SAFİYE -10. Bölüm- Ben O’nu Seviyorum

SAFİYE -10. Bölüm-

Ben O’nu Seviyorum

 

Kısa zamanda söz kesildi. Ahmet Efendi’nin ahirete intikalinden sonra eve bir gelin gelmişti. Bir gelin daha gelse evde bereket gelirdi. Hele bu akrabaysa bereketi kat kat daha artardı. Buna o kadar inanıyordu Yalçın ailesi. Ahmet Efendi’nin yokluğu zor iken iki gelin ile İrebiç Hanım’ın yükü azalacaktı. Tahsin, Hatice ile evlenmişti. Hatice dik başlı. Okuma yazması olmayan ama her şeyi bildiğini sanan ve hep benim dediğim olacak havasında olan Tahsin ile aynı kafada insandı. Zaten O’nun için aşık olmuşlardı. “Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” sözünü boşuna dememişlerdi atalarımız. Safiye de O’nun kadar olmasa da kendini ezdirmeyen ama hakkını savunmasını da bilen insandı. Hele de İrebiç ablasının desteğini aldığını hissetmek kendine olan güvenini de artırıyordu.

Hüseyin ile Safiye işte bu ortamda evleniyorlardı.

Söz kesildikten sonra, önce şerbetler içildi. Söz kesildikten sonra oğlan evi kız evine şeker yollar, bu şeker ile şerbetler yapılarak belirlenen günde oğlan evi kız evine giderek şerbetler içilir, lokumlar yenir, şekerler ikram edilir ve en sonra da “bir yastıkta kocasınlar, çocukları vatana millete faydalı olsun, hayatları şeker gibi, lokum gibi şerbet gibi tatlı olsun.” duaları edilirdi. Pazar’a ait bu gelenek Tokat veya Turhal’da bile pek bilinmezdi. Bu geleneği öğrenenler veya misafir olarak orada bulunanlar çok beğenir ve gittikleri memleketlerinde anlatırlardı. Safiye ve Hüseyin’in şerbeti de 70 sene sonra bile anlatılacak ve “Şerbet içme merasimi” 70 sene sonra bile 2020’li senelerde devam edecekti.

Hüseyin geleneklerine göre şerbet içme merasiminden bir bardak şerbet kaçırarak kendisine getirip yüklü bir bahşiş verdiği arkadaşı Mehmet’in, kendisine getirdiği kırmızı boyalı şerbeti içerken içinden de “Allah’ım Safiye’yi bana nasip ettiğin için sana şükürler olsun. Ağzımızın tadını bozmasın kaderimiz, hayatımız şerbet gibi tatlı olsun, böyle tatlı çocuklarımız olsun, kötü niyetli insanları şeytandan ve yuvamızdan uzak tut. Dedem Seyyid Ali’nin hatırına bana ve Safiye’ye mutluluk ver.” diye dualar etti.

Bir ay sonra “ayak açma” töreni yapıldı oğlan evinden insanlar elbise, ayakkabı, para gibi hediyeler ile kız evine giderek gülerek oynadılar, sohbetler ettiler, çaylar içtiler, geline getirdikleri hediyeleri verdiler. Bu tören daha çok erkek evinin en yakın akrabaları komşu ve ahbaplarının katıldığı ve en fazla 20 veya 30 kişinin katıldığı tören veya töreydi. Bu hediyeler saklanır ve evlenince kız evinden erkek evine getirilirdi. Amaç erkek evi ile kız evinin akrabalarının kaynaşması idi. Bu törenlerde erkek evlat sahipleri gelinlik kızları uzaktan fark ettirmeden inceler ve oğullarına tavsiye ederlerdi. Oğlan ve kızın birbirini tanımadığı “görücü usulü” denen usülde genelde kaynanalar oğullarına kızları böyle seçerlerdi.

Sonra bir kaç ay geçince Safiye ve Hüseyin’in nişan töreni Pazar’da bir düğün salonunda yapıldı.

Evlenmeye, yani düğüne yakın zamanda Pazar’daki geleneklere göre damadın arkadaşları damadı hamama götürür ve güle oynaya yıkanırlardı. Askere giderken, sünnet düğünlerinde hamama gitmenin çok önemi vardı.

Pazar küçük yer olmasına rağmen merkezde 1 tane, Safiye’nin köyü olan Beyobası köyünde kullanılmaz halde bir tarihi hamam ve Erkilet köyünde de 1 tarihi hamam vardı. Yani Pazar çok geçmiş tarihlerde kurulmuş, hanları, hamamları ve camileri ile temizliğe, ibadete ve misafir ağırlamaya önem veren, insanları ve yöneticileri ile gerçek manada misafirlerini ağırlayan insanlardı.

Çok evde Hüseyin’in evlendiği zaman banyo yoktu. İnsanlar sobada ısıttıkları sularda, yatak odalarının bir köşesinde yaptıkların çağ dedikleri duşabakin gibi ama cam bölme olmayan köşelerinde yıkanırlardı yaz kış. Hüseyin’in, Safiye’nin yaşadıkları evler de böyleydi. Nasıl olsa tarla ve bahçelerinin köşelerinde kenarlarında kuruyan ağaçlardan, budanan meyve ağaçlarından biriktirdikleri odunlar, çalılar onların ekmek yapmalarına, yemek yapmalarına, kuzineli sobalarda fırınlarda börek, baklava yapmalarına yeter de artardı bile. Doğal ortamlarda doğal beslenen Pazar halkının sevgisi, misafirperverliği de doğaldı yani.

Hüseyin evde banyo olmadığından kışın her hafta Pazar’ın bu tarihi hamamına giderdi babası ile sağlığında babası ile ve kardeşleri ile babası ölünce de küçük kardeşi Osman ile bazen de üç kardeş giderlerdi.

DEVAM EDECEK