TOKAT’TA CUMHURİYETİN İLK EĞİTİM ABİDELERİNDEN BİR ŞAHSİYET AFİDE OCAKLIOĞLU HANIM

Orda bir köy var, uzakta

O köy bizim köyümüzdür

Gezmesek de tozmasak da

O köy bizim köyümüzdür

 

                Âşık Veysel gibi bir değeri  gün yüzüne çıkaran Ahmet Kutsi Tecer, (1901-1967) Anadolu’nun  bin bir çiçek açan dağlarından, yaylalarından esen bir  şiir rüzgârıyla sanki  yeni kurulan Cumhuriyetin öğretmenlerine sesleniyor, onların ülkeye sahip çıkmalarını istiyordu. Uzun yıllar, bizim kuşak dâhil-öğretmenlerimiz bu şiirin bestesiyle öğrencilerinin ruh dünyalarına yöneldiler. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte eğitimine devam eden eğitim yuvalarından, ihtiyaçtan açılan kurslardan sonrasında Köy Enstitülerinden, Öğretmen Okullarından, Yüksek Öğretmen Okullarından, Eğitim Enstitülerinden ve fakültelerden yetişen öğretmenler okullarından aldıkları eğitimle yürekleri vatan sevdası ile dolu olarak memleketin en ücra köşelerine kadar bilginin ışığını taşımaya çalıştılar. 1928 yılında yapılan Harf İnkılâbı ve akabinde açılan Millet Mektepleri sayesinde de ülkedeki okuryazar oranı önemli ölçüde yükseldi. Ve Cumhuriyetin tesis edilmesinde ve bugüne ulaşmasında öğretmenler büyük rol oynadı.

                Ama bugün artık köylerimize ışık götüren öğretmenlerimiz taşımalı eğitim adı verilen sistem ile köylerde kalmadan, köylüyü tanımadan hatta görmeden akşam evlerine dönüyorlar. Bin bir emekle devlet ya da vatandaşlar tarafından yapılan pek çok okulun kapısına ise kilit vurulmuş durumda.

                Başöğretmen Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK’ün, genç yaşta kaybettiğimiz idealist Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin (1894-1929) öğretmenleri maalesef kimse alınmasın bugün düne göre  çok sahipsizler. Bir yandan gittikçe siyasetin içinde şekillenen, bocalayan sendikaların, diğer yönden bunların yörüngesinde hareket etmek zorunda bırakılan yöneticilerin baskısı altındalar. Yapılan anketler de net bir şekilde gösteriyor ki, öğretmenler şimdi az değil çok dertliler. Dünün sevgisinden, saygısından yoksun hemen her yıl yaz-boz tahtasına döndürülen bir eğitim sistemi içinde görevlerini yapmaya gayret ediyorlar. Akşam evine mutlu giden bir öğretmen var mı diye düşünüyoruz son yıllarda çok yazık. Ne diyelim duadan başka, Rabbim yâr ve yardımcıları olsun. Ortaya çıkan bu olumsuz gelişmeler ise ülkenin geleceğine umutla bakmamızı engelliyor doğrusu.

                Ve biz bu şartlarda susmamamızın gerekliliği düşünceleri içinde yazımızın asıl konusu olan Tokat ve Niksar’da uzun yıllar görev yapmış abide bir şahsiyet Öğretmen Afide Ocaklı Hanım’a dönelim.

                Öğretmenlik hayatımın yirmi yılının -1985-2005- geçtiği Niksar’da eğitim tarihi ile ilgili çalışmalara başladığımızda karşımıza çıkan ilk öğretmenlerden biri olarak soyadı zihinlerden silinmiş Afide Hanım çıkıyordu. Araştırmalarımızda, elimize geçen fotoğrafların hemen her karesinde de bu öğretmene rastlıyorduk. Artık bizim de merakımızı artırmıştı yıllarca Niksar’da çalışmış pek çok öğretmen gibi sevilen, unutulmamış bu öğretmen kimdi?

                Sorumuzun cevabını ancak geçen yıl Devlet Eski Bakanı Metin GÜRDERE’nin ofisindeki bir sohbet sırasında bulduk. Ofisin müdavimlerinden benim gençlik yıllarında Topraksu'da çalıştığım dönemin topograflarından 1942 doğumlu Emekli Tekniker Orhan Ocaklı Ağabey, Afıde Hanım’ın yeğeni çıkınca yılların biriktirdiği soru da çözülmüş oldu. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır. Verdiği bilgi ve belgeler araştırmamızın asıl kaynağını teşkil etti. Ayrıca Afide Hanım’ın Emekli Eğitimci-Yazar Hami Karslı Bey’in de Niksar’da öğretmeni olması bize aktardığı hatıralarıyla birlikte görev yaptığı Tokat Gazipaşa İlkokulu, Gazi Osman Paşa İlkokulu ve Niksar Gazi Ahmet Danişmend İlkokulu ( Melikgazi İlkokulu)'nda yaptığım araştırmaların ışığında ortaya bu geç kalmış yazı çıktı.

                Cumhuriyet döneminin münevver öğretmenlerinden biri olan Afide Ocaklı 1900 yılında Tokat’ta doğdu. Babası Ocaklıoğlu Sülalesinden Mustafa Efendi, annesi Fatma(Fadik) Hanımdır. Bu konuda görüştüğüm Orhan Ocaklı bize şu bilgileri aktardı:

                “Halam Afide Hanım 46 yıl 8 ay öğretmenlik yaptı. Cumhuriyetin ilanından sonra ülke genelinde okur-yazar sayısı azdı. Savaş yıllarında sıkıntı yaşayan öğretmen mektepleri yeterli olmayınca hükümet bu yüzden büyük illerde öğretmen yetiştirmek için kurslar açtı. Aydın bir kişi olan babam, eski yazı dediğimiz Osmanlıcayı mükemmel bilen halamı Sivas’a göndererek bu kurstan mezun olmasını sağladı. Kurs ne kadar sürmüş bilmiyorum ama dönüşünde halamı Niksar Gazi Ahmet Danişmend  İlk Mektebi’ne tayin etmişler. Daha sonra devletin önemli kademelerinde  görev alacak olan pek çok öğrenci yetiştirmiş.

                1939 Niksar-Erbaa depreminde orada görevliymiş. Yanında kalan babaannem deprem sırasında evin içindeymiş ev sallanırken yeğeni Cahit Elmacı Ağabeyimi çıkarmış. Niksar’dan sonra Tokat Gazi Osman Paşa İlkokulu, tekrar Niksar Gazi Ahmet Danişmend İlkokulu ve Tokat Gazi Paşa İlkokullarında çalıştı.(Tokat Gazi Osman Paşa İlkokulu o dönemde halk arasında Hapan Mektebi olarak bilinen iki katlı ahşap bir ev olup, Sulusokak’a Kolordu civarında idi).

                Niksar’a gelince halam eğitim, kültür ve sanat açısından çok zengin olan bu ilçeyi çok seviyordu daha sonraki dönemde oraya gidip bir müddet daha görev yaptı. İlçe merkezindeki  Gazi Ahmet Danişmend İlkokulu, Albayrak İlkokulu ve Cami-i Kebir İlkokulu'nda (Ulucan İlkokulu), Ahmet Örs, Halis Turgut Özden (Yekta Güngör Özden’in babası), Mustafa Necati Elgin (Kara Necati), Şevket Türkyılmaz, Ramiz Aybak, Mustafa Özdeğer (Bozkurt Hoca)Nuri Sakarya, Ahmet Demirel daha sonra Ferit Günal ve adını hatırlayamadığımız  çok değerli bir öğretmen kadrosu vardı. Bu öğretmen kadrosu o dönemde özellikle Başöğretmen Ahmet Örs’ün rehberliğinde  parasız yatılı okullara çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir.

                Halamın fiziken ayağında biraz rahatsızlığı da vardı belki bu yüzden midir bilmiyorum evlenmedi. Kendini  hayatı boyunca tamamıyla öğrencilerine adadı, varı yoğu onlar oldu. Niksar’a tek başına gitti, orada buradan gitme akrabaları da vardı. Ailenin bir bölümünü sanki orada toplamıştı. Öyle ki, yeğenlerini orada kendi yanında okutup mesleki hayatlarını kazandırdı. Bildiğim kadarıyla orada Bakıoğulları Ailesi ile çok iyi görüşürlerdi. Teknisyen Turan Ağabeyin evinde dururdu. Niksar’dan sonra tekrar Tokat’a geldi ve halk arasında Deve Görmez Mektebi diye bilinen, Cumhuriyet döneminde Tokat’ta ilk yapılan okullardan biri olan Gazi Paşa İlkokulu’ndan 1959 yılında emekli oldu. 74 yaşında Tokat’ta vefat etti.

                Onun yaşadığı dönemde halkın, velinin ve öğrencilerin öğretmenlere bakış açısı çok farklıydı. Saygı, sevgi mükemmeldi. Halam okul çıkışından eve giderken dükkânların önünden geçerken oturmakta olan esnaf ayağa kalkıp onu selamlıyordu.

                Halam, giyimine kuşamına çok dikkat eder, milli bayramlara ayrı bir önem verir, en güzel kıyafetleriyle öğrencileri ile birlikte törende yerini alırdı. Yayınlanan gazeteleri dikkatlice okuyan, ülkenin gündemini de takip eden ve öğrencilerine kitap okumayı sevdiren münevver bir eğitimci idi.

                Halam sağlığında babamın yanından hiç ayrılmazdı. Halam emekli olunca biz ailecek Biskene Bağlarına taşındık. Elinden hiç kitap düşmezdi. İbadetine çok düşkündü, namazını eksik etmezdi.

Emekli olduktan sonra hayatlarını kazanan pek çok öğrenci onu bağda ziyarete geldi, saygıyla ellerinden öptüler. Öğrencilerinden Zile Sanat Okulu’nda uzun yıllar öğretmenlik yapan Necati Çubuk Bey benimle bir karşılaşmasında şunları söylemişti: 'Halan çok yardımsever bir öğretmendi. Soyadımdan dolayı beni tanıyıp hep sahip çıktı. Okulu halanın aldığı ayakkabılarla tamamladım.'

                Sohbetimizde Orhan Ocaklı’ya kısaca ailenizi de tanıtır mısınız diye soruyorum:

                “Babam Zühtü Efendi annem Huriye Hanımdır. Dedemin vefatında 12-13 yaşlarında olan babam  Giresun Jandarma Okulu’nu kazanmış. Buradan Uzatmalı Çavuş olarak mezun olduktan sonra  15 yıl Jandarma Karakol Komutanlığı yapmış, Dersim Harekatında eşkıya takibinde bulunmuş 1942 yılında da bu görevinden istifa etmiş. Ve aynı yıl Devlet Su İşleri’ne girmiş, buradan da emekli oldu. 1993 yılında 93 yaşında öldü. Diğer halalarım Şakire ve Hatice idi. Dedem Rufai Şeyhi Keskin Şükrü Efendi’nin müridi imiş. Milli Mücadele sırasında bölgemizde cereyan eden isyanların ele başlarından  Aynacıoğullarının Tokat’ı tehdit ettiği günlerde Marul Beli’nde  arkadaşlarıyla beraber silahlanarak tedbir almışlar.”

                Afide Hanım’ın Niksar Gazi Ahmet İlkokulu’ndan öğrencisi Emekli-Eğitimci Hami Karslı isteğimizi kırmayarak öğretmeni ile ilgili bilgi ve bir hatırasını gönderdi. Hatıralarından biri 1940’lı yıllarda Elazığ Kız Enstitüsü Müdürü iken okula at, katır sırtında, kamyon kasalarında doğu illerinden öğrenci toplayarak okulun hamamında kendi elleriyle yıkayıp saçlarını tarayan unutulmaz, efsane eğitimci Sıdıka Avar’ı (1901-1979)hatırlattı bize.

                “1949 yılında Niksar Gaziahmet İlkokulu üçüncü sınıf öğrencisiydim. O yıl bizim sınıfı iki ayrı öğretmen okutmuştu.  Derslerimize bir yarıyıl Ahmet Örs (Sağır Hoca), bir yarıyıl da Afide Öğretmen gelmişti. (Niksar Halkı, kulakları ağır işittiği için Başöğretmen Ahmet Örs’e ‘sağır Hoca’; bir ayağı aksadığı için de Afide Hanım’a ‘Topal Afide’ derdi.  Ancak bu söylem, onlara gösterilen sevgi ve saygıyı eksiltmezdi.)

                Sınıfımız, Gazi Ahmet İlkokulu’nun (1951 yılında yanan binanın) orta bahçesinin kenarında bulunan iki derslikten biriydi.

                O yıla ait unutamadığım iki olay var. Birincisi Ahmet Örs’le ilgili: Öğretmenim beni bazen Hayriye’nin oğlu, bazen de Kadir’in oğlu diye çağırırdı. O hem annemin hem de babamın da öğretmeniydi. Yüzünün güldüğünü hiç görmemiştim. Sınıfta genellikle dini öyküler anlatırdı. Bir gün, sesi güzel olan sınıf arkadaşım Necdet Güleç’ten “Süpürgesi yoncadan” türküsünü söylemesini istedi. Necdet, o türküyü söylemem deyince de, ayağındaki mes lastiğini çıkararak Necdet’i dövdü.

                Afide Hanım, Sağır Hoca’nın tam tersi, yumuşak mizaçlı, güler yüzlü birisiydi. Onunla anılarımda, derslerimizle ilgili hiçbir şey anımsamıyorum. Ancak onunla ilgili ders dışı bir anım var ki, unutmam olanaksız!

                O yıllarda kasabamızda bir hamam kültürü vardı. Evimizde de banyomuz olmasına rağmen hepimiz haftada bir gün hamama giderdik. Erkekler genelde Pazar günü Büyük Hamam’a, kadınlar da hafta içi Pazar Hamamı’na giderlerdi.

                Pazar Hamamı, Pazar yerinin yukarısında, çarşıya çıkılan yokuşun sağ tarafında merdivenlerle inilen bir çukurdaydı.  Alt tarafında, Çilhane Camisi’nin yanındaki dispanser vardı.

                Annemler bu hamama giderlerdi, ama ne gidiş! Bir gün önceden dolmalar, börekler, turşular vs. hazırlanır, bohçalar tanzim edilir, mahalleden ve akrabalardan bir grup oluşturulur, hamamcıya önceden haber salınıp yer ayırtılır, belirtilen saatte gidilirdi.

                Annemlerin hamam günü çarşamba idi. O yıllar, çarşamba günleri öğleden sonra okullar tatil edilirdi. Anneler, küçük oğullarını da beraber hamama götürürlerdi. Ben, ilkokul üçüncü sınıfa kadar, hem babamla Büyük Hamam’a, hem de annemle Pazar Hamamı’na gitmiştim.

                Bir çarşamba günü, okul tatil olmuş eve giderken Afide Hanım beni yanına çağırarak, “Hami, annenler hamama giderken beni de alsınlar” dedi. Öğretmenimin dediğini anneme ilettim. Grup hazır olunca, ablam gidip Afide Hanımı da aldı ve hep beraber hamama gittik.

                O çarşamba, benim annemlerle kadınlar hamamına son gidişim oldu. Hamamda, Afide Hanım beni önüne oturtup başımı sabunlamış, ben de bundan çok utanmıştım.

                Bu olayı, aradan 70 yıl geçmesine rağmen hiç unutmadım.

                Sevgili Öğretmenim Afide Hanım’ın ışıklar içinde yatmasını diliyorum.”

                Biz de yarım asra yakın Türk Milli Eğitimine hizmet ederek ,Cumhuriyete bağlı, memleketine aydın kişiler yetiştiren Afide Ocaklı Hanımı rahmetle anıyor,ruhu şâd olsun diyoruz.