ZENGİN OKUR

Kargodan gelen paketi açtığım zaman sevincim tavan yapmıştı. Çok severek, takdir etiğim eski ve ilkeli bir siyasetçi olan eski bakan ve milletvekili, her şeyden önce sağlam ve dürüst bir insan olan Cengiz Bey anılarını yazmış ve bir iş adamı olarak bana sevgisini göstererek adıma imzalayarak yollamıştı. Hemen kendisini telefonla arayarak teşekkürlerimi ilettim. Bir iş adamı olarak bende anılarımı yazmış ve yayınlamış, eski siyasetçi, iş adamı dostlarımla Üniversite ve halk kütüphanelerine hediye etmiştim. “Harun Beyin Anıları” (yani benim) kamuoyunda ilgi görmüştü.

Teşekkürümü Cengiz Beye telefonla ilettikten sonra okumaya başlamadan önce evde eşime bana bir kahve yapmasını istemiştim. Balkondaki masamda keyifle kahvemi içerken Cengiz Beyin bana imzaladığı anı kitabının sayfalarını yavaş, yavaş çevirmeye başladım. Cengiz Bey anılarının arasına da kitabın sonuna da fotoğraflar eklemişti. Fotoğrafları da dikkatle inceledim. Bir sayfada ki fotoğrafı görünce heyecanlandım. Fotoğraf siyah-beyazdı ama içimi ısıtan anıları hatırlattı. Bakan fotoğrafta kasabamızın önde gelen bir şahsiyeti ile el ele samimi olarak tokalaşıyor, fotoğraftaki samimiyeti görünce heyecanlanmama sebep oluyordu. Birden yıllar öncesi anılarıma gittim. Fotoğraftaki Şakir Efendi annemin uzaktan akrabasıydı. Ben çocukken o yaşlı bir adamdı. Annem bayramlarda Şakir Efendinin elini öpmeye gider, beni de götürürdü. Ölüm, düğün, bayramlarda Şakir Efendinin konağındaydık.

Şakir efendi yaşlı olduğundan dolayı işitme cihazı kullanırdı. Onun işitme cihazı ile fotoğrafına bakınca İsmet İnönü gibi duruyordu ama Şakir Efendi sakallıydı. Biz konağa gidince çam sakızı çoban armağanı bayram harçlığını verir. Bizim o işitme cihazına baktığımızı görünce kulağımıza tutardı. Seslerin yükseldiğini görünce biz heyecanlanır, şaşırırdık. Şakir efendi ve annem ile yanındakilerde gülerdi.

Cengiz beyin anıları kitabında o fotoğrafı görünce o günleri hatırladım. Kitap bana daha samimi gelmeye başladı. Eve gelen misafirlere, tanıdıklara, eşime, çocuklarıma kitaptaki o fotoğrafı gösterdim. Fotoğrafa her bakışta Şakir Beyi rahmetle andık.

O gün çarşıya çıkınca tesadüfe bakın ki, hayli zengin olan ve beş tane ablası olan Şakir Beyin torununa rastladım. Çarşıda bulunan çay evinde çay içtik.

Ona dedim ki;

-Bak Hasbi kardeşim, Cengiz Beyin anılarında dedenin fotoğrafını gördüm. O fotoğraf olan kitabı falanca kırtasiyeden al. Çocuklarına benim dedem büyük adamdı bakanlar, Milletvekilleri ile dosttu. Hatırı sayılan insandı. Sizde okuyun onun gibi olun” dersin. O kitabı alıp evinde benim gibi gelip geçene gösterirsin” dedim.

Bunu anlatırken heyecanım zirvedeydi. Çayımızı içince kalktık. Ben Hasbi’nin o kitabı alacağına ablalarına, yeğenlerine hediye edeceğine inanmıştım. Hem dedesine, hem eski bakana vefa yapacağına inanıyordum. Bir yazar ve iş adamı olarak buna inanıyordum. Çünkü ben bir okuryazar iş adamı olarak çevremi, çalışanlarımı, sevdiklerimi kitaplarla ödüllendiriyordum. Galiba saf bir insandım herkesi kendim gibi sanıyordum. Toplumumuzun bir birlerine gösteriş için düğünler dışında hediye vermediğini ve kitap okumayan tolum olarak kitap hediye etmediğimizi ama yazarından hem bedava hem imzalı kitap istediğimizi unutmuştum. Gelişmiş ülkeler de “akıl terine” bizim gibi ülkelerde “alın teri” ne önem verdiğimizi unutmuştum.

Ben Cengiz Beyin anılarını bir çırpıda okudum. O’nu çevreme anlattım. Hatta yazı yazarak bloğumda paylaştım. Kitaptan kendime çıkaracağım dersleri de çıkardım. O günden sonra da öğretmen, siyasetçi, bilim adamı anıları olan kitapları bazen halk kütüphanelerinden alarak, bazen kitapçılardan alarak okudum, faydalandım.

Aradan günler geçti. Olayı unutmadım.

Her zaman uğradığım kırtasiye ve kitapçıda çay içerken aniden aklıma geldi. Kitapçıma gafletle soru verdim.

-Hasbi Bey, “Cengiz Bey’in Anıları” kitabını aldı mı?

Kitapçı bana hayretle bakarak kahkahalarla gülmeye başladı. Ben şaşırmıştım. Onun yüzüne hayretle baktığımı anlayınca

-Gülüm Harun Bey dedi. Hasbi geldi. O kitabın fiyatını sordu. Sandım birkaç tane alacak. Kitabın 20 TL’lik fiyatını öğrenince ne dedi biliyor musun?  “çok para abi sen en iyisi dedemin fotoğrafı olan sayfanın fotokopisini ver” fotokopinin parasını da vermede gitti.

Gülmek istedim ama gülemedim. Bir anda neşem kaçtı. Ülkemizin neden geri kaldığını, zenginlerimizin nasıl zengin olduğunu anlamaya çalışıyordum ama çok düşünmeme rağmen işin içinden çıkamıyordum.