Yasir Armağan, Güzel İnsan Ve Uyuşuk Bürokrasi!

Yasir Armağan, Güzel İnsan Ve Uyuşuk Bürokrasi!

İnnalillahi ve inna ileyhi raciun.

                Ölüm Allah’ın emri ama böyle ölüm Yasir’e hiç yakışmadı! Daha doğrusu Yasir böyle ölümü hak etmedi, hak edecek bir şey yapmadı. Bu ne biçim piyango! Yasir böyle bir piyangonun şanslısı olmamalıydı! Mutlaka diğer arkadaşları da hak etmemişti böyle bir sonu!

Sevgili öğrencim…

                Öğrencilerimin hepsi iyiydi. Allah yollarını açık etsin. Yasir farklı olanlardan biriydi. Akıllı, çalışkan ve dürüst bir öğrencimdi. Özel sınıfımızda bir yıl dersine girdim, sınıftaki varlığı beni her zaman memnun etmiştir. Ben kendisinden razı oldum Allah da ondan razı olsun.

                Uzun bir aradan sonra geçen yıl görüşmüştük. Öğretim üyesi olduğunu söyleyince çok sevinmiştim. Yolum Eskişehir’e düşünce mutlaka uğrayacağımı söyleyince çok sevinmişti. Ama şimdi merhum Yasir oldu ve bir daha görüşmemek üzere ebedi âleme uğurladık. Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

                Ölüm haktır. Ömür de bellidir ama ölümün zamanını biz bilemeyiz. Bilinmemesinin sonsuz hikmetleri vardır. Bir söz vardır; “azrail vurunca pençe, bakmaz ihtiyar gence.” Ancak ölümün böylesi kabullenmesi çok zor, çok ağır bir durumdur. Yasir böyle bir ölüm için en son insanlardan biriydi. Gerçi hiç kimse böyle bir ölümü hak etmiyor. Diğer üç arkadaşının da hak etmediği  gibi. Allah diğer üç merhuma da rahmet eylesin. Bu tür ölümlerin hikmetini biz bilemiyoruz ama ölümün kahpeliğini ve ihmalleri anlayabiliyoruz. Kader böyleydi diyoruz demesine de katil ne oluyor, niye insanlar katlediliyor?

“Öldürmeyeceksin” diyor Allah yüce kitabında!

Öldürmemek farz kılınmış insanoğluna.

                Eeee. O halde neden öldürüyor bu insanlar birbirini? Allah’ın emrine karşı çıkılmıyor mu, bu fiil işlenerek? Bu emre uymayan cehennemlik olmuyor mu? Hangi psikoloji bu lanetlenmiş fiili işletiyor insana? Elbette Allah’ın kesin emrine karşı çıkan cezasını çekecektir. Bu gerçek ortadayken, Müslümanım diyen ve bu fiili işlemeden önce bizim de Müslümanlığına şahitlik yapacağımız insanlar nasıl öldürüyor, nasıl can alıyor?

                Nasıl bir Müslümanlık bu? Nerede bu toplumun alimleri, tarikatları, eğitim kurumları, Mevlana-Yunus Emre simsarları(!), tekkeler, camiler, üniversiteler..! Siz ne iş yaparsınız arkadaşlar, Müslümanlar? Bu tür olayların sorumlusu sizsiniz, kıvırtıp suçu devlete atamazsınız. Çünkü devlet; sorumluluk sahibi olan herkestir. Elbette baş sorumlu birinci derecede iktidar, ikinci derecede baş muhalefet, sonra siyasiler (proje üretemeyenler), ebeveynler ve bu devletten maaş alıp görevini yapmayanlardır. Bu tür hastalıklı yapıdan dolayı ölümle ve kazalarla karşı karşıya kalanların hepsi görevini yapmayanlardan hakkını alacaktır. Timsah gözyaşı dökmeye, temennilerde bulunmaya gerek yok. Mızrak çuvala sığmıyor artık. Benim bu tür olaylarda bir dahilim var mı demek zorundadır buluğ çağını aşmış herkes. Ne demek istediğim herhalde anlaşılmıştır!

                Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde gerçekleşen bu menfur olay henüz çok yeni, adliyeye intikal etmiş, olayın geçmişi ve içeriği hakkında fazla bir bilgimiz yok. Yargının yapacağı açıklamadan sonra daha geniş bir malumata sahip olacağız. Ancak olayın gelişiminde FETÖ terör örgütünün adı geçiyor. Üniversite yönetiminin ihmali dillendiriliyor, ister istemez. FETÖ terör örgütüyle alakalı bir hadisenin yüze göze bulaştırılmasının bir sonucu olarak dört insanın katledilmesiyle karşı karşıya olduğumuz gözüküyor.

                Evet, Türkiye, 40 yıldır altyapısını oluşturup 15 Temmuzda son darbeyi vurmaya, ülkemizi ve beraberinde İslam âlemini emperyalistlere altın tepside sunmaya kalkan bir terör örgütüyle karşı karşıya kalmıştır. Daha önce pek çok kez yazdığım gibi milli kurtuluş savaşı gibi bir kurtuluş savaşı verildi 15 Temmuz’da. Tıpkı kurtuluş savaşında olduğu gibi milli mücadele kazanıldı ama kanserin kökleri temizlenmedi. O yüzden birinci kurtuluş savaşı için “yeniden bir milli mücadele” gerektiği 40 yıldır dillendiriliyor değişik platformlarda. FETÖ olayını da bunun dışında göremeyiz. FETÖ’ün teşhisi doğru yapıldı, tedavisi yanlış yapılıyor. FETÖ ile mücadelede, FETÖ’cü hainler kadar bulanık suda balık avlamaya çalışan hainler de var. İşte temel mesele budur. Devlet;  bu olayı yanlış yönlendirenleri, bir hesaplaşma fırsatına dönüştürenleri, bir makam kapma aracı olarak kullanmaya çalışanları da aynı şekilde yargılamalıdır. Yoksa mağdurlar adaleti kendi elleriyle gerçekleştirme yanlışına düşerler ve bu tür vahim hadiselerle karşılaşmaktan beri olamayız. Bunun mağduriyeti de asla giderilemez.

FETÖ mensuplarının analizi doğru yapılmıştı devlet tarafından. Piramide benzetilen FETÖ yapılanması doğru bir benzetmeydi. Peki, niye bu piramidin parçaları doğru düzgün ayıklanamıyor? Niye kurunun yanında yanan yaşlar için hala tedbir alınmıyor? “Üstü ihanet, ortası ticaret, altı ibadet (bir nevi masumların oluşturduğu kısım)” olan bu yapı ile mücadelede niye sapla saman birbirine karıştırılıyor, ötekileştirdiklerimizin sayısını artırıyoruz. Devlet düşmanlarını sayısını kendi elimizle niye artırıyoruz? Bindiğimiz dalı kesiyoruz!

                Bu gidişle devlet ayağına sıkıyor! Devlet, zorla yeraltına itiyor insanları. Devlet derken; hain, ehil olmayan yöneticiler ve kapasitesiz politikacılar yapıyor bu işi. FETÖ ile mücadelede vatandaşlar sloganla değil, ilimle devletin yanına çekilmeli. “Öteki sayısını” azaltmak zorundayız.

                Sevgili Yasir ve arkadaşları… Hak etmediğiniz bir şekilde hunharca katledildiniz.  Allah inşallah şehitlik mertebesine ulaştırır sizleri. Çünkü siz ilimle meşguldünüz.

Mekânınız cennet olsun.  

Yakınlarınıza, severinize başsağlığı ve sabır diliyorum.

Milletimizin başı sağ olsun.

İsmet YALÇINKAYA

06/04/2018