SEN DE KAFADAN ENGELLİSİZ -4. BÖLÜM- Engellinin İş Bulması

SEN DE KAFADAN ENGELLİSİZ -4. BÖLÜM-

 

Engellinin İş Bulması

 

Cumartesi günü gelmişti. Yalnız bir aksilik oldu. Ne mi? Gülmeyin ama okuyanların bile üzüleceği aksilik. O hafta Ömer Efendi’nin hanımı rahatsızlanınca “Ömer Efendi Kurabiyeleri” hazırlanamamıştı. O hafta kurabiyeleri bir pastaneden mi marketten mi ne aldık ama çalışanlarımız ve misafirlerimiz bunu hemen fark ettiler. İçine sevgi katılmamış kurabiyenin lezzeti olmuyormuş çünkü. Ben de marketten başka kurabiyeler aldım. Bu sefer şehrin tepesinde bir çay evinde buluşmaya karar verdik. Hem cafenin bahçesi de vardı. Ormanlık alanda da yürüyebilirdik. Hava güzel olursa piknik bile yapabilirdik.

Beklenen gün gelince Hüseyin’i alarak yola çıktık. Hüseyin’in bir sıkıntısı olduğunu anlaşılıyordu. Ben bunu fark ederek sordum. Önce söylemek istemedi. Ben de ısrar etmedim. O istemeyince ben ısrarla söylemesini isteyemezdim.

Bir süre gittikten sonra sıkıntısı artınca söylemek zorunda kaldı. “Abi siz benim sizinle konuşmaya yalnız gelmemi istediniz. Bunu anlamadım. Arkadaşlarım da gizli şeyler konuştuğumuz sandılar. Bunu izah edemedim. Biliyorsunuz Üniversiteliler her şeyden şüphelenir, çoğu dedikodu eder.”

Gülümsedim. Ben gülünce Hüseyin de rahatladı. Tahmin etmiştim böyle olacağını.

Gülerek dedim ki “el alem ne der” i bırakmıştık hani?

Hüseyin bayağı rahatlamış olarak ve gülerek “biz bıraktık ama toplum bırakmıyor. El alem, el alemin ne dediğini de kolay kolay bırakmayacak” dedi. Kahkahalarla güldük ikimiz de.

Hüseyin konuşmaya başladı. Rahatça içinden geçenleri anlattı. Araba tepeye tırmanırken o da anlattı ben dinledim.

“Sizinle tanıştıktan sonra ve iletişimi geliştirdikten sonra, verdiğiniz kitapları okuyarak o kadar etkilendim ki, bu yazılanları not alarak hayatıma uygulamaya baktım. Sanırım bu uyguladıklarım mutlaka etkili olmuş olacak ki başta ev arkadaşım olmak üzere herkesin dikkatini çekti. Kitapları göstererek kitap alıp okuduğumu ve her zamankinden daha dikkatle okumaya başlayınca geliştiğimi ve değiştiğimi söyledim. Buna inanmadı bana ‘bu kitaplar senin seçeceğin kitaplar değil, mutlaka bir bilen insanın tavsiye edeceği kitaplar, bize haber vermeden bir kursa mı katlıyorsun?’ dedi. Yani Orhan ağabey, ne kadar gizlesem de gelişim gizlenemiyor. Arkadaşa her şeyi anlattım. Bana ‘ben de sohbetlerinize katılmak isterdim’ dedi.  Ama ben baş başa bu terapi gibi sohbetleri çok sevdim. Çok öğretici ve bilinçlendirici oluyor. O yüzden arkadaşıma ne cevap vereceğimi bilemedim ve ‘Orhan abiye bir danışayım’ dedim. Bu sohbetlerden ben çok faydalandım ama onlar faydalanmayabilir hatta zararlı da bulabilir ve beni de sizden soğutmaya çalışabilirler.

Ben arabayı kullanırken bir yandan da Hüseyin’i dinliyordum. Arada sırada yüzüne bakarak onu dinlediğimi hissettirmeye çalışıyordum. Hem dinlemek hem de araba kullanmak da hoş olmuyordu. Çünkü etkili dinlemede muhatabımızın yüzüne bakarak “tüm benliğimle sizi dinliyorum” mesajını içtenliğimizle vermemiz gerekiyordu. Bu aynı zamanda lider olan insanların yaptığı tutumdu. En başta peygamberimizin.

Konuşma gereği duyarak endişesini cevaplamaya çalıştım.

“Hüseyin kardeş, bu çalışmamız baş başa planlanmış hani radyo ve televizyonlarda “bir konu bir konuk” tarzı sohbetler vardır ya senin dediğin gibi terapi gibi. İşte öyle bir şey. Konumuzu dağıtmadan baş başa konuşmaya devam edelim ama tabii o bizimle tanışmak isteyen arkadaşlarınla da tanışırız. Ama konumuzu dağıtmadan. Arkadaşını ara konuşmamızın biteceği bir saat sonra gelsin tanışalım çay içelim sonra sizi çarşıya bırakırım” dedim.

Hüseyin arkadaşını arayarak durumu izah etti.

Çay içeceğimiz yere varmıştık. “Ömer efendi kurabiyeleri” yoktu ama ona çok benzeyen kurabiyeler almıştım marketten. Bakalım Hüseyin lezzeti fark edecek mi diye?

Beraberce ak tepedeki “gözlem çay evi” ne girdik.  Bizi baş köşeye davet ettiler. Çay evi fazla kalabalık değildi. Sadece birkaç masa doluydu. Sanırım akşamları ve öğleden sonra geliyordu insanlar bu mekana. Kahvelerimizi söyledik. Kurabiyeleri çıkardım. Masaya koydum. Hem yiyecek, hem içecek hem konuşacaktık. “Tatlı yiyelim tatlı konuşalım” misali. Hüseyin kurabiyeden bir dilim almış ve çayından bir yudum içmişti ki, bir şeyi garipsediği yüzünden belli oldu. Sordum. Nedir sorun diye? Sanki bilmiyormuş edasıyla.

“Bunlar’ Ömer efendi kurabiyeleri’ değil”  dedi.

Şaşırmış gibi yaptım. Sonrasında durumu açıklayınca o da gülmeye başladı. Ben biraz daha açıklamada bulundum. “İnsan yaptığı işe sevgisini ve ilgisini de katarsa yani işini çok severse bolluk bereket ve lezzet ona siner. İşte senin fark ettiğin bu.” Dedim.

Sonra kahvemden bir fırt çekerek kurabiyeden   bit dilim alınca  sanki aklıma gelmiş gibi devam ettim:

(DEVAM EDECEK)