SEN DE KAFADAN ENGELLİSİZ -4. BÖLÜM- Engellinin İş Bulması

SEN DE KAFADAN ENGELLİSİZ -4. BÖLÜM-

 

Engellinin İş Bulması

 

Ülkemizde işsizlik sorunu büyük. Hal böyle olunca bu sorundan fazlası ile engellilerde etkileniyor. Bu işsizlik gerçekten bir işsizlik sorunu mu yoksa gerek sağlam olsun gerek engelli olsun insanların özgüven ve sosyal olamaması, bir mesleği öğrenememiş olması veya gittiği kurslar sonucu kendisine uygun görülen işi beğenmemesi sonucu mu işsizlik var? Bunu iyi araştırmak, düşünmek lazım.

Hüseyin ile engelliler ve işsizlik konusunu konuşmaya karar verdikten sonra tüm enerjimi, boş zamanlarımı, boş zamanlarımı demeyelim de, işimden arta kalan zamanlarımı bu konuyu araştırmaya ayırmaya karar verdim. İnternette yazılan yazıları, iş yerimde oluşturduğum kütüphanede bu konuda yazılan yazıları ve evimde oluşturduğum kitaplığımda bu konuda yazılan kitapları okudum notlar aldım. Notlar aldıkça bilmediğim şeyleri öğrenmenin sevinci ve mutluluğunu yaşadım. İşsizlik bambaşka bir şeydi. Öğrendiklerim karşısında şaşırdım. İş beğenmeme gibi durumlarla karşılaştım. İşsizler iş yok derken, devlet yetkilileri ve özel kurum temsilcileri de insanlara iş beğendiremedikleri nitelikli iş gücü bulamadıklarını söylüyorlardı. Hangisine inanacağına şaşırıyordu insan.

Bu konuyu araştırırken yanlış bildiğimiz çok şey olduğunu gördüm. Kulaktan dolma bilgiler ile dedikodu dinleyerek bilgi sahibi olunamayacağını da anladım. Gerçi bu konuyu biliyordum ama konuyu daha da pekiştirmiş oldum. Bu konuda sayfalarca notlar biriktirdim. Aynı notları Hüseyin’in de aldığını tahmin ediyordum.

İşlerimizin yoğun olduğu, şirketlerin eşantiyon ve reklamın önemini kavrayarak bizden bol bol kalem, bloknot gibi reklam malzemelerini talep ettiği bir dönemdi ve biz bunları zamanında yetiştirmek için patronlarımızla ve bizim kendi eğittiğimiz personelimizle, güler yüzlü elamanlarımızla. Bu çalışmamız tabii ki müşterinin gözünden kaçmıyor ve işimizi zamanında teslim ettiğimiz, edemediğimizde de mazeretimizi inandırıcı olarak ispat ettiğimiz zaman müşterilerimizle ilişkilerimiz her zaman güzel oluyordu. Sosyal sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz zaman da bizi gözleyen Yaradan daha da güzelini veriyordu. Ömer Efendin ve hanımının kurabiyelerine sevgi katarak lezzetlendirdiği gibi, biz de müşterimizin promosyon malzemelerine sevgimizi katıyorduk. Bu da müşterimize sevgi olarak oradan da onların müşterilerine daha çok ısınarak sımsıcak sevgi olarak akıyordu. Sevgi ile yazılan notlar sevgi ile dünyayı ısıtıyordu. Yoksa küresel ısınma denen şey bu muydu?  Sevgi ile ısınan dünya gelecek nesillere de sıcak dünya bırakıyordu galiba.

İş yerinde çalışmalarımız hızla devam ederken “engellilerin işe girmesi” konusundaki araştırma çalışmalarım da buna paralel olarak yavaş ilerliyordu. Bu konuda yani engellilerin işe girmesi konusunda edineceğim her bilgi ilerde benim çok işime yarayacaktı. Bu konuya bu yüzden büyük önem veriyordum.

Tabii ki öncelik asli işimiz, sosyal çalışmalar ikinci işimizdi. Her şeyi zamanında ve yerli yerince yaptığımız zaman hayatta zorluklar olmuyordu. Galiba işsizlik denen kavram da burada ortaya çıkıyordu. İnsanın sorumlu olduğu eğitim, öğretim, iş öğrenme ve gelişme konularını zamanında yapmaması sonucunda ortaya çıkan bir kavram. Bu şu ana kadar yaptığım araştırmaların bende oluşturduğu izlenimdi. Bundan sonra Hüseyin ile buluşacağımız zamana kadar öğreneceklerim ve Hüseyin’in anlattıkları görüşlerimi bakalım ne kadar değiştirecekti. Hüseyin’in bu konudaki görüşlerini çok merak ediyordum.

Çünkü “işsizlik” kavramı da “zor” kavramı kadar kişiden kişiye değişen bir şeydi. Dilimiz o kadar zengin bir dil. Bir konuda birçok terim türetilmiş. Bir insana bir kavram başka anlam veriyor, ötekine başka anlam. Artık o terimi nasıl anlarsan anla. Birine kolay gelen şey ötekine zor geliyordu. İnsanlar arası anlaşmazlıklar da sanırım buradan kaynaklanıyordu.

Mesela bir insana ”pısırık” dersek kızar. Bir insana ise pısırık halinden çalışkan haline geçince  “vay be ben geçmişte amma da pısırık adam imişim” der, bunu da övünerek anlatır anılarında. Halbuki geçmişte ona pısırık dersek o da kızardı. Önemli olan hep gelişme halinde olmak ve insanların olur olmaz söylemlerinden hemen alınmamak. Eğer dostlarımızın bazen şaka yollu söyledikleri sözlerden alınarak hemen kızarsak ve küsersek dostsuz kalma riski ile de karşılaşabiliriz.

Devam edecek