UNUTMADIKLARIMIZ (1)

 

                Dünya hayatımızda nice yakınlarımızı ebedi âleme yolcu ettik. Mutlulukların yanında acıları da yaşadık. Birçoğu bize bıraktıkları izleriyle yaşamaktadırlar. Aralıklarla hatırlanmakta ve yâd edilmektedirler.

                İnişlerin ve çıkışların karışımıyla yaşanılan bir hayatın geride bırakılanları tartışmasız çok önemlidir. Yılların derinliğinde sayısız imtihanlardan geçip başarılı, başarısız günleri yaşayıp arkada bıraktığımızı düşünürüz. Zorluklar vardır. Yaşanmış ve yaşanılmaktadır.

                Kendine has özellikleri olan, tespit ettiğiniz ve gördüğünüz duruş ve davranışı sadece ondadır dediğiniz tanıdıklarınız vardır. Tanıma süreci tamamlandıktan sonra her şey rutin bir şekilde kendi seyrinde devam edecektir. Geriye yaşanılanlar ve kendine has oluşan gülümseme kalacaktır.

                Erhan İvgin’i, 2003 yılında bahara hazırlık yapan günlerde konur sokakta Kültür ajansta tanıdım.

                Bakü’deki TİKA program koordinatörlüğü görevimi tamamlamış Ankara’ya dönmüştüm. TİKA Akay caddesinde idi. Aradaki mesafe 150-200 metre olan ajansa telefon ettim. Tesadüf buya Hayrettin İvgin, Nail Tan ve İsa Kayacan birlikteler. Bu üç kadim dost, arkadaşla aynı anda tanış olmak nasip olmuştu. İlk defa bir araya gelmiştik ama ben bu üç kadim dostun çalışmalarını biliyor, isim olarak tanıyordum. Onlar da beni tanıyorlardı.

                Yıllarca tanışıyor, görüşüyor gibi başlayan tatlı sohbet uzun yılların dostluğunu da oluşturdu. Rahmetli olduğu son dakikalarına kadar kardeşi ve sırdaşı olduğum İsa Kayacan hocamı hatırladıkça halen yüreğimde bir sızı tüm tenimi teslim almaktadır. Yokluğunu hisseden ve onu çok özleyenlerden biri olduğumu ifade edebilirim. Hayrettin İvgin O gün bana Osman gardaş diye hitabetti. Ben ona ağabey dedim. Karşılıklı hitaplarımız hiç değişmedi. Nail Tan bu dostların büyüğü, ağabeyi, vasfı, özelliği hiç değişmedi.

                Ajansın salon bölümünde bay bayan iki genç. İsim olarak beni biliyorlardı. Erhan İvgin ve büroda çalışan bayan tanışmak ve hoş geldin demek için yanımıza geldiler. Bu ikili daha sonra evlendiler, oğullarıyla da bu evliliği taçlandırdılar.

                Bu görüşmeden kısa bir süre sonra Tokat’a dönsem de dostlar aralarına beni de aldılar.

                Uluslararası Tokat Yeşilırmak Şiir Şölenleri başta olmak üzere birçok kültür etkinliklerinde bir araya geldik.

                Kültür Ajansın yayın hayatına girdiği ilk yıllardı.

                Yine 2014 yılında kardeş ülke Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de XI. Hazar Şiir Akşamları çalışmalarının yapıldığı günler. Tertip Komitesinde bende varım. Azerbaycan’daki günlerimde kaleme aldığım denemelerimi “Nicesen Yahşımısan…” adıyla kitaplaştırmak ve programda dağıtmak istiyorum. Kitabın adını programda ödül verdiğimiz Bahtiyar Vahapzade koyuyor. “Türk yazarına teşekkür” başlığıyla önsözünü de yazıyor. Süre çok az. Dizgi ve düzenlemesi yapılması gerek. Ajansın dizgi ve grafik işlerini Erhan İvgin yapıyor.

                İşte, ilk temasımız. Birlikte çalıştığımız kitap on gün içinde matbaaya gidecek hale geliyor, Kültür Ajans yayınlarının 9. Kitabı olarak yayımlanarak programa da yetişiyor.

                1999 yılında ocak- şubat sayısı ile yayına başlayan benimde genel yayın yönetmeni olduğum fakat yurt dışı görevim süresinde yayını durdurulan Tokat Kümbet dergisinin yeniden yayına başlamasını değerlendirdiğimiz günler. 

                2014 yılına kadar genel yayın yönetmeni olarak görev yaptığım “Bizim Kümbet ve Kümbet altında” eğitim-kültür-sanat ve edebiyat dergilerini Kültür Ajans’tan çıkarıyoruz. Dergi ve kitap çalışmaları olanlar işin önemini ve zorluğunu da bilirler. Uzun yıllar birlikte çalıştık. Görüşmeleri Hayrettin Bey ile yapsak da iş ve işlemleri Erhan’la yapıyorduk.

                İlerleyen yıllar bizi aynı hastalığın verdiği acıların, sancıların, çekilmezlerin, umutların umutsuzluğuyla tanıştırdı. 2007-2008 yıllılarında eşim kanser hastalığıyla mücadele ederken son nefesine kadar yanında ben bulundum. Maddi ve manevi zorlukların yanında bayan bir hastaya erkek refakatçinin zor anlarını bilirim. Bu hastalığı en iyi bilenlerdenim. Kemoterapi, ışın vs. hatırlamak, yazmak dahi istemediğim sancılı, ağrılı günler ve geceler.

                Erhan’ın kanser rahatsızlığının olduğunu öğrendiğim gün hiçbir şey soramadım. Hastane günlerinde, ameliyatında, evde dinlendiğinde, yaşadıklarını hiç sormadım, soramadım. Sadece iyi olduğunu ve tedavi süreceğinde olumlu sonuç alacağını, kanseri mutlaka yeneceğini söyledim. Hatta rutin sohbetler yaparak güncel hayata çekmeye çalışıyor, gülümsemesini ve yarınlara ait projelerle meşgul olması ile ilgili sohbetler yaptım.

                Zekiydi. Yaptığı işle ilgili ne yapacağını bilirdi. Uzmandı. Edebiyat dünyasında emin adımlarla babasının da çok önemli desteği ve katkılarıyla ilerliyordu. Kısa sürede yüzlerce kitap ve üç dergi yayımladı. Akademik dergilerin yanında yazı işleri ve genel yayın yönetmeni olduğu Kültür Çağlayanı dergisi ile süreli yayınlarda ilgili çevrelerde tanındı ve kabul gördü.

                Onu akşamları Hamamönü Kültür Etkinlikleri program afişi ve teşekkür belgeleri için arardım. Hazır olduğu ve istekli olduğu anlarda mükemmel çalışmalar yapardı. Başka yayınevleriyle ya da farklı çalışmalarda dahi onu arar görüşlerini alırdım. İlk görüşmemiz de konuyu açar aramamdan dolayı memnuniyetini ifade ederdi. (Devam edecek)

Osman BAŞ