce kişi okuyacak diye umutla devam edeceğim. Engelli aileleri, engelliyi sevenler, anlayanlar yılmadan usanmadan anlatacaklar. Bunun manevi mükafatının bol olduğuna inanarak anlatacaklar. Umudunu kaybeden her şeyi kaybeder Hüseyin. Zenginlik çok eve arabaya sahip olmak değil, çok kişiye Allah rızası için faydalı olabilmektir. Faydalı oluyor ve huzur buluyorsan en zengin sensin.

Hüseyin sesini yükselterek:

“Yaşasın beni seven anlayan Orhan ağabeyim var” diye haykırdı. Çevredekiler bize baktı ama çok rahatsız edecek kadar da yüksek sesle konuşmamıştı Hüseyin. “El alem ne der” diye düşünmeden gerçekleri konuşuyorduk biz. “El alem hayretle baksa ne olur bakmasa ne olur. Anlasan ne olur anlamasa ne olur?” Niyetimiz Halis ya anlamayan anlamasın.

Oturmaktan sıkılınca Hüseyin’e yürümeyi teklif ettim. Bir yerde çok oturunca canım sıkılıyordu. “Nerede hareket orada bereket” misali hareketli olmayı seviyordum çünkü. Hüseyin de memnuniyetle kabul etti. Yürümeye başladık. Koltuk değneği ile ağır aksak yürüyor, hayatından memnun tavrı ile gülüyordu çevresine. Bunun manası, “ben hayatı engelli olmama rağmen seviyor, öğrenmeyi daha çok seviyorum, dünyada mutlu olmak için akıl sağlığımızın yerinde olması yeterli. Bana bilgi veren kitaplar ile bilgi ile sevgi ile donatan Orhan ağabey gibi insanlarla beraber sohbet etmeye doyamam” Bu mesajı ben anlıyordum. Başkası anlar mıydı bilemem. Benim açımdan benim anlama yeterliydi. Anlamayan varsa onun sorunu bu.

Yavaş yavaş yürümeye başladık. Cafeden çıkınca ayaklarımız bizi ırmak kenarına doğru sürükledi. Nedense galiba Hüseyin de bende bu ırmak kenarını seviyorduk. Irmak kenarına geldiğimizi fark edince kamelyalardan boş olan bir tane bularak oturduk.

Ben konuşma gereği hissederek:

“Bugün burada öğrendiğimiz. Engelli insan eğitimini mutlaka tamamlamalı. Mümkünse Üniversite eğitimini de yapmalı. Mazeret üretmeden ailesi de okula yollamanın yanında, okulda iyi öğrenip öğrenmediğini rehber öğretmenler aracılığı ile takip etmeli. Hayatta da öğrenmesi için gerekli kaynakları ailesi ona ulaştırmalı. Engelli de senin yaptığın gibi mümkün olduğunca kendisine yardımcı olacak insanlar ile beraber olmaya daha çok zaman ayırmaya bakmalı. Yani hayat boyu öğrenme, 7/24 saat öğrenme yoluna bakmalı. Hayatın eğlenme değil öğrenme, eğlenmek gerekirse de dozajında eğlenme ama çok öğrenme olacak şekilde zamanını planlamalı. Zor kelimesini de yoğun kelimesini de kullanmamaya bakmalı ki öğrensin. Benim gözlemlerime göre başarılı insanlar zor ve yoğunum kelimelerini kullanmıyorlar veya çok az kullanıyorlar. Tembel ve başarısız insanlar ise bu kelimeleri çok kullanıyorlar.

Hüseyin beni dikkatle dinliyordu. Bu dikkatle dinleme de benim bildiklerimi aktarma isteğimi kamçılıyordu. Öğrenen ve öğreten iki insan olarak mutlu bir ağabey kardeş tablosu çiziyorduk. Ya da öğreten ve öğrenen. Bu tabloyu da herkes oluşturamazdı. Çünkü ben ne kadar öğretmek istesem de öğrenmek istemeyene bir şey anlatamazdım ki.

Hüseyin anladığını başını aşağı indirerek gösteriyordu. Bakıları ile bana dikkatle bakıyor “sizi merakla ve öğrenmeye aç insan tavrı ile dinliyorum” mesajı veriyordu. Benim konuşmam tamamlanınca:

“Sizinle konuşmaktan mutlu oluyorum Orhan ağabey, müthiş bir gözlemci onlara bana çok şey katıyorsunuz” dedi.

Birden aklıma gelmiş gibi Hüseyin’e:

“Bundan sonra her buluşmamızda konuştuğumuz konu ile alakalı olarak “Engelleri Aşanlar” kitabında yer alan engellilerin o konuyla tutumunu incelesek olmaz mı?

Hüseyin bana dikkatle bakarak “Nasıl ama” der gibi dudak büktü. Konu farklı ve ilk defa aklıma gelen konuydu. Açıklamada bulunma gereği duydum.

“Mesela bugün konumuz ‘Engelliler ve eğitim.’ Bu konuyla alakalı mesela “Engelleri Aşanlar” kitabımızda bir kişi seçerek onun nasıl öğrendiğine bakalım olmaz mı? Mesel Gültekin Yazgan ile Mitat Enç nasıl öğrenmiş onu izah etsek güzel olmaz mı?

“Baktım Hüseyin heyecanlanıyor. Çantamdan “Engelleri Aşanlar” kitabını çıkararak Mitat Enç ve Gültekin Yazgan bölümlerini yeniden okumasını istedim. O kitabı okurken ben tuvalete gidip gelecektim. Kitabın o bölümlerini okumaya başladı. Ben kalktım.

(DEVAM EDECEK)