EMPERYALİZMİN KISKAÇINDAN KURTULMALIYIZ!

Fransızcada "imperialisme"  kelimesiyle de ifade edilen emperyalizm,  hüküm sürmek, emretmek, buyurmak anlamına gelir.

                Çoğu kişi tarafından sömürgecilik ile eş anlamlı olduğu düşünülen emperyalizm, bir devletin başka bir devlet ya da devletlere, o devletin halkını sömürmek ve ekonomik politik avantajlar elde etmek amacıyla hâkimiyet kurmasıdır.

                Hâkimiyet kurmanın çok çeşitli yolları vardır. Askerî emperyalizm, ele geçirilmek istenen ülke üzerine ciddî bir neden yokken ordu göndermek ve orayı silah zoruyla ele geçirmektir. İngilizlerin sanayi devriminden sonra uyguladığı şiddet yönlü emperyalist düzeni pek çok Avrupalı devletler ve Amerika tarafından açmasızca uygulandı. Zamanla, özellikle dünya savaşlarından sonra, insan ve toplumların özgürlük ve bağımsızlıklarının ihlâli bir “insanlık suçu” olarak kabul edilmeye başlayınca, askeri sömürü, yerini daha değişik sömürü türlerine bırakmaya başladı. Dünyayı sömürmek isteyenler durur mu? İkinci dünya savaşından sonra, savaş yoluyla ülkeleri ele geçirme şekli yerine; “iktisadî ve kültür emperyalizmi” şeklini hortlattılar. Bu yolla güçlü olanlar, güçsüz olanları sömürmeye devam etti ve atan bir hızla devam ediyor.

                Emperyalizm, “bir ülkenin başka bir ülkenin kaynaklarını sömürmesi” olduğundan bahsettik. Kültür emperyalizmi, gelişmiş ülkelerin az gelişmiş diğer kültürleri, başka din ve mezhebe sahip ülkeleri; özellikle kitle iletişim araçlarıyla etkilemesi ve kendine benzetmesi ile sonuç almaya gider. Kitle haberleşme araçlarının gelişmesi ve yaygınlaşması üzerine her devlet kendi kültürel değerlerini başka devletlerin halklarına iletme olanağına kavuşmuştur. Bir milletin değerlerini ele geçirmek, onları kontrol altına almak, yozlaştırmak ve hatta değiştirmek için etkin bir yöntemdir, kültür emperyalizmi. 

                Kültür emperyalizmine maruz kalan bir toplum öncelikle uyuşturulur, nötrleştirilir. Kendine verilmek istenen kültür ve dünya görüşünün gerçek hedefini idrak edemeyecek bir hale getirilir. Dinamik ruhunu kaybeden böyle bir toplum, kendine sunulanın doğru veya yanlış olup olmadığını anlayamayacak bir uyuşukluk ve sersemliğe düşer. Tarihiyle bağları kopmuş, fikir ve sanat zevki ölmüş, hayat damarlarının pek çoğu kopmuş, bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat hamle gücünü kaybetmiş, bir millet kimse haline gelir. Kültür emperyalizmi altındaki ülkelerin, artık kendilerine yön veren toplumların istekleri doğrultusunda hareket etmekten başka seçeneği kalmaz.

                Kültür emperyalizmi diğer emperyalizm yöntemlerinin uygulanması için bir alt yapı oluşturur. Her türlü hukuksal boşlukları, görünürde meşru yöntemleri kullandığı için başarıya ulaşma şansı en yüksek ve en yumuşak görünen emperyalizm çeşididir. Egemen ülkelerin pek çoğu, bazı konularda abartılı davranarak, kendi dillerini isimlerini giysilerini değiştirmek suretiyle geri kalmışlıktan kendilerini kurtarabileceklerini ve sözde çağdaşlaşacaklarını düşünmüşler. Bu da emperyalizme kapısını aralamış, emperyalistler de bu kapıdan gümrüksüz bir şekilde içeri girmişlerdir. Bu kapıdan en etkili girenlerden biri de Hollywood filmleri ile ABD olmuş.

                Ülkemiz üzerindeki kültür emperyalizmi Batılılar tarafından 200 yıldır uygulanmaya devam etmektedir. Öyle bir emperyalizm ki Kurtuluş savaşından daha tehlikeli. Biz yedi düvele karşı bütün cephelerde savaş verdik ve adına Kurtuluş savaşı dedik, başarılı da olduk. Ama kültür emperyalizminin farkında olamadık ya da farkına varmamızı iç ortaklarıyla önlediler. Onun için 1960'larda bazı milli unsurlar “yeniden milli mücadele teşkilatı” kurdu; son zamanlarda da Cumhurbaşkanı “bu bir milli mücadeledir” demektedir. Demek ki emperyalistlere karşı tek kanatla mücadele ettik ve bu yüzden de bir türlü uçamadık!

                Güney sınırımızda Amerika ve avanelerinin bir terör devleti kurmak istemesi bağımsızlık ve hürriyetimiz için ne kadar tehlike ise üzerimizde uygulanan kültür emperyalizmi çok daha tehlikelidir. Bir toplumun, kültürel kodları yok edildikten sonra üzerinde yaşadığı toprak hiçbir zaman vatanı olamaz; millet olma vasfını da kaybeder. Batı bu doğrultuda insanımızı nötrleştirme aşamasına gelmiş, nötr bir kafaya da istediği ideolojiyi rahatlıkla yerleştirebilecektir.

                Batı kültürü, TV programları ve filmleriyle diğer kültürleri giyim, eğlence ve tüketim alışkanlıkları bakımından kendine benzetmektedir. Böylece Batı, ürettiği ürünlere daha çok pazar bulacaktır. Televizyonlarımız bu yüzden hiç de milli yayın yapmamakta, bazıları bilinçli bazıları da bilinçsiz (sadece kar bakışlı) bir şekilde insanımızın inanç sistemini zehirlemektedir. Diziler, yarışmalar, açık oturumlar… bu millete bir saldırıdır. Tüm insanlığın tanıdığı, Avrupa’nın hiç hazzetmediği ama adına “Muhteşem Süleyman” deyip hakkını teslim ettiği Sultan Süleyman’ı, “Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle ne hale getirdiğimizi ve Kanuni hakkında şüpheler uyandırıldığını herkes bilir. Bunlar emperyalistlerin birer projesidir.

                Kültür emperyalizminin bir ayağı da kendi dilini cazip hale getirmek, sömüreceği ülkelerin dili haline getirmektir. Reklamlarımız, reklam tabelalarımız, işyeri isimlerimiz bunlardan bazılarıdır. Gencinden ihtiyarın kadar herkesin gözüne sokulan bu tabelalar, tüketim eşyaları, elektronik eşyalar, giysiler… yavaş yavaş değer yargılarımızı değiştirirken, iletişim dilimizi de belirlemeye başlamıştır. Özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz üzerinde tedavisi imkânsız kanser etkisi yapmaktadır.

                Alışveriş merkezlerinden hastanelere, lokantalardan apartman ve sitelere kadar hayatımızın neredeyse tamamı yabancı isim istilasına uğradı. Bazı bölgelerde insanın "burası Türkiye mi kardeşim?!" diyesi geliyor. Giydiğimiz giysilerimizden tedavi için gittiğimiz hastanelere, oturduğumuz sitelerden yemek yediğimiz lokantalara, hafta sonları vakit geçirdiğimiz alışveriş merkezlerinden tıraş olduğumuz mekânlara kadar her yeri yabancı kelimeler istila etmiş durumda, onlarla yatıp onlarla kalkar hale geldik.

                Televizyon seyredeceğiz; karşımıza Star, Show, Skytürk, CNBC-E, Flash, TVNET … çıkmakta.

                Radyo dinleyeceğiz; karşımıza Power Türk, Joy Türk, Show Radyo, Radyo Klas, Slow Türk… çıkmakta.

                Alışveriş merkezlerinde vakit geçirmek moda oldu. Buyurun alışveriş merkezlerini gezelim!: Atrium, Flyinn, Airport, Town Center, Metro City, Atirus, Optimum, Olimpa, Optimum, Maxi City, Olivium, Capitol, Carousel, City’s Nişantaşı, Beyaz City, Metronom, Metroport, Neocity, Palladium, Tepe Nautilus, Verde Molino, World Atlantis...

                Birkaç örnek de İstanbul’daki konut ve yaşam alanlarından: Uphill Court, Evidea, Millenium Park, İstanblue, Antrium Residence, Elysium Residence, , İstanbul Lounge, Nish İstanbul, Airport Hill, Elite City, Rose Marine, Capital Courtyard, Misstanbul, Ağaoğlu My World, My Towerland, My City, My Home, My Office 212...

                Gençlerimizin gittiği kafeler; Coffee Bakery, Ops Cafe, Mums Cafe, Kev Cafe, FiLBooks, Castle Cafe & Bistro, Roadhouse Coffee & Kitchen, Coffee Joyy…

                Bir de giydiğimiz kıyafetlere bakacak olursak işin zıvanadan çıktığını görmeden edemiyoruz. Çok masumane bir şekilde, piyasada pek çoğu neredeyse kilo işi satılan tişörtleri satın alıyoruz. Büyüklerin bile giydiği resimli ve yazılı bu kıyafetlerin üzerinde nelerin yazılı olduğuna hiçbirimiz dikkat etmiyoruz! Hatta yabancı dillere hâkim olmadığımız için farkında olmadan hem kendimize hem de çocuklarımıza birer bomba satın alıyormuşuz. Onlar sırtımızda iken de pek çoğumuz namaz kılıyoruz. Arkasındaki çanta veya tişörtte ne yazdığını söylesen adam utancından yerin dibine girer, pek çok insan da kıldığı namazları kaza eder!

                Son yıllarda İngilizce, Fransızca, Almanca kısa cümle veya kelimelerle süslü tişörtler gençler tarafından yoğun bir şekilde kullanılıyor. Başkalarının sizin üzerinize giydirdiği ve taşımanızı istediği mesajların birer 'gönüllü aracısı' durumuna geldik.

                İşte en yaygın olan tişört baskıları ve Türkçe anlamları…

                Vixen:Ahlâksız Kadın

                Nude: Çıplak / Çıplaklık

                Whore: Hayat Kadını ( fahişe )

                Sow: Dişi Domuz

                Pig: Domuz

                Hussy: Edepsiz Kız / Aşifte

                Vice: Ahlâksızlık/rezalet-rezil-rezillik /kötülük

                Chorus gir: Oryantal Dansçı

                Lusts: Şehvetler / Tutkular

                Dram: İçki bardağı / bir yudumluk içki

                Adulterer: Zinakâr erkek / Aldatan Erkek

                Eccentricity: Acayiplik / Gariplik

                Adultery: Zina / Eş aldatma

                Charm: Sihirbazların istiaze için kullandıkları Terim

                Baseborn: Zina Çocuğu

                Bawdy: Müstehcen/ Açık Saçık

                Tippler: İçkici

                Sister for sale: Satılık kızkardeş

                Gay and Pround (Gap): Eşcinsel ve Onurlu

                Atheist: Ateist / dinsiz

                Mason: Masonluk

                Theocracy: Allah’a şirk koşmak

Tercüme edilen kelimelerden bazıları birden fazla anlam içerebiliyor.

Kaynak: Giydiğiniz Kıyafetlerde Ne Yazıyor?

                Örümcek ağı gibi örmüşler, hem bedenimizi hem de beynimizi.

                Gençlerimiz, hep yabancı sporculara hayran, onların tişörtlerini giyiyorlar. Gençlerin pek suçu yok bunda. Çünkü çocuklar, gençler kahraman arar, onları hayal eder. Burada sorun federasyonlarda, iri kulüplerde! Kulüp başkanları ya yerli kahramanlar (dünya çapında sporcular) yetiştirmeli ya da derhal görevlerinden istifade etmeli. Bir Ronaldo, bir Messi, Usain Bold… yetiştiremez miydik? 20 yıl boyunca kulüp başkanlığı yapıyorsun ve dünya çapında bir sporcu yetiştiremiyorsun! Türkiye’de bir kupa kaldırsan ne yazar, milli kafa olmadıktan sonra. Dünya çapında bir değerimiz olsa, Türkçe bir ismi en az bir milyar gence ulaştırılmış ve ülkenin tanıtımına katkı sağlanmış olurdu. Ayrıca giyside “Mavi” markamız dünya çapında tutuldu. Niye ürettiğimiz ürünlere yerli isim vermiyoruz. Silah sanayinde bunu yapıyoruz. Biraz sabırla bunu yapabiliriz.

                Dilin önemiyle ilgili şöyle diyor Konfüçyüs: “Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Görev ve hizmetin gerektiği şekilde yapılamadığı yerlerde görenek, kural ve kültür bozulur. Görenek, kural ve kültür bozulursa, adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte, bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” 

                Ziya Gökalp de şöyle diyor:

                "Başka dile uymaz annenin sesi

                Her sözün ararsan vardır Türkçesi."

                Dil giderse her şeyimiz gider “Dilini kaybeden bir millet, hafızasını kaybeder, benliğini kaybeder, hatta inancını kaybeder. Kısaca her şeyini kaybeder. Bunu yaşayan toplumların sadece kemikleri kalmıştır bu gök kubbenin altında.

                Aileler, Milli Eğitim, Üniversiteler, Devlet, Sanayi patronları, spor kulüpleri ve tüm memurlar. A’dan Z’ye herkes. Bu gidişi tersine çevirmekle sorumludur. Tek hedefimiz “Milli Mücadeleyi” hiç sonlandırmamak olmalı. Bu bir cephe savaşı değil, içimizdeki, beynimizdeki, kalbimizdeki; bizden olmayanlarla mücadele olmalı. Aksi takdirde silahlı kuvvetlerin bin yıldır verdiği mücadeleyi, kazandığı harpleri cephe gerisinde kaybetmek kaçınılmaz olacak. Yazık olacak hem bize hem de insanlık âlemine. Biz bitersek âlem biter!

İsmet YALÇINKAYA

01/02/2018