Çiftlik Bank ve Haybeden Para Kazanma Sevdası

Çiftlik Bank ve Haybeden Para Kazanma Sevdası

 

                Kim soymuş kim soyulmuş umurumda değil! Sade vatandaşa zarar veren kısmına ve soygunculuğun nedenlerine bakarım. Bu yazı da öyle olacak. Her zaman olduğu gibi!

                Helalinden kolay yoldan para kazanmak mümkündür ve de sürdürülebilir. Ancak bunun için bir alt yapı bir birikim ve alın teri gerekir. Pek çok insan sıfır sermaye ama kaliteli bir eğitimle çok para kazanabilir.

                Doğuştan bir yeteneğiniz vardır, bunu geliştirirsiniz ve piyasaya sunduğunuzda halk tarafından takdir görür siz de bunu sermayeye dönüştürürsünüz ve iyi bir gelir elde edersiniz. Bu bir sanatsal olay olabilir, spesifik bir el sanatı olabilir, iyi bir mimari beceri olabilir…

                Çok iyi bir eğitim almışsınızdır, deneyimlerinizi ve bilgilerinizi kolay bir şekilde sermayeye dönüştürebilirsiniz. Mesela çok iyi bir iş güvenliği uzmanı olur ve çok büyük bir holdingde 50-60 bin TL aylık kazancınız olabilir. Bunun gibi aylığı 100 bin TL’lere ulaşan meslekler vardır, kalifiye eleman olmak kaydıyla.

                Zamanında çok çalışıp para biriktirmiş ya da aileden kalma bir sermayeyi doğru zamanda doğru alanda yatırım yapar ve çok iyi takip ederseniz ve şansınız da yaver giderse bir anda zengin olabilirsiniz.

                Kendinizi çok iyi ifade eden birisiniz, bir alanda yetkinlik kazanmışsınız ve bu yeteneğinizle konferanslar verirsiniz. Günümüzde çok büyük paralarla kişisel gelişim seminerleri veren insanlar var. Bu konuda kitabı da olanların çok iyi paralar kazandıkları bilinmektedir.

                Bu koşullarda para kazanabilmek için emek, birikim, eğitim ve kabiliyete ihtiyaç vardır. İyi bir eğitim alma fırsatının yakalanması, zamanında emek harcanması, tasarruf yapılması, bilgi birikimi ve deneyim kazanılması kolay değildir. Bütün bu birikimlere sahip olmak kolay değil ama sahip olduktan sonra para kazanma konusunda kolaylık sağlar ve hızla zengin olunabilir.

                Bunun dışında hiçbir emek sarf etmeden, yattığı yerden para kazanmak isteyen insanlar toplumumuzda azımsanmayacak kadar çoktur. Alın teri olmadan para kazanma yöntemleri çoktur ama kazanan binde bir olsa bile o kazanç “haydan gelen huya gider” misali hiçbir derde ilaç olmamaktadır. Şans oyunları, kumar, milli piyango, uyuşturucu geliri, faiz… Toplumumuzun en büyük hastalığıdır bunlar.

                Aileden büyük sermaye kalsa bile eğer dünyayı algılama yeteneğiniz yoksa, iyi bir eğitim almadıysanız, ahlak ve vicdan sahibi değilseniz “har vurup harman savurur” gibi o sermayeyi üç günde bitirirsiniz. Şans oyunlarından para kazanabilirsiniz ama milyonda bir şansınızın olması gerekir. Ancak şans oyunlarından para kazananların ne hallere düştüğünü herkes biliyor. Özün sözü kısa yoldan, emek harcamadan, alın teri olmadan uzun ömürlü zenginliğe erişemezsiniz. Çünkü alın teri, akıl teri olmayan para bizim değildir ve zenginliği sadece parasal zenginlik görmek de bir tür hastalıktır. Para ve insanlık birlikte olmadığı sürece para eşeğin yükü olur!

                Bu doğrultuda bakıldığında Türkiye’de her gün çiftlik bank yaşanıyor zaten. Çiftlik banka para kaptıranların sayısı 70 bin civarındaymış. Oysa he hafta milyonlarca insan, toto, loto, sayısal oynuyor, her ay milyonlar piyango bileti alıyor, yılbaşında milyonlarca insan (hacısı, hocası, beş vakit namaz kılanı dahil) bilet alıyor, faizler tavan yapmış, ihalelere hile karıştırmalar... Eee bunlar normal de Çiftlik Bank mı anormal? Hiç de anormal değil.

                Bir fıkra

                “Temel otoyolda ters yöne girer... Bunu gören trafik polisi, sürücüleri uyarmak için radyodan anons yaptırır. Bu arada ters yolda ilerleyen Temel de radyo dinlemektedir.

                Polis radyodan:

                Lütfen dikkat, ters yönde ilerleyen bir araç var!

                Temel bağırır, ne bir tanesi hepsi hepsi…)”

                Kısa yoldan para kazanmak, servetine servet katmak, lüks arabalara binmek için bu oyunlar oynanıyor, bu tür tuzaklara düşülüyor. “Kendi düşen ağlamaz” diyeceğiz ama demekle bitmiyor. “Koyun kendi bacağından asılıyor” ama kokusu herkesi rahatsız ediyor. Nitekim bu tür batak banka, kurum ve kuruluşların zararlarının karşılanması için zamanında sade vatandaşa sürekli yeni vergiler yüklenmişti. Aynı zamanda bu tür olaylar, helalinden kazancın muhteşemliği ve kutsallığını da dejenere etmiş oluyor.

                En vahim tarafı da yöneticilerin hala uyanmaması, gaflette olması ve hala kandırılma kılıfının arkasına sığınmaları. Bir siyasetçi veya yönetici her kalem işte bir kez kandırılırsa devlet batar baba! FETÖ’de kandırılıyorsun, Amerika kandırıyor, PKK kandırıyor veya yanıltıyor, 27 yaşında yüzünde zekâ parıltısı olmayan biri kandırıyor. Bu nasıl iş? Oysa onlarca çiftlik bank benzeri vakalarda kazıklar yemiş veya yedirilmiş bu millete. Eyüplü Halit, Sülün Osman, Raki (Ahmet Güney Zobu), Banker Kastelli, Selçuk Parsadan, Yahya Demirel, Jet Fadıl, Titan Kenan, Yimpaş, en son da Çiftlik Bank Vurgunu. Henüz farkına varmadığımız neler var Allah bilir!. Bu tür olaylarda parmağı olanlar veya kandırılmanıza neden olanlar size yakın olan ve siyasiymiş gibi davranan sülüklerdir. Yakınınızdaki vampirleri uzaklaştırmadığınız sürece hep kandırılacaksınız, millet de bedelini ödeyecek.

                Çiftlik bankı yeterince incelemeyen, ona plaket veren, reklamını yapan her kim var ise, bakan da olabilir, milletvekili de olabilir, sanatçı veya bürokrat da olabilir… Her kim ise makamlarından el çektirilmeli, sanatçı ise devlet işi verilmemeli. Herkesin bir kere aldanma hakkı yoktur, aldananlardan ders çıkarma görevi vardır. Emanete ehil değilse verilen emaneti geri çevirme görevi vardır.

                Tembellik, aşırı hırs, işten kaçma, kanaat sahibi olmamak, yatarak kazanmak, verici olmamak… insanları değişik kimliğe büründürüyor. Bu durumu hem açıkgözler hem de maalesef devlet kullanıyor. İnsanlar eğitilmediği sürece, devlet faiz ve şans oyunlarından elini çekmediği sürece bu tür hadiseler hep yaşanacak. İnsanlar kendisini kurtarmakla karşı karşıyadır, bu tür hadiselerde dikkatli olmaktan başka bir çözüm yolu yok şimdilik.

                Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara suresi 168. Ayet)

                Sofralarımızda Peygamberimizin yaptığı “Allah’ım! Bana helâl rızık nasip ederek haramlardan koru! Lütfunla bizi senden başkasına muhtaç etme (Tirmizî, Davut, 110)” bu duayı yaparsak çocuklarımız da helal kazancın ne olduğunu anlar diye düşünüyorum. Az olsun, öz olsun, benim olsun, helal olsun. Bütün mesele bu olsa gerek. Hayat da budur, hamal olmamak da budur.

Heee. Bu arada çocuklarımıza fazla sanal oyun oynatmayalım emi!

İsmet YALÇINKAYA

28/03/2018