Doyumsuzluk

Doyumsuzluk

 

Biz insanlar, neden zaman zaman doyumsuzluğun zirvesini yaşarız? Hiçbir şeyi beğenmez ya da yetinmeyi bilmeyiz. Hep fazlasını, daha fazlasını isteriz. Var oluşumuzdan kaynaklanan iç güdüsel bir olgu olsa gerek. Çünkü öyle olmasaydı eğer, her insanın içinde eksik olmayan bu duygu var olmazdı.

İnsanoğlu, elbette hayatı boyunca bir hedef, bir amaç için yaşar. Amma velakin dozunu aşan her şey insanı doyumsuzluğa sürükler. Haddinden fazla doyumsuz bir nefse sahip olan insanların hemen hemen çoğu yaptıkları hiçbir şeyden keyif almazlar, sahip olduklarının kıymetini bilmez, mutlu olamazlar. Hayattan, bitmek tükenmek bilmeyen hep bir istekleri, beklentileri olur. Ve karşılığını aldıkları her beklenti yerini başka bir isteğe bırakır. Hiçbir zaman en iyisine sahip olma garantimiz olamaz. Çünkü mutlaka hep daha iyileri vardır. Bu yüzden yaşam, bazı insanları yaşadıklarıyla değil, beklentileriyle şekillendirir.

Her ne kadar dünyadaki diğer insanlarla eşit şekilde yaratıldığımızı düşünsek de, hepimiz farklı şartlarda dünyaya geliriz. Kimileri çocuklarını pahalı oyuncaklarla, kurdukları sofrada envai çeşit yemeklerle, lüks yaşamla mutlu edemezken, kimileri kuru ekmeğe, sefalet içinde yaşamaya mahkumdur. O yüzdendir ki, elimizdekilerin kıymetini bilip, onlarla yetinmeyi öğrenmek en güzel mutluluktur. ‘’Ayakkabılarım olmadığı için üzülürdüm, ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar.’’ Sözündeki ince ayrıntıdan da anlaşıldığı gibi, hayat, elimizdekilerin kıymetini bilip şükrederek yaşamaya değer…