ARAŞTIRMACI GAZETECİ

Yıllardır yazıyorum, yerel gazetelerde ve kimi edebiyat siteleri ve sosyal medyada. Buna rağmen kendime yazı ile ilgili bir unvan yakıştıramadım. Kendime ne köşe yazarı, ne araştırmacı gazeteci, hatta sade gazeteci bile diyemem. Şair, yazar, edebiyatçı nitelemeleri çok önemlidir. Bu ve benzerlerinin hiç birine sahip çıkma hakkını göremiyorum kendimde.

Çevrede gördüğüm aksaklıkları yazmaya çalışıyorum ama kimseyi suçlamadan. Sanki söz konusu aksaklığa ben sebep olmuşum gibi yazıyorum. Yarası olan gocunur hesabı, hatası olanın aksaklığı üstleneceğini düşünüyorum. Bir yanlışı göstermek için insanları afişe etmek, benim tarzım değil.

Şahsen bana şair, yazar, hikâyeci, gezi yazarı yerine misafir kalem denilmesi daha uygun olur gibime geliyor. Çünkü gazete ile aramda en küçük bir çıkar ilişkimiz yok. Canım isterse aylarca yazmam istersem ardı ardına günlerce yazdığım olur. Gazete de özgürdür, ben de özgürüm şükür.  

Araştırmacı gazeteci deyince gazetemizde yazılarını ilgi ve beğeniyle okuduğum, sevgili Süleyman Erkan ile yine öğrencilerimden sevgili Hasan Akar geliyor aklıma. Süleyman’ın Zile, Tokat, Artova yöreleri ve çeşitli köylerle ilgili araştırmalarının yakın tanığıyım. Hasan’a gelince Tokat valileri dizisi, Niksar ile çeşitli yazıları, bu unvanı almasına yeter de artar bile. Her iki delikanlıya da araştırmacı gazeteci sıfatını gönül rahatlığıyla yakıştırabilirim.

Çevremizde belki başka araştırmacı gazeteciler de vardır. Çünkü elde bulunan beyde bulunmazmış. Zileli âşık Sadık diyenleyin, “Kim bilir ki kim de ne var kim bilir”.  Bilmediğim konuda fikir yürütemem. Ancak bizi biz değil, başkalarının anlatması daha şık olur, kanaatindeyim. 

Şairim demekle şair olunamayacağı gibi araştırmacı gazeteciyim demekle de araştırmacı gazeteci olunmaz.