KİM BİLİR…

KİM BİLİR…

Osman BAŞ

                Dertlerin derde eklendiği dakikaları zaman zaman, istesek de istemesek de aralıkla yaşıyoruz. Hayatımızı yönlendiriyor. Boğulur, yutkunuyor, ağlamaya hazır halen gelen gözlerimiz doluyor.  Dertleri paylaşacak dost sayısı ışık hızı ile azalıyor. Yılların derinliğinde ağabey, dost ve arkadaş dediğiniz insanlar birer birer kendi ekseninde kendi içlerine kapanıyor. Biraderler madde takıntısıyla ne kalır hesabında sorumluluğunu unutuyor.

                Kime anlatıp da rahatlamak, nefes almak gerek bilinmezdir. Denizlere mi? Dağlara mı? Kedilere, kuşlara, rüzgâra mı anlatacağız.

                Sahi çiçekler dert dinler mi? Öylesine zamana kapılıp günleri, haftaları, aylara eklemenin sonunda yıllar oluşmuyor. Oluşan, yığışan dertlerdir. Biriktikçe ağır ağır hüzün çöküyor.

                Yüreğini bıraktığın yerde arkana bakmanın bir getirisi yoktur. Gitmek için yola çıkanlar, arkaya ve yanlara takıldıkları an sağlıklı yürüyemezler. Yol yürümek er işidir.

                Söyleyecek tüm sözler bitmiş, cümleler kendini saklamış, kelimeler uzaklaşmıştır. Sesli ve sessiz çığlıkların bütün bedeni kilitlediği ve düğümlediği anda, adımlar bağlanmıştır.

                Islanmak için hazır olan her şey gözyaşına teslim anındadır.

                "Kimseler görmesin yağmurdan başka” diye devam eden ve şarkı sözü olan mısraların ötesinde var olan duygularla “Lâmbada titreyen alev üşüyor” mısrasına ulaşmanın tatlı huzurunu istemişim.

                Öteler… Ötelerin ötesi… Sahi ötelerde dost var mıdır? Can var mıdır? Sırdaş ve kardeş var mıdır?

                Ya geride kalanlar… Kimleri bıraktık. Üzerimizde ağırlığını hissettiğimiz, hatta bizi rahatsız edenleri nasıl bırakacağız ki rahatlayalım. Çocukluğumuz, gençliğimiz ve devam eden yaşlarımızdaki tozlanmış hayalleri ne yapacağız. Düşünceler, planlar, iz bırakanlar, bizi bırakmayanlar, düşündüklerimiz, inandıklarımız, saygı duyduklarımız devam dediğimiz onlarca hedefimiz, temennimiz, hatırladığımız ve istediğimiz ne varsa dünde bırakıp rahatlayabilmek, derin nefes alıp, merhaba yeni gün demeyi başarabilmek çok önemlidir.   

                Dün dikilen, bugün toprak üzerine çıkıveren ve yarın çiçek açacak olan tüm güzelliklere gülümsüyorum.

                Tüm çiçeklerin sevgi koktuğu, uzanabildiği alandaki yürekleri serinlettiği, gözleri güzelleştirdiği duygu ve umudu ile büyük, küçük heyecan ve kavuşmaları desteklediğine inanmak istiyorum.

                Yüreğin, yürekle bütünleşmesi, gönül çeşmesinin tamamında titreyen akıntıların şifa niyetiyle sofraya sunulması sevgi etrafında konuşlanan sofranın bereketi ve feyzi daim olsun dileğiyle…

                Geçmişin masal, günün hikâye ve yarının gerçek olduğu tanımıyla umutları bir heybeye koyup yola çıkmak mutluluktur.

                Kim bilir.

 

                Hayata format atılan vakti bilmek ve düğmeye basmak aydınlık ve mutlu yarınlara doğru başlangıç olabilir.