KUTSAL TOPRAKLAR

Facede emekli ağabeylerimizden Şevket Gökkuş’un vefatını öğrenince köyüme, benim gözümde kutsal topraklara yol göründü. Şevket Ağabey, halamın torunuydu. Benden altı yaş büyük olan ağabeyimle kayda değer çocukluk, gençlik anılarımız pek yoktu. Çünkü ben on iki yaşımda ilkokulu bitirince o, on sekiz yaşında fişek gibi bir delikanlıydı. Ama yine de gerek akrabalık gerek komşuluk bağları dolayısıyla sık sık karşılaşıyorduk.

                Böyle yakın birisini, son yolculuğuna uğurlamamak olmazdı. Kaç saatlik yol ki şunun şurası? Mecitözü’nü dolanırsan biraz uzak ama Zile Alaca yolundan iki saat on dakikada köydesin. Tabii ben de orayı seçtim. Varsın bölünmemiş, bol virajlı olsun ne çıkar. Acelemiz de yok nasıl olsa. Köyümüzün Ankara’daki derneğinin otobüsü, sekiz otuzda çıkacakmış yola. Cenaze desen Antalya’dan kargo uçağıyla önce İstanbul sonra Merzifon’a inecek, karayoluyla köye ulaşacak.

                Eşimle birlikte emektar korsamıza atladık, ver elini kutsal topraklar. Zile’de depomuzu fulledikten sonra kendimizi yeşil cenneti andıran manzaranın ortasında, siyah bakımlı asfaltta süzülür bulduk. Çevre cennete nasıl benzemesin ki… Tarlalar, kırlar taze zümrüt yeşili, zaman zaman bize eşlik eden Çekerek ırmağı. Cennet, “Altından ırmaklar akan güzel bir yer” diye tanımlanmıyor mu? İşte güneşli bir Mart sabahında doyumsuz çiğdemli çiçekli yeşilliği, işte altından akan Çekerek ırmağı.

                Sonra gelmiş geçmiş bütün uygarlıkların yerleştiği, eserler ve isimler bıraktığı gözde topraklar. Zile Maşat, Alaca Höyük, Boğazkale, Kazan kaya Kanyonları bu çevrede bulunuyor. Adı geçen yerler, turistlerin görmeden edemedikleri uğrak yerlerdendir.

                Kimler gelmedi ki törene? Antalya, Çorum, Ankara ve çevre köylerden tanıdık tanımadık bir dolu insan. “Beni tanıdın mı amca?” “Ya Nurettin ya Cuma olmalısın” “Ben Nurettin’im.” “Sen çok küçüktün biz sana Muhittin diyorduk. Şimdi nerede yaşıyor ve ne yapıyorsun.” Antalya’dayım. Emekli oldum.” Gel de Öksüz Âşık’ın dizelerini anımsama. “Gül menekşeye karışmış / Taze fidanlalar erişmiş / Küskün olanlar barışmış. / Biz bu yerlerden gideli / Gurbet ellere düşeli.”

                Köyüm oldukça değişmiş ve güzelleşmiş tam yaşanacak yer olmuş. Elektrik, gelmiş. Alaca- Çorum bölünmüş yoluna bir km uzaklıkta olan köyün yolu asfaltlanmış, sokaklarına parke döşenmiş. Toprak dam kalmamış. Her evin çatısında güneş enerjisi. Kanalizasyon yapılmış. Ara ara çöp konteynırları. Gençlerin çoğu gurbette olduklarından yakınlarının cenazesine yetişebilmeleri için iki kişilik morg emre amade.

                Ne var ki evlerin kimisi boş, kimisinde bir ya da iki yaşlı oturuyor. Bir zamanlar hem ilkokulu hem ortaokulu bulunan köyün az sayıdaki çocukları okumak için taşıma eğitimine göre Alaca’ya taşınıyorlarmış.

                Sevgili Şevket Ağabeyimi toprağa verdik. Işıklar içinde yatsın, akrabalarımla, arkadaşlarımla hasret giderdik. Baktım vedalaşan herkes aracına yöneliyor. Çorum, kırk dakika, Ankara iki saat, Tokat da iki saat. Herkes atlı da biz yaya mıyız dedim. Vedalaştıktan sonra bende yöneldim emektar korsama. 18. 30 da çıktım, 20.30 civarında evimizin kapısını açıyorduk.

                Okuyan efendilerin, dinleyen cemaatin evlerine iyilik sağlık dileklerimle…