ABİ


Senin hikâyen karlı dağlara nâzır, yıldızlar kadar uzak bir köyde, peygamber kaderince yetimlikle başladı abi. Yiğit bir kadının beş çocukla çıktığı yolculukta yokluğa kederi katık ederek, kimsesizliğe ve kadere boyun bükerek devam etti. Ellerin üşüdü dağ yollarında. Mavi gözlerine gamlı bulutlar indi. Önce susmayı öğrettiler sana konuşmanın kâr etmediğini bilen büyükler. Perviz Sokakta oyunlar öğrendin kadersiz çocuklardan. Fakirlik ve sahipsizlik adına ne kadar türkü varsa bir bir ezberlettiler. Üstündeki emanet elbiselere rağmen kendine ait hayaller yeşerttin göz bebeklerinde. Gökyüzünü mavi gösterdi gözlerin. Gökyüzü herkesindi ve hiç kimsenindi şimdilik. Gizli ağlamalarından sonra yıkanıyordu gökyüzü. Toprakların sahipleri vardı ama toprak kokusu herkesindi ve hiç kimseye ait değildi şimdilik. Gökyüzüne ve toprağa yazdın ilk şiirlerini.

                Senin hikâyen abi, feleğin çizdiği kapkara bir kadere eleğimsağma yapmayı öğrenen bir çocuğun gülümsemesi kadar sahiciydi. Toprak sana bağlı, gök sana bağlı, gökkuşağı sana bağlıydı. Kendi renklerini kendin yeşerttin. Kalbi yüzünde parlayan adam oldun.
                İçinde ne feleğe isyan vardı, ne haksız hayata bir düşmanlık. Sevdikçe bereketlendiğini gördün gülümseyişlerin. Sevdikçe şehir bile güzelleşiyordu. Her izbe köşe, her kadim yapı; terk edilmiş her duvar, küskün sütunlar; mevsime aldanmış badem ağaçları; al yanaklı misketler, salkım salkım üzümler; türküler, maniler, şiirler; güngörmüş ihtiyarlar; sayfalarda unutulmuş tarihler; ılık akşamlarda serin mermerlere secde secde dokunan teravihler daha da güzelleşsin diye dolaştın bütün şehri. Şehrin sevdalısı oldun.

                Abi, uzak kentlerin dağ köylerinde körpe çocuklara ümit oldun bir zaman. Otuz yıl sonra bile solmayan motifler dokudun taze dimağlara. Şimdi selam selam yağan sevgiler senin eserin.

                On küsur sene önce hikâyelerimiz kesişti bir şiir ikliminde.  Mütevazı bir tebessüm yerleşmişti mavi gözlerine. Ne güce tapıyordun, ne güçten korkuyordun. “Allah rızası ve memleket sevdası” dışında ne de bir gaye taşıyordun. Büyük sözler söyleyen küçük adamlara hiç benzemiyordun.

                ..
                Hani o, otobüs yolculuğuna çıktığım akşam, ailemden ve akrabalarımdan önce davranmış, beni otobüse kadar getirmiştin.
                -Fotoğraf makinesini aldın mı, dedin.
                -Unutmuşum abi.
                -Neyse, benim makinemi al.
                Sonra cebinden bir tomar para çıkarmış, “Yola gidiyorsun, ne olur ne olmaz.” diyerek tutuşturmuştun elime.
                Otobüs kalkmak üzereyken birden tekrar gelerek bozuk paraları döküp elime, fısıltılı bir sesle:
                - Sende bozuk para da yoktur belki. İhtiyaç molalarında lazım olacaktır, demiştin hani. Yol boyunca şükür gözyaşları yürümüştü gözlerime. “Allah’ım beni hep böyle iyi insanlarla karşılaştır.” diye dualar etmiştim.

                Abi, sen tanıdığım en iyi kalpli insan oldun hep. Hiç kızmadın, hiç küsmedin, hiç menfaat peşinde koşmadın. Seni sevmeyenler de oldu tüm bunlara rağmen. Ama gördüm ki seni sevmeyenler ya hasta ve habis ruhlu kötüler ya da ön yargılı kalp gözü körler oldu. Bu da bir şereftir abi. Kötülerin sevgisi iyilere hakarettir. Yollarımız ayrıldı kimisiyle. Hepsinde bir “ben” davası vardı. Senin dilinden “ben” sözünü duymadım hiç.
                “Allah rızası ve memleket sevdası”ndan başka bir tutkuyu görmedim gözlerinde. 

                Vatanına böyle sevdalı, milletine bu denli bağlı iken, hizmetlerinle destanlar yazıyorken “güdük” ruhlu, “dar ufuklu” nadanlar yollarını kestiler. Tevekküle sığındın. Öfkenin ve kinin kararttığı adamlar “melek ruhlu” birinin incitmekle Yüce Yaratıcının emrine muhalif oldular, sen sustun ve dualara sığındın. Allah şahit, ben şahidim.
                Seni yalnızca “iyiler” sevdi. Kötülerin sevgisi utanılacak bir şeydi.
                Abi, hoyrat eller gülleri kırıyordu. Menfaatperestlerin sesi çok çıkıyordu. İncinecektin belki. “Müslüman incinmeyen, incitmeyendir” düsturunca bahçeleri dikenlere terk edip gitmen gerekiyordu. Hüznünü bohçalayıp çekildin köşene.
                Sen bir öykü yazdın ömrün boyunca, yalnızca iyilerin anlayacağı.
                Hiçbir cümleni kirletemediler, hiçbir ânına leke süremediler. Tertemiz yaşadın, tertemiz ayrıldın. Yolun acık, yolculuğun aydınlık, emekliliğin kutlu olsun Hasan Akar Abi…