BU NE İLGİ AH!…

BU NE İLGİ AH!…

“Bahçe kapısına varmadan daha” der şair, “Baygın kokusu ıhlamurun” öğretmenevinin bahçe kapısından girmemle Mustafa Çakır ve Naim Yıldızla karşılaşmam bir oldu… Eski öğrencilerimden Mustafa ile Naim’in sıkı arkadaşlıklarını bilirim. Şu anda emekliliklerini yaşayan bu gençler iş hayatında devletin önemli görevlerinde bulunmalarına rağmen eski öğretmenlerine karşı saygılarını hep korumuşlardır.

Her karşılaşmamızda ortaokul yıllarındaki öğrencim kimliklerine bürünür, sevgi ve saygılarını üst düzeyde hissettirirler. Onlar ne kadar halen öğrencimmiş gibi davranırlarsa ben de onlar ve diğer öğrencilerimin tümüne karşı tükenmeyen sevgi duyarım.

Hal hatır ve iltifatlı cümlelerden sonra beraberliklerine sıkça tanık olduğum sevgili Turan Özyurt’u sordum. “O da buralarda “ dediler. Turan Bey, öğrencim değil ama önceleri briç, sonra stadda yürüyüş arkadaşı olmuştuk. İki adım sonra uzun zamandır görmediğim Turan Beyle görüşüp hasret giderdik. Kısa zaman önce maalesef eşini kaybeden arkadaşıma tesellimizi kendimizde, özümüzde aramamızı söyledim ve bu sözlerim kabul gördü.

İlerde beni beklediğini söyleyen eski öğrencilerimden emekli edebiyat öğretmeni Ruhi Çapanoğlu ile buluştuk. Aydınlığa Doğru kitabımı neden geciktirdiğini açıklayıp hasta annesine yetişmek için izin istedi.

İçeri girdim. Dört beş kişilik ve de ayrılmaz gurubun sipariş ettikleri yazının encamı sorgusuyla karşılaştım. Baktım Tokat Gazetesi ellerinde. “İyice bakın bakalım. Bu gün çıkmış olabilir” dedim. Baktılar ve “Mustafa’nın Sorunu” başlıklı yazımı buldular.

Okuma bölümünün kapısında “Nerde kaldın ağabey?” diyen Osman Kablan ve yanındaki aziz dostum, tavla şampiyonu Mehmet Tapar’ı, beni beklerlerken buldum. Tokat Gazetesi yazı işleri müdürü sevgili Fatih Kılıç’ın çayını içmeye gidecekmişiz.

Peş peşe düşüp tam çıkmak üzere iken yine eski öğrencilerimden sevgili Durmuş Polat kesti yolumu. “Hocam, arkadaşlarımla tanıştıracağım, bir çay içer miyiz?” ricasıyla karşılaştım. “Arkadaşlarımla bir yere uğrayacağız. Dönüşte otursak olmaz mı?” Fazla ısrar edemedi Durmuş, üzüldü.

Tapar ve Kablan’a durumu anlatınca “Fatih’e sonra da gideriz” kararını alıp Durmuş’a tekrar döndüm. Birer çay içip kısa bir sohbetten sonra Durmuş ve arkadaşlarının izin isteyip ayrılmalarıyla biz de Tokat Gazetesi’nin yolunu tuttuk gönül rahatlığıyla.

Gazetedeki esprili, takılmalı ve doyumsuz sohbet sonrası evimize, öğretmenevimize dönmeler, mutat oyunumuza, tavla oyunumuza kaldığımız yerden devam etmeler.

Bu günkü karşılaşma ve sohbetlerimden keyif aldım. Sevindim. Paylaşmak istedim... Sevgili Kablanla oynadığımız son tavla oyununun sonucunu söylemeyeceğim.

Övünmeyi sevmem.