YILLAR ÖNCESİNE UZANMAK...

Hakikati bulmak.

Onca yıl sonra ay ay, gün gün yaşanmış ne varsa geniş tahlil yaptıktan sonra asla doğrulardan taviz vermeden hakikate doğru yürümek.

Hayatının önemli bölümünü tamamlamış, ikindi sonrasını yaşayan yorgun ayakların ve talimat veren bir beynin akşam öncesinde gül aşkına uzanan ne kadar yol varsa ön çalışmaları ve hazırlıkları yapıp uçuşa hazırlık yapmak ne güzel…

Gidenlerin ve gelenlerin yanında, arkasında önünde fikir tıkırtısı yoksulluğunda akşamların gündüzle karıştığı bilinmezlerde tanıyor ve tanımıyor çıkmazında hangi asrı avuçlarımıza alacağız bilmiyorum.

“Kavga” kelimesinin içini dolduramıyorum. Tanımını yapamıyor, günümüzde kullanıldığı anlama bilgi ve birikimlerimi yükleyemiyorum.

“Kader” kelimesinde de tanımların derinliğinde yol haritası çizip planlama yapamamanın  izahı ancak kaderi kederli olanlar tarafından daha sağlıklı yapılabilir.

Yığınla problem…

Ölümün bitmediği, bitmeyeceği dünyamız…

Mukaddes bildiğimiz ne varsa yüreğimizi süslesin ne olur. Bizi huzura götürsün.

Merhum Üstat Cemil Meriç diyor ki” Sol’la sağ, bu karanlık kafilenin öncülerinde ikisi.”

Rüyalarım yıllardır bayraklaşmıyor.

Gündüzlerim gecelerimle birleşmiş farklı heyecan ve duygu yükleyen vaktin uzaklığı yüreğimde daima eksik olarak var oldu.

Fransız İhtilali olmasaydı sağ ve sol politik kulvarda yarışmayacaktı, belki de asla kavga terimleri kullanılmayacak insanlık ayrışmanın adını başka kelimelerle tescilleyecek ve ifade edecekti.

Onca yıl sonra aklın yolu birdir diyen kim varsa, okuyan, araştıran ve dahi önce kendine ve ailesine, milletine sonra insanlığa hizmet üretime soyunmuşluğun aklı kim varsa sol ve sağ arasında ne kadar ortak fikir, söylem, yaşam varsa ortaya koymak, yan yana gelecek, bütünleşecek ne varsa ortak aşk üçlülüğünde hızlı bir hoş görü, hızlı bir aynilik görünür derece bir tatlı serinliğin ısınmışlığında beraber yola çıkmaya, yol yürümeye en azından denemeye hazırlık safhası oluşuyor gibi.

Çılgın  sevgiler hatalarla dolu yılların hesabını masada verdikleri an masanın kürsüleştiğini görecekler.

Cemil Meriç hocanın dediği gibi “Avrupa’nın bu hapis kelimelerinde bize ne? Bu maskeli haydutları hafızalarımızda kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.”

Artık ayrışma çok daha radikal, sinsi, uluslar arası boyutta, tam bölünme olarak daha sık kullanılır hale gelmişken bu topraklarda ay yıldızlı bayağın gölgesinde yaşamaktan mutlu olmayanlarla, mutlu olanların çok derin tahliller yapıp iki kelime zincirinde kurtulmaları gerekmektedir.

Batının tüm ayrıntılarını bildiğim uygulamaları ve beni hiçbir zaman tatmin etmeyen yıllara uzanan kırıntılar.

Bir damla güven oluşmayan yıllar.

Dua sonrasına uzanan taze sabahları kovalayan yorgun akşamlarda  aynı nazenin yeni bir makyajla sürekli seferde oluşuna alıştık tabii.

Kendi bünyemde neyim varsa onunla yaşamak güzel elbet.

Böyle giderse iki haneli yıllar üç haneli yıllarla koçaklaşacak ama Avrupalılar bizi yine birliklerinde görmeye tahammül edemeyecekler.

 

Osman BAŞ  /   20.10.2010