İTÜ öğrencisi Mehmet Akbulut: “Okumak beni farklı bir evrene taşır”

İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Öğrencisi Mehmet Akbulut: “Kitaplarla kurduğum iletişim her şeyin önündedir. Okumak beni farklı bir evrene taşır. Ve asla bana yanlış yapmazlar.”

 

SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız hangi okullarda okudunuz?

 

MEHMET AKBULUT- Ben Mehmet Akbulut. 1995 Aralık'ında soğuk bir kış gecesi, sabaha doğru dünyaya gözlerimi açtım. İlkokulumu ve ortaokulumu Erbaa Mehmet Akif İlk ve Ortaokulu’nda okudum. Sonrasında lise olarak Samsun Ladik Akpınar Anadolu Öğretmen Lisesi’ni kazandım ve burada lise öğrenimime başladım. Doğduğum büyüdüğüm coğrafya, yazları ve dönem içlerinde sık sık gittiğimiz köyümüz bana çocukluğumdan beri bir üretme ve araştırma sevgisi aşılamıştı. Bu yüzden mühendis olmak istiyordum. Tedbil-i mekanda ferahlık vardır diyerek okul değiştirip Erbaa Merkez Anadolu Lisesi'nde 2 yıl okuduktan sonra lise öğrenimi mi bitirdim. Üniversitede de istediğim bölüm ve istediğim okul olan İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği’ni kazandım. Şuan öğrenimim devam etmekte.

 

SORU-Puanınız tıp veya hukuk bölümlerine yetmesine rağmen, neden mühendislik okumayı ve neden İTÜ’yü tercih ettiniz?

 

MEHMET AKBULUT- Söylediğim gibi insan doğada ne kadar çok vakit geçirirse yaratıcılığı o oranda artar. Ben öğrenmenin en verimli ve hızlı olduğu zamanlarda doğanın içindeydim. Bir gün bir ağaca tırmanmaya çalıştım, düştüm dizlerimi yara yaptım. Ama ertesi gün o ağaca çıkmak için iplerden basit makaralar kullanarak merdiven yapmayı öğrendim. Başka bir gün prizi kontrol ederken elektrik çarptı. Ertesi gün çarpılmadan o elektriği kontrol etmeyi öğrendim. Bir zaman bisikletin dişlilerini inceledim, bir zaman ağaçların dayanıklılığını, başka bir zaman elektrik direklerine baka baka elektriğin barajlardan evlere gelene kadar olan serüvenini düşledim. Yani kısaca yaratıcı olmam gerekiyordu, doğa sayesinde oldum. Bu yaratıcılığımı kullanmam gerekiyordu, mühendis oluyorum, şuan da kullanıyorum ilerde de kullanacağım inşallah. Elbette bu süreçte birçok elektronik cihazı bozmuşluğum da vardır. Ama şu an beni ben yapan şeyler bunlardır.

İnsanlar çevresine zamana göre değil kendi özelliklerine ve yapılarına göre meslekler seçmeli. Yoksa hayatımız boyunca mutsuz oluruz.

 

SORU-Çoğu gencin aksine, iletişimi seven bir insansınız. Bu size hayatınızda ne gibi faydalar sağladı, okul hayatınıza da faydası oluyor mu?

 

MEHMET AKBULUT-İnsan sosyal bir varlıktır, İslam sosyal bir dindir. Bize kardeşler bulmak ve kardeşler olmak düşer. Sadece bu bile insanlara bakışımızı ve tavrımızı belirler. Ancak hayatıma faydasını anlatacak olursam kin tutmadığım için ve herkesle iyi anılarım olduğu için sürekli mutluyum. Ki ben iletişimi sadece insanlarla sınırlı görmüyorum. Ağaçlarla, hayvanlarla da iletişim kurmak lazım. Onlar insanlardan daha güzel sonuçlar veriyorlar.

Ve kitaplar... Kitaplarla kurduğum iletişim her şeyin önündedir. Okumak beni farklı bir evrene taşır. Ve asla bana yanlış yapmazlar.

Hayatımda iletişim kurduğum insanlara hep saygılı, samimi ve ölçülü yaklaşmışımdır. Sonra zaten bir sürü güzellik peşinden geliyor.

 

SORU-Çok kitap okur musunuz? Çok kitap okumanın üniversitelilere faydası sizce nedir?

 

MEHMET AKBULUT- Çok kitap okuduğumu maalesef iddia edemem. Sanırım kitap okuyan kimse, kendisi bunu iddia edemez. Çevresindekiler ona bu yakıştırmayı yaparlar. Ama olabildiğince okuyorum. Nasıl susadığınızda sadece su bu ihtiyacı giderir, aynı şekilde kitap da bir ihtiyaçtır benim için. Kitaplara başka manalar yüklerim. Mesela altının değeri ağırlığından değil azlığındandır, aynı şekilde kitaplar benim kütüphanemde farklı bir ahenktedir. Kitap alacaksam arar bulur onun ilk baskısını veya eski bir baskısını bulurum. Olabildiğince her konuda okurum. Kitaplığımda Necip Fazılla Karl Marx yan yanadır. Dini kitaplarla bilim kurgu kitapları yan yanadır. Tarih kitapları ile modern ders kitaplarım yan yanadır. Şiir kitaplarıyla romanlar yan yanadır.

Bu insana çok yönlü bir düşünme yeteneği kazandırıyor. Her okuduğunuz satırda öncekinden daha çok şey biliyorsunuz. Ama toplamda hiçbir şey bilmediğinizi kendinize kanıtlıyorsunuz. Ve sanırım en büyük faydası gereksiz tartışmalara girmiyorsunuz. Şu an oluşan her kargaşa herkesin her şeyi bildiğini iddia etmesinden ve yanılabileceğini düşünmemesinden oluyor. İnsanlar yeni şeyler öğrenmeye kapılarını kapatmışlar. Durum böyle olunca da orta yol bulunamıyor tabi. Özellikle üniversite öğrencilerinin zaten yeni şeyler öğrenmeye açık olmaları gerekir. Yoksa kitap taşıyan merkeplerden farkımız nedir ki?

 

SORU-Yazı yazmayı da seviyormuşsunuz. Nerelerde yazıyorsunuz ve neden yazma ihtiyacı duyuyorsunuz?

 

MEHMET AKBULUT- Estağfurullah, kağıt israfı yapar gibi bir şeyler karalıyorum. ‘Okuyan adam dolar, dolan adam taşar, taşan adam da yazar' derim sualinize. Herhangi bir somut sebebi yok. Sadece böyle olması gerekiyor.

Yazın hayatıma lisedeki müsveddelerimle başladım. Herhangi bir amacım yoktu. Ancak üniversite de açılan kapılar bana bu alanda da bir şeyler üretme fırsatı verdi. Önce birçoklu yazar çalışması olan 40'lar Kulübü'nde yazdım. Burada 40 yazarlı 10 tane kitapta yazım yayınlandı. Ayrıca birçok süreli yayında yazım yayınlandıktan sonra bir kaç gönüllü ile kendimiz bir dergi çıkarmaya karar verdik. İnternet üzerinden hala yayın yapan Efendi Dergi yaklaşık iki sene önce çalışmaya başlamıştı.  Burada birçok köşeyi organize ettik, derginin her türlü işleyişini sağladık.

Bu günlerde de bireysel bir çalışmam olarak bazı arkadaşlarımla Kitabe Dergi için kolları sıvadık. İnşallah bir iki aya ilk baskınımızı çıkartacağız. Dergide edebiyat, kültür, sanat adına kaliteli yazılar olacak. Dergi çöplüğüne dönmüş bir sektör varken sürekli ve kaliteli işler yapmak zor ancak uğraşıyoruz, başaracağız.

 

SORU- Toplumun engellilere bakış açısını nasıl buluyorsunuz? Bunu daha olumlu hale nasıl getirebiliriz?

 

MEHMET AKBULUT - Maalesef insanlar bu konularda çok duyarlı ve bilgili değil. Fiziki engellerin büyük problem olduğu düşünülüyor. Aşılabilecek hastalıklar tedavisiz hastalıklar gibi görülüyor. Ancak eminim ki bu tarz bir özrü olan kardeşlerimize fırsat versek hayata tutunmak için fırsat bekliyorlar. Ben birçok kere şahit oldum ki başka insanların değerini bilmediği şeyler onlar için çok kıymetli ve ulaştıklarında çevrelerine de mükemmel bir mutluluk yayıyorlar.

Bu durum yine engelli kardeşlerimiz elinde düzelecektir. Bu kardeşlerimizin olabildiğince hayatın içinde olmaları gerekiyor ki halkımız başarmak için bazı şeylerin eksikliği telafi edilebilecek şeyler olduğunu görsün.

Buna yönelik sivil toplum kuruluşları daha aktif çalışmalı. Sadece yılda 1 kez 3 aralıkta sosyal medyadan hatırlanan durumdan çıkarılmalı bu önemli realite. Her şekilde desteklenebilecek projeler ile daha çok insana ulaşılabilir.

 

SORU-Yakın zamanda birçok ülkeyi görme fırsatı bulmuşsunuz. Hangi ülkelere gittiniz ve oraların durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

MEHMET AKBULUT-  Uzun bir rotamız vardı aslında. 7 ülke 13 şehri içine alan bir geziydi bizimkisi. Küresel sömürü düzeni yeraltına çekildi ama maalesef etkinliğini artırarak devam ediyor. Gezdiğimiz Sırbistan, Bosna, Karadağ, Kosova, Makedonya, Arnavutluk ve Ukrayna'nın hepsinin de kendilerine göre büyük problemleri var maalesef. Kimi hala etnik karmaşadan kurtulamamış. Kimi savaştan çıkmış ve toparlamaya çalışıyor. Kimi de uyuşmuş bir şekilde bekliyorlar. Bizim hem kendi ülkemizin kıymetini bilip hem de oralar için bir şeyler yapmamız gerekiyor. Çünkü bu topraklar bizim emanetlerimizle dolu ve genel olarak halk hala bizi seviyor.

 

SORU-Üniversitelilerin sizce genel sorunları nelerdir ve bunların çözümü sizce nedir?

 

MEHMET AKBULUT- En büyük sorun saf fikir çatışmasından öte hala güç çatışmalarının olması. Öğrenciler üniversiteyi bir ilim yuvası olarak görüp ar-geye önem verecekken, kargaşa ve kaos hala  bazı okullarda hakim. Bu kurumlar ülkelerin en önemli yerleridir. Gelecekte ne olacağımızı üniversiteler belirleyecek.  Çözüm nedir bilmiyorum ama çözülmesi gerektiğini biliyorum. Bir başka sorunda her yere üniversite açılması bence. Diplomalı herkesi istihdam edemeyeceğimize göre onların hayata atılmalarını geciktirmenin de bir anlamı yok.

 

SORU-Üniversite öğrencilerine tavsiyeleriniz nelerdir?

 

MEHMET AKBULUT- Her üniversite öğrencisi kendi alanında kendisini geliştirmeli. Bu kitap okuma olur, kodlama olur, sportif faaliyetler olur. Maalesef bu günlerde edebiyat bölümü okuyanların kitap okumaması beni kaygılandırıyor. Eline çivi ve keser değmemiş bir usta düşünün ne kadar saçma olursa kendi alanında çalışmayıp üniversiteyi boş geçiren öğrenciler de o kadar saçmadır. Basın yayın organları artık çok yaygın yeteneği olan herkes bir yerlerde yazmalı bence. Bunun dışı sosyal aktifliğe bakıyor. Yalnız kastım goygoy muhabbet değil, sinema, tiyatro, sportif faaliyetler ve okul kulüpleri çok önemli.

 

SORU-Elektrik mühendisliği bölümünü okumak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

 

MEHMET AKBULUT- Gerçekten elektriği seviyorlarsa bu alana yönelsinler. İdealleri olsun, hedefleri, projeleri olsun. Güncel gelişmeleri takip etsinler. Özellikle elektrikli araba sektörü atılımda, bu atılımı kaçırmamak lazım. Kodlama öğrensinler. Cihazları söküp taksınlar ne nedir öğrensinler. Ve asla pes etmeyip üretmeye devam etsinler.

Röportaj için çok teşekkür ediyorum. Eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Ben de çok teşekkür ediyorum. Çalışmalarınız da başarılar diliyorum.