MEHMET BURAL


1969 yılında önce elim bir trafik kazasında otuz üç yaşındaki ağabeyimi kaybettik. Onun acısını yaşarken köyde eniştemin vefatıyla yıkıldık. Köyde ablama haber vermemişler ağabeyimin vefatını.

Ziyaretine gittiğim zaman yakınıyordu ablam: “Herkes geldi de taziyeye, tekkeyle gubbeyle bulduğumuz gâvur Hasan gelmedi” diye. Hâlbuki diyordu “Ona ne çok emeğim geçmişti. İyi günlerlime gelmeyenler unutuluyor ama kötü günüme gelmeyenler ömür boyu unutulmuyor” Bilmiyordu ki Gâvur Hasan, eniştesinden önce içmişti ecel şerbetini. Ben de söyleyemedim.

Tokat’a döndüm, kimim yok kimsem yok. Kayıplarımı duyan birkaç iş arkadaşım ve bir kaç komşularımın gelmesiyle taziye törenim tamamlandı. Yalnızlık ve gurbet zor kardeşim. Evlere sığmıyorum. Evler ne, derilerime sığmıyorum o yüzden kendimi sık sık dışarılara atıyorum.

Yemekten sonra bir akşam, öğretmenevi lokalinde oyun seyrediyorum. Mehmet Bural geldi. Çay söylendi. Benimle beraber o da izledi, oyunu. Geç saatlere kadar oturduk. Oysa onun gece dışarı çıkma gibi bir alışkanlığı yoktu. Ben kalkarken beraber kalktık. Evime saptım o da peşimde. Beraber girdik eve.

Taziyeye gelmişler. Evde olmadığımı öğrenince eşini bizde bırakıp o da gelmiş öğretmenevine. Aynı okulda da çalışmıyorduk. O, Öğretmen Okulunda, ben Gazi Osman Paşa Lisesi’nde görevliyiz. Arkadaş yerine koyup geldiğine sevindik ama gelmese de hatırımız kalmazdı.

Zahmet edip taziyeye gelmesi, evde bulamayınca öğretmenevine gelmesi, ben kalkana kadar sabırla beklemesi, eve gelinceye kadar acımı tazelememesi, hepsi ayrı ayrı bir incelik. Bu onun ruh zenginlini gösteriyordu. Acaba diyorum bu zengin ruhsal durumunu aldığı eğitimden mi kazanmıştı. Psikoloji öğretmeniydi. Nice psikoloji öğretmeni gördük. Hangimiz verebildik ki aldığımız eğitimin hakkını.

Dün ölüm haberini alınca bunları düşündüm kendisine gani gani rahmetler dilerken ortak özelliğimiz var mıydı dedim. En büyük ortak özelliğimiz vücudumuza göre aldığımız gömleklerin kolunu kısalttırmadan giyemediğimizdir.

Bir söyleşi sırasında anlattığını da unutamıyorum:

“Tartışma sonucu babam beni evden kovdu demişti. Ben de ona sen git. Babanın evinden mi kovuyorsun? Bura benim babamın evi! Bu çıkışım üzerine babam gülmeye başladı barıştık…”

Ruhu şad olsun.