DUMANLIYI GÖRMEK DE VARMIŞ

1965 yılından beri Tokat’ta yaşıyorum. Ne zaman “Tokat yaylasında yaylayamadım” türküsünü duysam “Allah Allah diyordum, Tokat’ta yayla mı var ki yaylayacak? Altı Yeşilırmak, üstü Kızıl iniş. Üstelik türkünün ezgisi de Ege yöresini andırıyor…”

                İşyerim ve evim kent merkezinde bulunduğundan çevreyi gezip görmek kısmet olmadı bu güne kadar. Oysa geziyi severim. Akdeniz, Karadeniz, Ege, Trakya, Güney Doğu’da gezmediğim yer kalmadı. Bir eksiğim, yaşadığım kentin civarını görmemişim. “Yakındadır bilinmez, uzaktadır görülmez” hesabı, ailecek diyar diyar dolaşmışız da burnumuzun dibindeki güzelliklere yabancı kalmışız, maalesef!..

                Bir Pazar günü Kınık Festivali için yola çıktık. Döllükten itibaren doğal yeşillikten bin bir rica ile alındığı izlemini veren bakımlı asfalt yoldan Pınarlı’ya doğru tırmanırken sağılı sollu meşelik ve çamlıktan doyurduk, yeşile hasretimizi. Baraj gölünün suları, renk armonisine bir de maviliği ekledi.

                Ulu ağaçların çevrelediği geniş düzlük, şenlik alanı diye düzenlenmiş. Şenliğin ayrıntısını anlatacak değilim. Başka şenliklerden ayırıcı bir özelliği yoktu. Ancak “Ellik” türküsüyle katılımcıların hepsi oyundaydı. Milletvekilleri bile. Meğerse insanlarımız eğlenceye ne kadar susamış?

                Bültenlerdeki iç karartıcı haberlere inat, kadın erkek, çoluk çocuk, genç ihtiyar, herkes ayakta seke seke el çırpıyorlar.

                Hani hükümdarın her zamdan sonra genel tepkiyi öğrenmek için halk arasına gönderdiği adamından “Milletçe oynuyorlar” haberini aldığı gibi milletçe ellikteyiz, her şeye rağmen..

                Adını duyup da Avrupa’ya gitmek kadar ulaşılmaz sandığımız Dumanlı’ya çıktık: Gürgen, dişbudak gibi adlarını ancak kitaplarda okuduğumuz çeşitli ağaçların altından geçerken zaman zaman gök yüzünü kaybettik. Delikkaya’ya taş attık Nusret için. Nazlıkaya’nın öyküsüne üzüldük. Beşoluk’ta Çorlu’da ayıldık, içkilerimizi tazeledik.

                Dumanlı’da çevreyi dünyanın tepesindeki çim halının üzerinden seyrettik.

                Kemal Paşa’nın festival alanını, Yağmurlu’nun Uzun Çimen’ini, Kınık’ın Dumanlı’sını gördükten sonra yukarıdaki türkü’nün Tokat’a ait olduğuna bütün kalbimle inandım, iman ettim. Ezgisi hangi yöreye benzerse benzesin…

                Çevirme söylentisi üzerine ıssız ve tozlu yollardan dönmek bir çileydi. Zifiri karanlıkta. Issız arazide bir başına yol alan bir bayan gördük. Genç bayanın kafasından neler geçiyordu, kim bilir? Evlad-ı ayal mi, geçim derdi mi, yayla şenliği ya da bir kötüyle karşılaşma korkusu mu?

                Bu gece de bu sorular yüzünden uyuyamam.

 

                Herhalde…