ÇİÇEKLERİ SOLDURMAYALIM

ÇİÇEKLERİ SOLDURMAYALIM

 

Bir sınıfta kırk sekiz öğrenci ve bir öğretmen. Yüzün yarısına daha bir var. Öğrencilerin giyimi de, öğretmenin giyimi de nizami. Tüm öğretmenler de tertip ve düzende birbirimizle yarış içindeyiz. Okul, veli, öğretmen, öğrenci bir bütün düşüncenin birer parçası. Fatih İlköğretim Okulu… Yıl 1995’ti.

            Veli toplantısında öğrencilerin beslenmesinden bahsettim. Veliler öğrencilerin erken saatte kahvaltı yapmadığını bahsetti. Benim önerim de birinci dersin teneffüsünde öğrenci velileri beş kiloluk sütü kaynatacak, kırk sekiz adet poğaça yapacak, okula getirecek şeklinde oldu. Oy birliği ile kabul edildi. İlk önce süt içmeyi reddeden öğrenciler daha sonra büyük bardak getirmeye başladılar. Bu olay öğrencilerin okula gelme isteğini artırdı. Öğrenmede istek ve arzusunu kamçıladı. Veliler güzel bir imece örneği yaptıklarından mutlu oluyorlardı. Öğretmen konuları daha iyi alan, anlayan öğrencileri olduğu için seviniyordu. Fatih İlköğretim Okulu ikinci sınıf öğrencileri diğer ikinci sınıf öğrencilerinden fiziksel ve zihinsel fark oluşturmuştu. Öğrenciler dördüncü sınıfa gelmiş, ilk okul Borsa ilkokuluna taşınıyordu. Ben de Halil Rıfat Paşa İlkokuluna tayin oldum.

            Emekli olmuştum. Aradan birkaç yıl geçmişti. Niksar yolu kavşağında önde genç bir kız arkada anne yürümekteydiler. Arkadaki anne “merhaba Süleyman hocam.” Dedi. Öndeki kız da döndü “aaa, hocam! Nasılsınız?” diyerek sarıldı boynuma. Ben, “iyiyim kızım Kübra, sen nasılsın?” dedim. Annesinin canını çok yakmış olacak ki, bir nefeste kızı Kübra’yı bana anlatmaya başladı.

            -Hocam senin öğrencin liseyi bitirdi. Kesinlikle üniversiteye gitmek istemiyor. Ne yapmalıyım

            Eski öğrencim Kübra’ya döndüm.

            -Kızım inancın, itikadın varsa, hak hukuka inanıyorsan benim sana en yaptığım en ufak bir emeğim geçtiyse sana bu emeğimi de hakkımı da helal etmiyorum. Ancak üniversiteyi bitirirsen hakkımı sana helal ederim.

            Kübra kıvrıldı, zorlandı, sonra gözleri hafiften nemlenir gibi oldu. Ağlamaklı bir sesle “söz veriyorum öğretmenim, üniversiteyi okuyacağım.” Dedi.

            Benim de annesi Ayşe hanımın da bir anda yüzünde gülücükler açmıştı. Sonra ayrılıp herkes yoluna gitti.

            Aradan bir yıl geçmişti. 2006 yılında GOP. Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitim Bölümüne kayıt olmuştu. 2008 yılında okulunu bitirdi. Bir paket çikolata ile benim ziyaretime geldi. Ben de çok gururlandım.

            Öğrencim Kübra şimdi ise bir ana okulunda okulun müdürlüğünü yapmakta. Evli ve iki çocuğu var. İkinci üniversiteye devam etmekte.

            Her insanın belirli çağlarda sorunu ve problemleri olur. Önemli olan o problemi yetişkin bireyler akıl ve düşünce yoluyla hep birlikte çözelim. Bu Cumhuriyet hepimize eşit fırsatlar vermektedir. Okuyup kendini yetiştiren herkes istediği makam ve mevkie ulaşmaktadır. Cumhuriyeti kuran başta Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına minnet ve şükranlarımı sunarım.

            Çocuklar bizlerin çiçekleridir. Onları soldurup, küstürmeyelim.

 

 

Süleyman Erkan / Tokat