TASARRUF FARZ MIDIR?

Tasarruf; hayatımızın sürmesinde, insanların ve diğer canlıların kullandığı, hayatımızın vazgeçilmezi olan maddelerin tüketiminde dikkatli davranma isteği, yeterli olduğu kadar kullanma, idareli tüketme olarak ifade edilir.

                İsraf; “her türlü imkan ve varlığı boşuna harcama, saçıp savurma” olarak tanımlanabilir.

                Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de:

                “Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” diye buyurmuştur. (A’raf Suresi: 31)

                “Onlar (mü’minler) sarf ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan Suresi: 67)

                “Elini boynuna bağlayıp cimri olma. Büsbütün de açıp tutumsuz olma. Yoksa pişman olur açıkta kalırsın.” (İsra: 29)

                Peygamberimiz (SAV): Tasarruf eden sıkıntı görmez, diyerek tasarrufun, tutumlu harcamanın, ölçülü tüketip, ölçülü yaşamanın insanların, ailelerin hatta toplumların güvencesi olacağını ifade etmiştir.

                Hayat el kitabı olan dinimiz, tutumsuz davranışları, gereksiz her türlü harcamayı israf olarak değerlendirmiş ve haram kılmıştır. Diğer taraftan cimriliği de yasaklayarak orta yolu emretmiştir.

                Bizler bize emanet olarak verilen dünyayı, hatta kâinatı kısa süreliğine kullanıyoruz ve bizden sonrakilere devredip ebedi hayata intikal ediyoruz. Bu sürede nefsimizle, sınırsız arzularımızla, sınırlı ihtiyaç ve imkânlarımızla, bizden sonra bu kainatı kullananlarla, havayla-suyla-torakla ve diğer canlılarla iç içe yaşarız. Bu ortamda bedenin ihtiyaçlarıyla nefsin ihtiyaçları arasındaki dengesizliğin kontrolü veya kontrolsüzlüğü makbul bir insan olup olmadığımızı belirler ve ebedi hayatın seçimini bu şekilde yapmış oluruz. Yani külli irade bizim cüz-i iradeyle yaptığımız seçimi onaylamış olur.

                Öyleyse tasarruf ve israfa, tanımlarda olduğu gibi maddi yönden bakılabileceği gibi manevi yönden de bakmak mümkündür.

                O halde, en büyük tasarruf sonsuz hayat için biriktirmek; israf ise öbür dünyayı bu dünyada harcamak olarak tanımlanabilir. Yani bu iki realite hem bu dünya için hem de ebedi alem için önemlidir. Zaten “Dünya ahiretin tarlasıdır” sözü, üzerinde oynanmamış bütün kutsal dinlerin kabul ettiği bir sözdür.

                Şimdi tasarruf ve israf birbirinin zıttı, düşmanı olan iki kavramdır. Dolayısıyla israf etmediğimiz sürece tasarruf etmiş oluruz.

                Acaba neleri israf ediyoruz?

                Neleri israf etmiyoruz ki!

                Tek tek incelemek mümkün değil. Bazı bilinenlerden ve gözlemlerden bahsetmek istiyorum.

                Zaman israfı: Evet, insana verilen hayat her ne kadar uzun görünse de dünyada pek az bir süre kalacağız. Dünyayı tanımadan, anlamadan, algılamadan; yapmadığımız-yapamadığımız o kadar çok iş olacak ki, hiçbirini yapmadan bu dünyadan göçüp gideceğiz. Çünkü zamanı israf ediyoruz.

                Allah’ın zaman kavramıyla yaratılmışların zaman kavramı farklıdır. Ancak her canlıya zaman eşit verilmiş ve bir gün 24 saat olarak tayin edilmiş. Bizim bunu artırmamız, akşam olup tükendiğinde yeniden yüklememiz mümkün değil. O halde zamanı tasarruflu, planlı kullanmak zorundayız. O halde zamanı önceliklere ayırmak zorundayız.

                Bir yazarımız “Sadece Aptallar 8 Saat Uyur” diye bir kitap yazmış. Ağzı olan konuşuyor denilebilir. Ancak zeki ve akıllı insanlar bu yazara, kardeşim çok demişsin, 7 saat olmalı dediklerini duyar gibiyim.

                Günde ortalama yedi veya sekiz saat uyku, 2 saat yemek, yarım saat lavabo ihtiyacı, üç dört saat dünyevi konuşmalar, dört saat televizyon, dört saat internet ile meşgulüz! 

                Bakın burada okumak diye bir şey yok. Olmadı işte! Bir kitap okumadan ölenler, beş vakit namaz kıldığı halde Fatiha’nın anlamını bilmeden ölenler, havanın ana maddelerini (ki iki tanedir) bilmeden ölenlerle dolu mezarlıklar. Çok yazık.

                Emeklilere sorulan genel soru nedir? Bir hatırlayalım.

                Nasıl zaman geçireceksin? Arkasından:

                Çok erken emekli oldun, sıkılacaksın, bir işle uğraşman gerekiyor.

                Yahu kardeşim bu dünyayı tanımamışsın, görevlerini yapmamışsın, dünyada yazılmış kitapların milyonda birini okumamışsın, hatta kendi tarifini veren kitabı okumamışsın. Niye zaman geçirsin bu adam, aksine zamanı kullansın. Erteleyenler için asıl zamana ihtiyaç duyulan zaman dilimi emeklilikle göç arasındaki zamandır. Nasıl sıkılsın bu adam! O telaşede sıkılmak aklına bile gelmez.

                Su israfı: Simya çağının elementlerinden  (hava, su, toprak, ateş) biri de hayat kaynağımızdan biri olan su’dur. Ne mübarek elementler bunlar. Düşünsenize canlıya yetecek bu dört elemente rıza gösterseydik dünya böyle çekilmez halde olur muydu!?

                Tarlada, banyoda, hamamda, bozuk musluklarda, çamaşır yıkamada vs suyu israf etmekteyiz. Dünya su kaynakları sabit olduğuna, hatta azaldığına göre bu gün tüketilen su kaynakları gelecek nesillerin kuraklık belasıyla karşı karşıya kalmalarına neden olacaktır. Azalan bu su kaynaklarından dolayı dünyada savaşların yaşanacağı da söyleniyor.

                Su tasarrufu bir bilinç meselesidir. Hem devletin hem de bireyin üzerine üşen büyük sorumluluklar varken devlet ve birey bu hususta çok şeyler yapabilir. Burada “bana ne” mantığı terk edilmeli “, “deniz yıldızı mantığı” benimsenmeli. Felsefe 'Külli müsrifin haram” (israfın her türlüsü haramdır) olmalı.

                İnsan israfı: En büyük israf; insanları, kabiliyetleri dışındaki işlerde lüzumsuz işlerde harcamaktır. Veya işleri insanlar için harcamak ta denilebilir.

                Devletin insanlarına hedef koymaması, ailelerin çocuklarına hedef koymaması, insanların kendilerine hedef koymaması ve konulmuş hedeflerin takip edilmemesi kayıplarımızın başında gelmektedir. O halde işe kabiliyetlere göre hedef konulmalı, geliştirmek için takip edilmeli. Bu durum aynı zamanda emanetin ehline verilmesinin başlangıcı olur ve iş ehline verilince verimlilik artar, tasarruf sağlanır. En büyük israf koltuklarda ehil olmayan insanların oturması ve hiçbir şey üretememeleridir.

                Bir de insanlar; hakkın ve hayrın dışında, meşru olmayan, zararlı, faydasız ve lüzumsuz işlerde harcanmaktadır. Buna devlet mani olmak zorundadır. İnsanlar inanmak, inançlarını öz-gürce yaşamak ve inancına uygun işlerde çalışma ister. Bu fıtrat gereğidir. Devlet bunun için vardır ve bunu garanti altına almak zorundadır.

                Maddi kaynakların israfı: Malın ve mülkün kendimize ait olduğunu zannediyoruz. Bu algı ölünceye kadar devam ediyor ve sadece 2 metre beyaz bezin ve 2 metre toprağın  (onlar da nasipse) bizim olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz ama onu da biz göremiyoruz. Onu görenler ise çok hızlı unutuyorlar.

                O halde bu doyumsuzluk, bu tüketim niye? İnsanın maddeye de manaya da ihtiyacı var. Hangisine daha çok derseniz; elbette mana derim. Vücuda gıda, enerji ve vitaminlerin gönderildiği organı mide değil de işkembe olarak görürsek israftan kaçınamayız. Ruhumuzu, vermeyle değil de almayla, tüketmeyle ve nefsimizin isteklerini yerine getirmeyle doyurmaya çalışırsak israftan kaçınamayız.

                Ekonomiyi; sınırlı imkânların sınırsız ihtiyaçlara akılcı bir şekilde bölüştürmesi olarak tanımlayanlar var. Hiçbir zaman da imkânlar ihtiyaçlara yetmez. O halde ihtiyaçları azaltmalı, küçülerek büyümeliyiz. 

                Toplumda müthiş bir araba israfı var. Hem kendisi için ithalat hem de yakıtı için ithalat israf olmaktadır.

                Araba ihtiyaç mı?

                Elbette ihtiyaç.

                Abartmak gerekiyor mu?

                Bence hayır?

                Eee param var, istediğimi alırım.

                Biz de onu söylüyoruz: Alırsın ama israf olur diye.

                Mesela bir insana hangi özelliklerde bir araba lazım? Az yakıtlı, meşru hızlarda gitmek koşuluyla yeterli güvenlik, biraz da konforlu. Yani 1600 motor, dizel, bazıları için otomatik, sanruf, navigasyon... Bunların dışındaki özellikleri kullanan var mı? Hiç zannetmiyorum. Arabayı satarken %60 özelliğinden haberi olmayan sürücüler var. O halde niye 50.000, 100.000 ve daha fazla para ödüyoruz. Kimi zengin ediyoruz? Farkında olmayanlar olabilir ama maalesef Müslümanları katledenleri zengin ediyoruz.

                Reklamlar tüketimi kamçılıyor. Gerekli olmayan şeyler lüzumluymuş gibi gösteriliyor, bilinç altına yerleştiriliyor. Televizyondaki reklamlarda veya özellikle bayanlar arasındaki ayaklı reklamlarda gördüğümüzü ya da duyduğumuzu farz olduğuna inanmış gibi sanki almak zorundayız. Evelerimiz mağaza oldu. Gar dolaplarımız giyim mağazası, ayakkabılıklar ayakkabı mağazası, banyolar büyük mağazaların temizlik ve bakım reyonu haline geldi. Anne babaların bu tutumu çocuğa sirayet ediyor, bu tüketim için onları 30 yaşına kadar sübvanse etme mecburiyetinde kalınıyor.

                Bir Müslüman’ın banyosuna şöyle bir bakın. (Tabii ki izin alarak!) Envay çeşit şampuanlar, ilaçlar, parfümler vs vs. Tabiî ki tümü yapay kimyasallardan oluşmaktadır. Neler israf oluyor?

                -Suyun çok kullanılması

                -Suyun kirletilmesi

                -Çocukları da israfa alıştırma

                -Bedene zarar

                -Çevreye zarar

                -Çepe zarar

                -Döviz kaybı

                Oysa bir sabun ve bir tür şampuanla aynı temizlik yapılabilir.

                Önemli olan neydi?

                Tabiî ki ruh temizliği. Ne şampuan ister ne de ilaç. Gönül ister, gönül.

                Mutfakta israf: Türkiye’nin en büyük israfı nimet israfıdır. Özellikle gözü de doyurmak isteyen bu millet israfta sınır tanımıyor. Oysa “az yemek, az uyku ve az konuşmak” felsefesi anlaşılmış olsaydı Türkiye şimdiki Türkiye’nin üç katı zengin olurdu.

                Ev hanımları, ne derler psikolojisiyle çok israf ediyorlar. Sen olacaksın kardeşim ve dışarıdan gelebilecek eleştiriler senin doğrularında adeta parçalanacak!

                Evde herkes için ayrı sofra, ayrı yemek, ayrı içecek israfın bir diğer şeklini oluşturmaktadır.

                Özellikle turizmde açık büfe uygulaması en büyük sıkıntıyı oluşturmaktadır. Bu uygulama insani olmayan bir uygulamadır. Müşteri para veriyorum diye ihtiyacı olanın iki üç katı yemek alıyor, yarısını israf ediyor. Yıllık turizm bölgelerindeki israf 3,5 milyon Suriyeliyi rahatlıkla doyurur.

                Sonuç olarak israf; bir nevi mahalle baskısı, inançsızlık ve reklamların insanları zehirlemesinin bir sonucudur. Bünyeleri dayanıklı olmayan insanları hedef alır reklamlar. Çünkü zayıf bünye çok kolay mikrop kapar veya yediklerinden çok kolay zehirlenir.

                İsraf, hem bu dünyada hem de öbür dünyada bedeli ödenecek bir hastalıktır. İnsanoğlu ihtiyaç sahipleriyle empati yapmak zorundadır.

İsmet YALÇINKAYA