15 Temmuz Şehitler Köprüsünden Nasıl Geçilmeli?

15 Temmuz’daki kalkışmayı salt darbe girişimi olarak nitelemek eksik bir değerlendirmedir. 15 Temmuz olayı apaçık bir SAVAŞ’dır.

                15 Temmuz, Birinci Dünya Savaşı’nın dondurucudan çıkartılan ve servise açılan bir cephe-sidir. Suriye, Irak, Afganistan, Filistin (Kudüs’ün İsrail’e peşkeş çekilme girişimi), Libya, Mısır… ülkelerinde yaşananlar Birinci Dünya Savaşı’nın devamıdır. BOB MOB… gibi lüzumsuz şeylerle birbirimizi çekiştirmeye, gündelik siyasete malzeme yapmaya hiç gerek yok. Düpedüz I. Dünya Savaşının kaldığı yerden devam etmesidir, yaşanan hadiseler.

                II. Dünya Savaşı bir dünya savaşı değildir bizim acımızdan; Batılı emperyalistlerin, menfaatleri uğrunda kendi aralarındaki bir hesaplaşmadır. Başladı, bitti ve neticesinde “İt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz” misali kardeş oldular, aralarında birlik bile kurdular. Oysa I. Dünya Savaşı İslam’la karşı yapılmış, enerjileri tükenince cephe savaşları dondurucuya kaldırılmış, etnik, mezhebi ve kültürel alanda devam ettirilmiştir. 1990’lardan sonra farklı bir konseptle cephe savaşları tekrar dondurucudan çıkartıldı ve sinsi bir şekilde devam ettirildi. Bosna Hersek’te yapılan budur. FETÖ eliyle gerçekleştirilmeye çalışılan darbe girişimi ve sınırımızda binlerce tır dolusu mühimmat yığılarak vesayet savaşları yoluyla bize de cephe açmış oldular. Evet, aynı düşmanların sinsi sinsi yürüttükleri savaşta gerçek yüzleri ortaya çıktı, kendilerini faş ettiler. Bu gün Milletimiz artık her şeyin farkına varmıştır, içimizdeki hainler hariç. Onlar da zaten düşmanla ortak hareket etmekte, bu milletin de bir üyesi olamazlar.

                15 Temmuz en büyük düşman (engel) gördükleri Türkiye’ye cepheyi tekrar açtıkları ve büyük darbeyi vurmaya kalktıkları tarihtir. İnsanımızın tamamına yakını (asker-sivil fark etmez), Mehmet’tir, Nine Hatun’dur… Bu Mehmet ve Nine Hatunlar, kayıp olarak mini, önem olarak büyük bir Çanakkale destanı yazdı; 251 şehit vererek düşmana ve içteki işbirlikçilerine dur dediler. 15 Temmuz’un en önemli cephe savaşı boğaz köprüsünde yaşandı ve sonradan şehitlik makamına(!) ulaşan bir köprü oldu. Bu köprüde 35 vatan evladı bağımsızlık için, bayrak için, ezan için, hür yaşamak için şahadete koştu. Profesöründen, öğrencisinden, ev hanımından, polisinden, yabancı uyruklusundan kısaca her kesimden insanlar, emperyalistlerin saldırısına göğüs gerdi. Köprünün girişi ve çıkışı asil insanların kanıyla kırmızıya boyanmıştır. Ruh, Çanakkale ruhu, Kut’ül Amare ruhu, Sarıkamış ruhu… Dolayısıyla orada 35 şehit yatıyor, yerlerde kanları vardır, köprüde ruhları yaşamaya devam ediyor.

                Bu köprü bağımsızlığımızın simgelerinden biridir ve kutsaldır.

Bu köprü yolcularına;

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir."

demektedir.

                O halde bu köprüden elleri cebinde geçilemez! Bu köprüden edeple geçilmeli! Fatiha’yla ve saygıyla geçilmeli! Köprüden geçerken müzik kapatılmalı… Bağımsızlığımıza laf atanların, söz söyleyenlerin, teröristlerin, satılmışların… bu köprüden geçme hakkı yoktur!

                Köprünün iki girişine birer Osmanlı hamamı yapılmalı! Kirli olanların bu hamama girip temizlendikten sonra köprüden geçmeleri gerekir! Çünkü şehit kanlarının üzerinden pis vücutla, pis düşüncelerle geçilmez! Eğer şehit kanının, şehit toprağının kutsallığı; insanımıza, gençlerimize adam gibi anlatılıp kavratılsaydı bu topraklardan bu kadar hain filizlenmezdi! Evet, kirli insanların(!) şehitlerin üzerinden geçmesi onların ruhunu incidir, kemiklerini sızlatır. Ruhu pis olanların ayakları da pistir ve altında şehitlerin olduğu toprağa basmamalılar.

                Bu kutsal(!) köprü için bir öneri getirmek isterim devlet büyüklerine. Mesela 15Temmuz Şehitler Köprüsü vakıf haline getirilebilir. Gelirinin bir kısmı köprünün bakım ve onarımı için, bir kısmı da şehit ailelerinin ihtiyaçların için kullanılabilir. Bu sayede şehit ailelerinin pek çok ihtiyacı giderilmiş olur. Dikkate alınırsa iyi olur.

                Şehitler bu toprakların tapu sahipleridir. Onlara saygı kuru laf edebiyatıyla olmaz. Onlarla empati yapılır, onlar yaşanır, tapularının düşman eline geçmemesi için adam gibi çalışılır.

                Bu ülke İslam’ın kalesi, dünyanın merkezidir. O yüzden bu ülkenin elimizden alınması için düşman hiç durmayacak,  bizimle dünya durdukça savaşacaktır. Bu savaşlarda şehit vermemek için veya daha az şehit vermek için; şehitlerimize sahip çıkacağız, kardeş (birlik) olacağız, çalışıp her alanda güçlü olacağız. Çünkü birliğimiz her bozulduğunda, güçten düştüğümüzde bize saldırıyorlar, yok etmeye çalışıyorlar. Benzetme doğru olmasa da meramımızı ifade etmesi bakımından söyleyecek olursak; sürünün en güçlüsü olalım ki yırtıcılar bize saldırmaktan korksunlar. Biz, sürünün en zayıfı olma lüksüne sahip değiliz! Böyle düşünen varsa, Anadolu bu korkak düşünce için uygun topraklar değildir.

                Evet, bu toprakların her karış toprağı şehit kanıyla sulanmış, her ağacı her bitkisi bu topraktan şehit kanı taşır meyvelerine, tohumlarına. O halde yerken de yolda yürürken de edepli olmak, kadir kıymet bilmek zorundayız. Aksi durum bu ülkeye ve insanlığın kurtuluşuna ihanettir. Vesselam.

                İsmet YALÇINKAYA

                24 Mart 2018