MEHMETÇİK MUTLULUK GETİRECEK.

Dünyanın en büyük sorunu savaşlar ve terördür. Tüm mutsuzlukların kaynağı bu iki problemdir.

                Savaş, beşerin hâkimiyet kurma içgüdüsünün kavgalara sebebiyet vermesidir. Hangi amaca hizmet ederse etsin savaşlar, son derece yıkıcı ve travmatik sonuçlara sebebiyet vermektedir. Her ne kadar askeri ve silahlı örgütler arasında gerçekleştirilen bir eylemmiş gibi görünse de savaşlardan en çok etkilenenler; tüm bu politik sorunlardan uzak insanlar, canlılar ve doğadır. Savaşın mağdurları savaşı çıkaranlar değil, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, hayvanlar ve tabiat olmaktadır.

                Kayıtlara geçen yaklaşık 5 bin yıllık insanlık tarihinde 16 bin civarında bölgesel ya da ulusal savaş yaşanmış. Bu savaşlarda tahmini 3 milyar 700 milyon insan ölmüş. Aynı şekilde son 50 yılda dünyada meydana gelen çatışmalarda 60 milyon üzerinde insan ölmüş. I. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 14’ü, II. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 70’i, 1990’lar sonrası savaşlarda ölen 100 kişiden 90’ı sivillerden oluşmaktadır.

                Yapılan bir araştırmada 1945-1992 yılları arasında gerçekleşen 149 savaşta 23 milyondan fazla insan ölmüş. Bunun yalnızca 3 milyonunu asker, gerisini siviller oluşturmuş. Savaşlarda genellikle 1 askerin ölümüne karşılık 1 sivil doğrudan, 14-15 sivil ise açlık, susuzluk, bulaşıcı hastalıklar gibi nedenlerden ölmektedir. (Güneydoğu ekspres Savaşlarda genellikle 1 askerin ölümüne karşılık 1 sivil doğrudan, 14-15 sivil ise açlık, susuzluk, bulaşıcı hastalıklar gibi neden-lerden ölmektedir. (Ercan AKKAR )

                Savaşların neden olduğu problemlerin en önemlisi açlık ve yoksulluktur. Günümüz verilerine göre 900 milyon insanın açlıkla pençeleştiği istatistiklerden bilinmektedir. Yalnızca bir günde yapılan askeri amaçlı harcamaların rakamı ise yaklaşık 3 milyar dolar ve bu tutar her geçen gün artmaktadır. Askeri harcamalara ayrılan kaynağın yarısı günümüzdeki en büyük problem olan açlığı ortadan kaldırmak için ayrılsaydı dünyada aç, susuz ve evsiz-barksız insan kalmazdı.

                Günümüzde bizi en yakından ilgilendiren, neredeyse topraklarımızda gerçekleşen, sıcak savaş olarak Suriye iç savaşını görmekteyiz. 15 Mart 2011’de başlayan gösteriler Nisan ayına kadar ülke geneline yayılmış ve sonunda yerini iç savaşa bırakmıştır. Suriye'de iç savaş nede-niyle ülke nüfusunun yüzde 12'ye yakınının öldüğü ya da yaralandığı ve savaşın ülke ekonomisine maliyetinin 255 milyar dolar olduğu bildirildi. Suriye’de çatışmalarda tespit edilen 470 bin kişinin öldüğü, yaralı sayısının ise 1 milyon 900 bin olduğu belirtiliyor. İnsanlar topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Yaklaşık 6,5 milyon insan komşu ülkelere kaçtı. Mültecilerin dörtte üçü kadın ve çocuklardan oluşuyor. 22 milyon nüfuslu ülkenin yarısı evlerinden ayrıldı. Yaklaşık 14 milyon insanın acil yardıma ihtiyacı var…

                Savaş olan bölgelerde daha çok hissedilmek koşuluyla savaşlar; insanların huzurunu boz-makta, insanları mutsuz kılmaktadır. Suriye’deki iç savaş görünümündeki vahşet de bütün Suriyelilerin olduğu gibi bizim de huzur ve mutluluğumuzu çalmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre Afganistan,  Suriye ve Irak gibi Ortadoğu ülkelerinin en mutsuz ülkeler olduğu görülmüş. Bu da başta ABD olmak üzere emperyalistlerin bu coğrafyada uyguladığı sömürü ve vahşetin sonucudur.

                Bir psikiyatriye, “mutlu olmanın” temel parametreleri sorulduğunda; insanların “barınağının olması, yiyeceğinin olması ve giyeceğinin olması” mutluluğun şartıdır demiş. Buna olmazsa olmaz “can güvenliği”ni de eklemek gerekiyor. Bu dinimizin ve diğer tahrif olmayan dinlerin üzerinde durduğu en önemli konudur. İnsanın hayatını onurlu bir şekilde sürdürebilmesi için vazgeçilmez kabul edilen temel haklardır; “din, akıl, namus, can ve mal güvenliği.” Kutsal kitabımızda yüce Allah, “kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarma (gibi bir sebep) olmaksızın öldürürse, o bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur…” buyurmaktadır (MAİDE Suresi 32. ayet). Yine sevgili peygamberimiz veda hutbesinde; “Bu gün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öylesine kutsaldır, her türlü tecâvüzden korunmuştur; yani toplumun sorumluluğu ve hukukun güvencesi altındadır”( Buhârî…) buyurarak insanın yaşama hakkının dokunulmazlığını belirtmiştir.

                Bugün dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Suriye’nin içinde ya da dışında 15 milyon civa-rında Suriyeli ve onlardan bizzat etkilenen yine milyonlarca insan mutluluktan uzak bir şekilde yaşamak zorunda bırakıldı. Hiçbir Suriyelinin kendi tercihi değildi bu olaylar. Bir salağın(!) basiretsizliği, art niyeti ve söz dinlememesi, sırtlanların oraya üşüşmesine sözde meşruiyet kazandırdı; bir medeniyet ve temsilcilerinin talan edilmesine, mutluluklarının çalınmasına neden oldu.  Her doğan yeni çocuk; can güvenliği olmayan, rızkı çalınmış, barınağı yok edilmiş bir ortamda dünyaya geliyor. Böyle bir duruma insanım diyen canlı, Allah’ın hesabını soracağından şüphesi olmayan insan, hümanistliği kimseye kaptırmayan devlet ve toplumlar razı olabilir mi? İnsanlık sucu işlenen, insan kardeşlerinin köleleştirildiği bir dünyada vicdanlar susabilir mi? En azından bizim vicdanlarımız buna razı olamazdı, olmadı da.  Tarihte olduğu gibi bu gün de onlara el uzatıyoruz, uzatmaya da devam edeceğiz.

                Zeytin dalı yüzyıllardır barışın simgesi kabul edilir. Gılgamış Destanı'ndan üç büyük semavî dinin kutsal kitaplarına değin antik ve kutsal metinlerde yer alan Büyük Tufan'da rivayete göre Nuh Peygamber tufan biraz durulunca geminin güvertesinden bir beyaz güvercin uçurur. Bu beyaz güvercin bir müddet sonra gemiye ağzında bir zeytin dalıyla döner. Böylece Nuh Peygamber tufanın bittiğini ve suların çekildiğini anlar. Bu nedenle ağzında zeytin dalıyla beyaz güvercin çağlar boyu barışın sembolü olarak anılır olmuştur.

                Zeytin ağacı zor yetişen, uzun ömürlü bir ağaç olup, meyveleriyle birlikte bereket ve sağ-lığı simgeler. Zeytin kutsaldır, medeniyet sembolüdür ve uzun ilişkileri barındırır. Onun için operasyona verilen bu isim çok anlamlıdır. Zeytin dalı hareketi Türk ordusunun; terörden arın-dırılmış, daha yaşanabilir bir Suriye için yaptığı bir operasyondur? Mehmetçiğin gerçekleştirdiği operasyon bir barış operasyonudur. Yamyamların çaldığı özgürlüğü, mutluluğu, yaşam hakkını… o toprakların sahiplerine iade etme operasyonudur. İster görün ister görmeyin, ister inanın ister inanmayın; “dünyanın maddi manevi kaynaklarını korumaya, dünya insanın bilincini yükseltmeye, mutluluğunu artırmaya yönelik bir operasyondur” zeytin dalı operasyonu. Çünkü bu millet ve onun askeri olan Mehmetçik tarih boyunca hep bunu yapmıştır. Biz Fransa değiliz, biz İngiltere, Amerika değiliz; biz Türkiye’yiz,  biz Türk'üz. Türk’ün kim olduğunu bilmeyen yabancılar ve içteki Fransızlar(!) tez elden bunu öğrenmeli. Siz, Afrika ülkelerinin liderlerinin; "Daha önceki gelenlerden farklısınız, insan gibi geliyorsunuz, bize de insan gibi muamele ediyorsunuz" dediğini biliyor musunuz? Dünyada nüfus ve milli gelirine göre, insani yardımda dünya birincisi olduğumuzdan haberiniz var mı? Yalı çocukları!

                "Savaş bir halk sağlığı sorunudur" açıklaması doğru bir açıklamadır. Evet, mutsuz insanlar, sağlıksız insanlardır. Savaşı çıkaranlar halk sağlığı sucu işliyor. Ancak bu açıklama, yapay 11 Eylül hadisesinden sonra, Afganistan’a, Irak’a ve Suriye’ye saldıranlara yapılması gereken bir açıklamaydı. Bu açıklama onlar için olsaydı bir anlamı olurdu. Siz bu açıklamayı emperyalistlerin neden olduğu “halk sağlığı” sorununa dur diyen “Zeytin dalı” operasyonu için yaparsanız orada size dur derler! Bu durumda düşmanın yerli ortakları olarak görülmenizden hiç de gocunmama-nız gerekir. Siz Suriye halkının sağlığını satıyorsunuz arkadaş… Senin ve senin gibilerin sağlığı sağlık da Suriyelilerinki sağlık değil mi? Şunu da bilin ki; o çok sevdiğiniz iktidarlar daha önce uyumayıp, silah   sanayimizi kurup milli silahlarımızı yapmış olsaydık; ABD ve diğerleri sınırımızda bu adiliği yapma cesareti gösteremez, Esed adam gibi hükümet eder ve Suriyeli kardeşlerimiz “halk sağlığı” sorunuyla karşı karşıya kalmazlardı.

                Evet, zeytin dalı harekâtı bölgeye huzur ve mutluluk getirecek. Bu temizlik harekatı Suriye devleti ve halkının kalıcı barış ve güvenliğinin sağlanması açısından da son derece önemli operasyon olacaktır. "Bizim yaptığımız operasyon sadece Türkiye'ye yönelik bir tehdidi yok etme değildir, Suriye'ye huzuru, barışı, istikrarı getirecek ve Suriye'nin sınır, toprak bütünlüğünü koruyacak bir operasyondur" (Mevlüt Çavuşoğlu). Bunu böyle anlamayan, buna itiraz eden, buna savaş diyenler; ya tarih bilmiyor ya bizi de emperyalistlerle karıştırıyor ya da haindirler. Hani derler ya “dervişin fikri neyse, zikri de odur.” Türk milletini ve Mehmetçiği tanımayanlar kendileri gibi görüyorlar.

İsmet YALÇINKAYA

07/02/2018