ÇOCUKLUK YAPMAK

mustafa uçurum

 

Çocukluk denen o büyülü yılların özlemini çekmeyen nerdeyse yoktur. Ne kadar yokluk içinde geçse de ne kadar acılar kapıyı çalsa da çocukluk, insanlar için adeta cennettir. Yıllar ilerledikçe geçmişe dönüp bakmak acı verir insana. Çocukluk yıllarını hatırlamak, o yılların kulağını çınlatmak hüzün verse de ayrı bir mutluluk kaynağıdır.

Yıllardır görmediği çocukluk arkadaşıyla karşılaşan birinin hatıralarını konuşmaları, iç burkan bir mutluluktur. Heyecanla yaşadıklarını anlatanlar, birinin unuttuğunu diğerinin tamamlamasıyla çocuksu kahkahaya boğulanlar ve çocukluğa özlemi artanlar…. Bu sahneler sık sık yaşanır. Çünkü çocukluk ayrı bir alemdir.

En sevdiğim de, bir aile büyüğüyle uzun zaman sonra karşılaşmaktır. Uzun uzun yüzüne baktıktan sonra, çoluk çocuğa karışmış, saçına aklar düşmüş olsa da “ Sen çocukken ne kadar yaramazdın…” diye başlayan sohbetlerin tadına doyum olmaz. Yaş, kariyer hiç fark etmez. Kişi o andan itibaren artık bir çocuktur. Babasının ya da annesinin de yaramaz bir çocuk olduğunu duyan çocukların o zamanki keyiflerine diyecek yoktur. “ Bak, sen de yaramazmışsın, bir de bize kızıyorsun.” sözleri çocukların öğrendikleri bir sırrın sonunda kazandıkları zafer cümleleridir. Kendisinden bahsedilen kişinin mahcup gülüşleri de sohbetin ayrı bir güzelliğidir.

Köyümüze yolumuz düştüğü bir gün, evimizin yerini tayin etmeye çalışırken bir taş, toprak yığını gördüm ve anladım ki evimizin yerinde yeller esiyor. Bu evde çekilmiş çocukluğuma ait ancak 3-4 fotoğrafım var. O zamanlar fotoğraf makinesi lüks sayıldığı için yine de bu 3-4 fotoğraf bile çocukluğuma dair çok iyi anıdır. Fotoğraflarımın arkasında 1976-1977 yazıyor. Buna da şükür. İnsanın bakınca içini çekeceği, efkârlanacağı çocukluk fotoğraflarının olması ne kadar güzel.

Şimdi öyle mi? Çocuklukların ellerinde bile birer dijital fotoğraf makinesi var. Cep telefonları ile yakaladıkları pozlar var. Her ânı karelere sığdırıyorlar. Çocuklarımız da çok şanslılar. Doğdukları andan itibaren kare kare, her anları fotoğraf makinelerine kaydediliyor. Çocukların bile bebeklik fotoğraflarına bakarken duydukları mutluluk, ayrı bir keyiftir.

Ziya Osman Saba, çocuk şiirlerinin üstadıdır. Onun şiirlerindeki çocukların boynu büküktür, içlileri hep buruktur. Çocuk şiirleri okumak için Ziya Osman iyi bir sebeptir.

Ziya Osman Saba’nın “Çocuk Gülüşleri” şiiri bir çocuğun gülüşünün hayata kattığı anlamı en güzel anlatan şiirlerdendir. “Çocuk gülüşleri… İlk gülüşler, tatlı, gevrek… / Dile gelir gibiyken etrafta bütün eşya, / Duvarlarda resimler, saksıda açan çiçek. / Pencerenin içine kuşlar gelmişken renk renk / Gülmek… Sabah, güneşe; akşam, damdaki aya, / Kış, daha bir sevinçken, / Kar tanesi: kelebek. / Gülmek, gülen anneye, eve dönen babaya; / Yaşamak, daha tatlı, daha güzelken dünya.”

Bir çocuk gülüşü bazen her şeye bedeldir. Bulutları dağıtır, bir günün yorgunluğunu alır götürür. Zaten anneler babalar da bir anlık gülücük için, çocuklarının yanaklarına konacak bir tebessüm için çırpınıp durmaktalar. Çocukları olana kadar kendileri için yaşayan anne babalar, çocukları olduktan sonra artık çocukları için yaşamaya başlarlar. Attıkları adım, hep onlar içindir.

Çocuklarını büyütürken kendilerini ihmal eden anne babalar o kadar çoktur ki. Bu sebepten, tatili fırsat bilip de çocukluk yapma fırsatı bulan büyükleri yadırgamamalı. Bu mevsimde denizde, gölde, havuzda, piknikte çocukluk yapan büyüklere çok sık rastlanır. Ne güzel bir saadettir bu. Çocuğuyla çocuk olabilen anne babalar ne kadar mutludur ve o çocuklar ne kadar şendir. Fırsat geçmeden, çocuklarınızla çocuk olun. Hayat geçiyor ve ardında büyük pişmanlıklar bırakıyor. Son pişmanlık fayda etmediğine göre, haydi çocuklarınızla çocuk olmaya.