TİTREYEN KELİMELER...

Gönül coğrafyası sınır çizilemeyecek kadar büyük, kaynağından toprak üstüne çıktığı anki kadar temiz ve saf yoluna devam eden hayat kaynaklarımızdan birisi olan su kadar mübarek, şehit kanları ile doymuş vatan toprağım, bize bu günü miras bırakan aziz ecdadım.

Gönül dağlarının, gönül çeşmesi ile süslendiği yamaçlarında türküler yalar toprak üstünde ne varsa, rüzgara çağrı yapar, tatlı serinliğinde titremek için de geceye başka sabaha başka uzanır.

Karınca dağlarının güney yamaçlarını süsleyen Kelkit vadisinin ortasında, kıyısında, sağında ve dahi solunda güneş yanmışlığında ateş yürekli, Karadağ bakışlı bir akıntının duruşunda dünün Viyana kapıları kadar at sürmüş akıncıların gülümseyişi var.

Dal budak salmış koca bir çınarın çimenler üstüne dolu dizgin serpilişindeki asaletin şafak sonrasına selamı ulaşıyor.

Olgunlaşma kültürünün ana hatlarının incelenmesi sonrasında ortaya çıkacak her önemli akıntıyı bütünleştirecek bir tatlı güzelliğe teşekkür gülümseyişinde maziden atiye at sürmenin serinlinde yay gerip ok atmanın dinamikliğinde demir bilek olup, ateşe el vurup bir damla su içmekliğince huzura akmanın, tutmanın, dokunmanın baharında çiçek açma vakti uzamasın diye niyet taşımak ve niyete katkıda bulunmak ufuk ötesi duygu ve düşüncelerin ana kaynağı olmalıdır.

Kilitlenmesi gerekli kelimelerin ve cümlelerin bir bütünde yerlerini almaları için, gereksiz perde aralıklarının birleştirilerek, söz kandillerince köz üstünde alabildiğine yanışını tamamlayıp doyuma ulaşımın süresini kısaltmanın, ses vermenin, şiir öncesi ve sonrasındaki kelimelerin barışık düzene geçmesi için titreşim dönemlerinin tamamlanması gerektiği inancı mevsim kadar tanıdık, yağmur kadar ıslak, dağ yamaçlarında çise kadar tanıdık olmalı diye düşünmek çok olumlu duygu ve düşüncelerin bir arada otağ kurması kadar bir tatlı güzelliktir.

Her şeyin başladığı alan öncesinde hazırlık safhasında beyin fırtınası uzmanlarca biliniyorsa da bir yazı öncesi ve sonrasında açlık evreleri duygulara ulaştığında titreyen kelimelerle buluştuğunda bir metin sofrasında doyurmak gerek.

Osman BAŞ

14.10.2010