Yazar Şair Ulaş Salih Özdemir ile söyleşi

Yazar Şair Ulaş Salih Özdemir ile söyleşi

 

Yazar Şair Ulaş Salih Özdemir: “Her yazan yazar değildir. (Allahualem ben hiç değilim sadece ama sadece karalıyorum.) Okuyucusuna bir şey katmayan, onu yüce ideallere taşımayan yazar değil, sadece kâtiptir. Yazar söyleyecek bir şeyi olduğuna inanan kişidir.”

 

 

Bugün ki konuğumuz, eğitimci şair yazar Ulaş Salih Özdemir. Onunla keyifli bir sohbet yaptık. Sizler ile severek paylaşıyoruz.

 

SORU-Merhaba Salih bey, nasılsınız?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR-Derdi ile dertlenmek için yollara düşmüşüz. Bir bakmışız ki kendimizi kalem oynatırken bulmuşuz. Sonra yazmak alışkanlık haline gelmiş, altı kitap çıkaran bir yazar olmuşuz.

Rabbime hamdolsun ki; Yüksel’in yetimi, Serpil’in kara kıvırcık saçlı sıska çocuğu el içine karışmış.

Hani türküde der ya;

“Doğar yaz ayları çiçekler açar
Eller yaylasına da yavrular göçer
Acep bizim kuzuları da oy oy kimler seçer
Ağlama anacığım ağlama oy oy buyumuş kader
Takdir böyle imiş zalım of sabreyle peder oy”

Diyen Muharrem Ertaş’ın deyişinde olduğu gibi Rabbim saklamış…

O var etmiş.

Bizden değil, Rabbimizin inayeti ile bu işlerde yol yürümeye başladık. O “Kün fe yekün” (Ol) derse oldurur. Boynumuz Rabbimin karşısında büküktür.

SORU-Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Hangi okullarda okudunuz ve bugüne kadar nerelerde çalıştınız?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR- 1980 yılının soğuk ve karlı bir şubatında Ankara’nın varoş semtlerinden olan Ufuktepe’de dünyaya gelmişim. Ailemin ilk çocuğu ve varı imişim. İlkokula Ufuktepe’de ki İbrahim Akoğlu okulunda başladım. Babamın ömrü çok erken nihayet buldu. Annemin saçlarına karlar düşmeye başlamıştı bile…

“Kalktı göç eyledi Avşar elleri” der ya türküde. Bizimkisi de o misal.

Aldı bizi toparlayıp biricik, varım, canım bacımla beraber. Üç oda bir kerpiç ev olan tavanında tahtakurusunun eksik olmadığı ve o tahta kurulu tavanına bakıp hayaller kurduğum tuvaleti evin elli metre aşağısında olan, banyosu odanın içinde “ca” adı verilen bir minnacık evde büyüdüm. Ben hep hayallerimi orada kurdum hayata dair.

Yaşamaya dair…

İnsanlığa dair…

Hiç kin gütmedim, fitne bir ruha sahip olmadım.

Hep dostlarımın, eşimin arkadaşımın iyiliğini istedim.

Ortaokulu, liseyi benim ifademle Kırcity’de (Kırşehir) okudum.

Üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Tarih Öğretmenliği bölümümde tamamladım. 2000 yılında Final Dergisi Dershaneleri ile eğitim hayatıma başladım.

Sonrası Kutlu Şehir İstanbul’da devam etti.

2014 kadar İstanbul’un çeşitli semtlerinde özel dershane, KPSS kursu ve devlet kademesinde öğretmenlik ve idarecilik görevleri üstlendim.

2014 yılında memleketimiz Kırşehir’e gelip hizmet etmekti gayemiz. Burada da devlet okullarında idarecilik ve Ahi Evran Üniversitesi’nin 4 yıllık fakültelerinde dersler anlattım.

2017 yılında ise kendi hür irademle devletteki görevimden ayrılarak, Mektebim okullarında Kampüs Müdürü olarak göreve başladım.

SORU-Bugüne kadar çıkardığınız kitaplar ve konularını anlatır mısınız?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR-Evet, yazarlık serüveni tamamen tevafuklar sonucunda vukuu buldu. Sosyal medyada yaptığım analiz ve yorumların ciddi anlamda reaksiyon alması üzerine 2008 yılında İstanbul’da yerel bir gazeteden yazarlık teklifi aldım. Her şey bununla beraber başladı.

Hatta beni bir keresinde yazar olarak internet platformuna koymayan bir arkadaş daha sonra benim genel yayın yönetmenliğimdeki haber portalında yazmaya başladı.

KİTAPLARIM

İlk kitabım “Bir Siyasi Kişilik Olarak Mustafa Kemaleddin Yetkin Şeyh Saffet Efendi” idi.

Bu kitabımızla yazarlık acemiliğinin ilk halkasını tamamladığımı düşünüyorum. Sonrasında “Çanakkale Hakikatleri”

“Tarihte Az Bilinen Gerçekler”

“Tarihte ilginç ve Gülümseten Anlar”

“Aşk-ı Düşünce”

Son olarak da dumanı üstünde tüten şuan matbaa aşamasında olan “Siz Hiç Öldünüz Mü?” kitabım yola çıktı.

Baştaki dört kitabım tarihi alanlarda olmasına rağmen son iki kitabımda deneme üzerine yazılarım yayınlanmakta.

SORU- Siz çok  gezen, çok okuyan, çok yazan ve çok seminer veren insansınız hangisi daha zor?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR- Tabii ki her birinin diğerine göre zor ve zevkli anları var. Lakin benim için en zevk veren diye bir ayrım yapmak çok zor.

Ama kitap çıkmadan önceki doğum sancıları çok zevkli, konferans öncesi ve başladıktan sonraki beş dakika acayip heyecanlı geliyor bana.

Her kitabımın çıkışında çocuğumu doğumhanenin önünde bekleyen baba gibi yüreğim kıpır kıpır oluyor.

Köşe yazısı yazsam bile o yazıyı birde gazetenin, köşesinde sanki ben yazmamışım gibi okuyorum.

Hele ki üç, beş yıl evvel yazdığım siyasi analizlerimin doğru çıktığını görünce çok mutlu oluyorum.

Doğru yoldasın devam et diyorum içimden kendime.

YAZMAK

Yazma benim için geç keşfedilmiş bir tutku imiş. Tarihin her devrinde, her toplumda her klikte düşünen, üreten insanlara pekiyi gözlerle bakılmamış, hatta onlar güç odakları için bir tehdit vasıtası olarak görülmüştür. Bazen düşünmek en büyük eylemdir. Eylem illa ki meydanlarda tükürükler saçarak slogan atmak değildir. Eylem haddizatında en büyük slogandır. Ben ise bu eylemi gerçekleştirmekten son derece mesrur ve memnunum.

 Üretmek, aksiyonel olmak bu milletin dinamiklerinde, DNA’larında öteden beri var olan yetilerdendir. Sözde gelişmiş ve batılı ülkeler ya da bir başka ifade ile ülkemize ayar vermek isteyenler, düşünmeyen, üretmeyen, sorgulamayan, az para ile çalışan, televizyon başlarında vakit geçiren, şimdilerde ise internet ve sosyal medya canavarları üreterek insanlarımızı en üzücüsü de yavrularımız uyutmakta.

İspanya kralının futbol için söylediği bir benzetme var. Biz halkımızı yüz binlik beşiklerde sallıyoruz. (Futbol için bir benzetme) Artık bu realite milyarlara ulaştı. Ve insanlık ve insanlarımız bu beşiklerde sallanmaktan bulanık, görmekte ve bu saydam olmayan görüntü hasebiyle de doğru, isabetli ve objektif kararlar alamamaktadır.

Onun için insanların düşüneninden zarar gelmez. Bilakis düşünmeyen kumpas kuran, kapalı kapılar ardında başka hesaplar peşinde olan ikiyüzlü yaratıklardan maalesef ki zarar gelir.

YAZMAK BİR EYLEMSE; BEN BİR EYLEMCİYİM

Ucu bitmeyen kalemimle sonsuz sayfalar doldurmalıyım.

Fütursuz olmalı kelimelerim. Ne kadar özgürse yazdıklarım, taşıdığı anlamda o kadar büyük olmalı.

Düşünmemeliyim yazarken çok anlamlı olmalı. Çoğul tekil binlere hitap etmeli. ... Suskun olmalı bağırmalı, haykırmalı.

Yanlış ama doğru olmalı. Seçmemeliyim, korkmamalıyım yazdıklarımdan. Bangır, bangır bağırmalı, ilmik, ilmik çözülmeli.

Hayatın kalemiyle bitmeyen satırlarım eşliğindeki en büyük eylememi gerçekleştirmeliyim.

Kalemi kavi ve kalbi olanlar için yazmak ulvi bir eylemdir.

Çünkü kalemdeki hareketsizlik çürümenin, ataletin göstergesidir.

Kalemi çöpe gitmekten, kelimeleri paslanmaktan kurtarmak için yazmak gerekir.

Ya da susmak ama susarken de vaveylalar atmak.

Şunu da biliyoruz ki; her yazan yazar değildir. (Allahualem ben hiç değilim sadece ama sadece karalıyorum.) Okuyucusuna bir şey katmayan, onu yüce ideallere taşımayan yazar değil, sadece kâtiptir. Yazar söyleyecek bir şeyi olduğuna inanan kişidir.

Yazmak sorumluluktur… Yazmak olgunluktur…

Yazmak için yazmak değil, yaşamak için yazmak.

İnandığı değerleri yaşatmak için yazmak.

Evet, yazı hayata atılan imzadır.

Tarihe tanıklıktır.

Zamana müdahaledir.

Yazı yazmak sinmemek.

Yazı yazmak cesarettir.

Var olduğunu kanıtlamaktır.

Yani yazmak, faniliğin yok ediciliğine karşı var olma çabasıdır.

Öldükten sonrada yaşamaktır.

Her şeyin metalaştırıldığı, magazinleştirildiği, değersizleştirildiği günümüzde yazmak sadece yazmak değildir.

Yozlaşmaya karşı bir duruş. Kültür emperyalizmine karşı bir kem bakış.

Baskılara karşı bir direniştir. Müslüman için İslami ve insani bir reflekstir.

Bu bakımdan “nasıl” yazdığımız değil, “ne” yazdığımız önemlidir.

ALLAH SON NEFESİMİZE KADAR HAKKI, HAK OLANI, HAKTAN OLANI YAZMAYI NASİP EYLESİN. 

SORU-Eğitimci olarak, tarihi kitaplar yazıyorsunuz tarih  okumak ve yazmak size ne kattı?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR-Öncelikle tarih okuyarak olaylara daha mesafeli ve ilkeli bakmayı, derinlemesine analizlere tabi tutmayı, olayların bir görünür sebebi bir de arka planını olduğunu okumayı öğretti.

Kitaplar yazarak da gelecek nesillere bir not düşmektir şiarım.

SORU-Yeni çalışmalarınız hangileri, yeni yeni kitaplarınız?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR- Biraz önce de bahsettiğim gibi son çıkacak hatta çıkmak üzere olan kitabım “Siz Hiç Öldünüz mü?” Olacak. Neden ölüm diye içinizden geçiriyorsanız. Ben hep aklımın öteki yakasında bir ölüm kavramını canlı tutmam hasebiyle bu kitapta gelgit halindeki ruh anaforumun derinliklerini yazdım.

Bazı bazı öldüm. Bazı bazı morgda kaldığımı düşündüm. Bir başka ifade ile “Rabıta-i Mevt” denilen hadiseyi iliklerime kadar yaşamayı arzu ederek bu kitabı yazdım.

Sonrasında da bir tarih kitabı düşünüyorum. İsmi de hazır kendisi de taslak olarak beynimin derinlikleri içinde “Gülümseten Tarih.”

SORU-Gençlere  Avrupa’daki insanlar gibi okuma sevgisi  aşılasaydık ne kazanırdık?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR- Bugünkü durumdan çok daha iyi olacağımız kesindi.

En azından aklımızı kiraya vermez. Kiraya verdiklerini savunanlarında devre mülk olarak kiraya verdiklerine şahit olmazdık. Yazık, günah insanlar göz göre göre kandırılıyor, aldatılıyor. Ama nafile kör olmuş bir toplum var. Aydınlanmayı da hiç düşünmeyen belli manevi dinamikleri ile sürekli oyalanan kandırılan ve yeni dünya normlarından uzak, muhakeme yapamayan kendi ayakları üzerinde duramayan cennet ve huriler ile mutlu olan.

Gelişmeyi çalışmada görmeyen zavallı ve kendinden başkasını öteleyen hizipleştiren. Dün sövdüğünü bugün kutsayan, dün sokağa döktüğü meşrubatı aaa!!! bunu bizimkiler yapıyor diye tekrar içen beyinleri alınmış  son tahlilde yaşayan, nefes alan ama çoktan mevta olmuş insanlar.

İşte bunlar okumamanın ve dinle şeyhle kandırılmanın akli melekelerini kullanamamanın verdiği zaaflar.

SORU- Hep Avrupa ile maddi yönleri kıyaslıyoruz, manevi yönlerimizi… Mesela okumayı  kıyaslamak işimize gelmiyor neden?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR- Çünkü bizler okuyandan, düşünenden korkuyoruz. Sakıncalı bir nesne olarak görüyoruz. Bizler uyuyarak gerçek olmayan metalarla oyalanıyoruz.

Sonrada çıkıp üretmekten bahsediyoruz. Bakın cumhuriyet tarihine Osmanlı’nın son dönemine ne koymuşuz medeniyet anlamında ortaya. Ancak başkalarının oyunlarının figüranı olmuşuz.

Hep ölmüşüz... Yaşatma üzerine değil!!!

Medeniyet üzerine değil sadece kırıp dökme üzerine yoğunlaşmışız. Biri çıkmış bir sistem getirmiş…

Ötekinin üstünde dumanı  tüterken diğeri benim sistemim daha orijinal diyerek ceddimizin içini altını oymuşuz.

SORU-Nasıl bir dünya hayal ediyorsunuz?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR- Aslında çok uzaklarda olmayan lakin bugünlerde çok ütopik olan bir dünya.

Adaletli herkesin yaşam hakkının garantide olduğu. Ötekileştirilmeyen, şucu bucu değil insan olmanın en büyük erdem olduğunun bilinci de olan bir dünya.

Hırsı, kini bir kenara bırakmış olmak.

SORU-Öğretmen olarak neler yapıyorsunuz?

ULAŞ SALİH ÖZDEMİR- "Bizim birinci vazifemiz, bataklığa düşmüş, ya da düşecek tüm vatan evlatlarını kurtarma derdi ile dertlenmeliyiz.

Aslına bakacak olursak biz bu derdin çok uzağında;

Makam, mansıp,

Şan, şöhret,

Para ve başka nefsani arzularımızın peşinde koşuyoruz.

Ama o dokunmadığımız, başını okşayamadığımız, yiğit ve yiğitlerin başlarını kem gözler ve eller okşayınca oturduğun yerden üzülmek, gözyaşı dökmek nafile...

Ne yaptık bu ana kuzularına. Allah Aşkına!!!

Derdini mi dinledik?

Halini mi sorduk?

Kuzum senin neyin var diye yanına mı gittik?

Öyle ise boşuna ben şöyle öğretmenim,

Böyle öğretmenim deme.

Ancak nefsini kandırırsın.

Bu yıl sen elinden tuttuğun diye kaç kişi adam oldu?

Bu yıl sen kaç öğrenci ile oturdun çay içtin mi?

Hiç onların evine gidip halini sordun mu?

Cebinden harçlık çıkarıp verdin mi?

Kantine oturup gözünün bebeğine baktın mı?

Bunları yapmadı isen o yavrucak senin değil.

Fitne odaklarının.

Nefsinin,

Terör belasının,

Boş işler makamının bir ferdi oldu.

Sırf senin, benim yüzünden.

Sen ayın başındaki maşını düşünürken,

Bu haftaki maç sonuçlarını konuşurken.

Kim kiminle koalisyon kuracak derken.

O yavrucak senden çıktı.

Bonzaiye, esrara, eroine, daha bilmem neye bulaştı.

Sigaranın masum kaldığı günümüz gençlerinin ellerinden tutmak lazım.

Öğrencilerimize sırf not gözü ile bakmamak lazım.

Eğilip dertleri ile hemhal olmak lazım.

Top oynamak, sinemaya gitmek, pikniğe götürmek lazım.

Varsın çocuklarımız kendini maddi ve manevi olarak geliştirsinler de bizler onların gerekirse ayaklarının altında olalım.

Onları biraz anlamaya çalışsak eminim ki bu sorun hallolur.

Allah başta evlatlarımız olmak üzere tüm bu vatana emek verenlerin evlatlarını muhafaza etsin.

Onların karşısına iyi birer eğitmen çıkarsın ve helal dairede istihdam etsin.

Sizlere çok teşekkür ediyorum.

Selam ve saygılarımla…

Çok güzel bir röportaj oldu Salih bey, yeni kitaplarınızı merakla beklerken başarılar dileriz.